Pera Müzesi yeni sergisi Zevk Meselesi’ni sanatseverlerle buluşturdu. Sergi, kitsch kavramının bugünkü zengin kullanımlarını araştırırken bir dizi soruyu da gündeme getiriyor: Çeşitlilik, belirsizlik ve tanımsızlığın kutsandığı günümüzde kitsch, bu değerleri ileriye taşıyacak bir araç olabilir mi? Avangard ve kitsch’i birbirinin karşısına koymak yerine yan yana düşünmek, kitle kültürünü hafif, banal ve aşağı görmek yerine, güncel sanatın bu kolektif kültürle ilişkilerine yakından bakarak aralarındaki bağları keşfetmeye çalışmak, süregelen sınıflı toplumsal yapıyı biraz olsun sarsabilir mi? Beğeniyi sınıfsal bir gösterge olarak tanımlamamak mümkün olabilir mi?
Kitsch’in kapsayıcı potansiyelinden ilham alan Zevk Meselesi, 13 sanatçı ve kolektifin işlerini bir araya getiriyor. Ulya Soley küratörlüğünde düzenlenen sergide, Alex Da Corte & Jayson Musson, Bruno Miguel, Cameron Askin, FAILE, Farah Al Qasimi, Gülsün Karamustafa, Hayırlı Evlat, Miao Ying, Nick Cave, Olia Lialina & Mike Tyka, Pierre et Gilles, Slavs and Tatars ve Volkan Aslan’ın yapıtları yer alıyor.
Kapsayıcı bir görsellik
Zevk Meselesi, “Güzellik ve beğeni kavramları, alt sınıf-üst sınıf, kitle kültürü-yüksek kültür gibi hiyerarşilerin olmadığı, daha kapsayıcı bir gelecek için tartışmaya açılabilir mi?” sorusundan yola çıkıyor. Sergideki yapıtlar, bazen çiçeklerin arasında sahne kostümüyle resmedilen ihtişamlı bir diva, bazen rengârenk şişelerin içinde bir rüya çorbasına dönüşen sahte parfümler, bazen de farklı coğrafyalarda turşu suyuna atfedilen farklı anlamlar aracılığıyla “yüksek sanat” ile “kitle kültürü” arasındaki muğlaklaşan sınırları ele alıyor ve estetik anlayışın Doğu ve Batı’ya atfedilen değerlerine bakıyor. Sergi, internette sıkça karşımıza çıkan ikonik öğelerle şekillenen görsel dilin sanatla kurduğu ilişki aracılığıyla, kitsch kavramının bugünkü zengin kullanımlarını araştırmayı hedefliyor.
az kötüyse berbat, çok kötüyse havalı
“Sistemin boşluklarına sızıyor”
Serginin küratörü Ulya Soley, kitsch için kullanılagelen sıfatların çoğunun olumsuz olduğunu belirterek şu değerlendirmede bulunuyor: “Kitsch, bazılarına göre çirkinliği ve bayağılığı kavramsallaştırarak güzelin mertebesine erişiyor, bazılarına göre ise güzelin tanımını sarsarak kendine alan açıyor. Yöntemi ne olursa olsun, kitsch, sistemin boşluklarına sızarak izleyiciyi etkilemeyi sürdürüyor.”
Yüksek sanat ve kitle kültürü arasındaki sınırların muğlaklaştığı günümüzde, güncel sanatın eril ve seçkinci tarihini geride bırakarak daha kapsayıcı reflekslerle donandığına dikkat çeken küratör, “Ödünç alan, tekrar eden, değiştirip yeniden sunan güncel sanat pratikleri, kitsch’in kapsayıcı ve farklı renklere sahip çıkan yapısından ilham alarak toplumsal hareketlerle iç içe evriliyor. Beğeni, yüksek ve aşağı kültürün sınırlarını tam olarak tarif etmeden göstergeler üzerinden belirlerken, kitsch bu sınırları esnetiyor ve iki taraf arasındaki gri bölgeyi genişletiyor” diyor ve ekliyor: “Zevk Meselesi, zevkleri daha kapsayıcı bir gelecek için tartışmaya açmayı hedefliyor.”
Ulya Soley, sergi kataloğundaki metninde, tanımlaması çok güç bir kavram olarak karşımıza çıkan kitsch’in, tarihsel olarak nasıl tartışıldığını ele aldıktan sonra, serginin sanatçılarıyla diyalog içinde kitsch kavramının bugünkü kullanımlarına değiniyor. Ruth Holliday ve Tracey Potts’un makalesi kendine has fakat evrilen bir tarihe sahip olan kitsch’in, sergide çok çeşitli ve neşeli biçimlerde vücut bulan doğasına odaklanıyor. Chus Martinez, doğa ve kent, kitsch ve modernizm gibi karşıtlıkları bugünün sanat üretimi üzerinden okuyor. Melis Tezkan ise kişisel hikâye ve nesnelerden yola çıkan bir kitsch envanteri sunarak kitsch kavramının tanımlaması güç doğasını ortaya koyuyor. Katalog, metinlerin yanı sıra sergilenen yapıtların görsellerini ve biriken sanatçı ikilisinin hazırladığı bir posteri içeriyor.
Zevk Meselesi sergisi, 6 Haziran 2021 tarihine kadar Pera Müzesi’nin 4. ve 5. katlarında ziyaret edilebilir. Pera Müzesi Salı’dan Cuma’ya 11.00 – 18.00 saatleri arasında gezilebilir. Müze Cuma günleri 16.00 – 18.00 arası tüm ziyaretçilere, Çarşamba günleri ise “Genç Çarşamba” kapsamında tüm öğrencilere ücretsiz!
Sınıfsal Bir Gösterge Olarak Beğeni
Uzun zamandır kitsch kavramı üzerine düşünen ve üreten Gülsün Karamustafa sergide, Kaplaniye, Karpuz Halısı, Uçuş ve Sarmal başlıklı eserleriyle yer alıyor. Sanatçının 1980’lerde filmlerin sanat yönetmenliğini üstlendiği süreçte, evlerden topladığı kumaşlarla yaptığı kolajlar, köy estetiğinin kente taşındığı örneklerden oluşuyor.
Brezilyalı sanatçı Bruno Miguel’in Yemek Odasındaki Bu İnsanlar adlı heykel yerleştirmesi, ulaşılması güç sınıfın temsili olan porselenler ile kitle kültürü tarafından benimsenen neon renkli palmiyeleri yemek masasında bir araya getiriyor. Heykellerin her biri, sanatçının müzayedelerden ve bit pazarlarından topladığı porselenleri köpük, tel, kâğıt hamuru gibi malzemeler ve çarpıcı renkler kullanarak dönüştürdüğü, yapay ve doğalı, taklit ve gerçeği aynı anda çağrıştıran melez formlarda sunuluyor.
Benzer şekilde buluntu porselenleri üretimlerinde sık sık kullanan Volkan Aslan ise, Suna ve İnan Kıraç Vakfı’nın üç ana koleksiyonundan biri olan Kütahya Çini ve Seramikleri’nden ilhamla sergiye özgü bir yerleştirme üretti. Sanatçının üretimleriyle koleksiyondaki eserleri bazen ayırt edilemeyecek kadar birbirine yaklaştıran bu yerleştirme, sanat ve zanaati bir araya getiriyor, orijinal ve kopya, gerçek ve sahte gibi karşıt düşünülegelen kavramların sorgulandığı bir platforma dönüşüyor.
Sergide dağınık halde sergilenen ve ‘melankolik kitsch’ kavramıyla bağlantı kuran cezaevi işi boncuk koleksiyonu, 1900’lerin başından 90’lara kadar cezaevlerinde mahkumlar tarafından yapılmış çeşitli boncuk işlerinden oluşuyor. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından İngiliz esir kamplarında hüküm giyen askerler tarafından başlatılan bu gelenek, bugün Türkiye’deki cezaevlerinde hala devam ediyor. Sergi, güncel sanat bağlamında kitsch’e bakarken, bu koleksiyon aracılığıyla da güçlü bir hikâyeye sahip gündelik nesnelerde kitsch’in izini sürmeye devam ediyor.
Küresel Dünyanın Dikdörtgen Haritaları
Doğusporları adlı video yerleştirme, sanatçı Alex Da Corte’nin yönetmenliğini, Art Thoughtz başlıklı web serisiyle tanınan Jason Musson’un metniyle buluşturuyor. Sanat teorisinden sosyal medyanın banalliğine, sınıf, ırk, toplumsal cinsiyet ve tüketim kültürü üzerine teatral yorumlar sunan çalışmada; yoga yapan, selfie çeken kadınlar, at binen bir adam, karaoke yapanlar, kaykaycılar, mumya, cadı gibi gerçek ve gerçeküstü karakterler, kostümleriyle arka plana karışıyor.
Sanatçı kolektifi Slavs and Tatars’ın Turşu Politikaları serisi, çürüme, yozlaşma, ekşime gibi iki anlamda kullanılan ifadeler üzerinden fermantasyon sürecinin sembolizmini araştırıyor. Doğu’da akşamdan kalmaya iyi geldiği düşünülen ve genelde ev yapımı olarak satılan turşu suyu, Batı’da bir sporcu içeceği olarak pazarlanıyor; Doğu’nun yenik düşmüş melankolik duruşuna karşın, Batı her zaman pozitif bir tavır takınıyor. Slavs and Tatars, turşu suyunu kültürel farklılıkları okuyabilmek için bir mecra olarak kullanıyor. Yerleştirmenin bir parçası olan Brine and Punishment [Turşu Suyu ve Ceza] adlı turşu suyu otomatı ise sanatçıların tasarladığı şişelerde ziyaretçilere turşu suyu sunuyor.
Sanatçı ikilisi FAILE, Mabet adlı projelerinde 2016 yılında gerçekleştirdikleri bir yerleştirmeyi sergi için yeniden düzenliyor. Yol kenarı mabedi, dua çarkı, tapınaklar gibi farklı ibadet öğelerinden ilham alan ve bu yapıları güncel bir görsel dille yeniden ele alan sanatçılar ilahi olanla gündeliği bir arada düşünüyor. Mabet, sınıfsal farklılık gözetmeksizin paylaşılan anılar ve öngörülemeyen geleceklerin herkesi ortak paydada buluşturabilecek kurgusal bir hafıza mekânı olarak niteleniyor.
Farah Al Qasimi’nin Rüya Çorbası adlı videosu, Birleşik Arap Emirlikleri’nde sahte parfüm üreten bir dükkânda geçiyor. Feminizm, Pembe Esinti, Yalnızca O, Kusursuz, Hoş Hanımefendi, Hassas Duygular, Aşırı Mutluluk, Sevilen, Arzu gibi isimlere sahip kadın parfümleri ile Maço Adam ve Erkeklik adlı erkek parfümlerinin üretildiği bu son derece dağınık dükkânda, renkli sıvılar, altınlarla bezenmiş rengârenk parfüm şişelerine aktarılıyor. Tanınmış markaların reklam afişleri, bu parfümlerin yapılış sürecinin de çok farklı olmadığını hatırlatıyor. Sergide ayrıca Farah Al Qasimi’nin fotoğraf çalışmaları da yer alıyor.
Eril ve Seçkinci Kültüre Şenlikli Yanıtlar
Sanatçı ikilisi Pierre et Gilles, arkadaşlarının ve ünlü figürlerin stüdyo fotoğraflarından yola çıkan çok katmanlı işler üretiyor. Sergide yer alan çalışmalardan Çiçekler ve Gözyaşları, showgirl Lolly Wish’i pembe ve mor çiçeklerin arasından sahne kostümüyle ihtişamlı ve ikonik bir pozda resmediyor. Sihirli Ayna, moda tasarımcısı Olivier Rousteing’i altın yaldızlı bir aynada kendine bakarken betimliyor. İkarus, Yol Gösteren Kuş ise dansçı Jonathan Forte Scannapieco’nun Yunan mitolojisinde Güneş’e çok yakın uçtuğu için kanatları yanan İkarus’tan esinlenerek yapılan bir portresini sunuyor.
Sanatçı ve dansçı Nick Cave, 1992 yılından beri Soundsuit [Ses-giysisi] adını verdiği, giyildiğinde ses çıkaran kostümler tasarlıyor. Bugüne dek 500’ün üzerinde kostüm tasarlayan sanatçı; tüy, boncuk, saç, plastik düğme gibi gündelik malzemelerden ürettiği bu kostümlerle ırk, cinsiyet, sınıf gibi kimliğe dair göstergeleri görünmez kılıyor. Sergide yer alan, kostümlerin birer performansa dönüştüğü Drive-by [Sür-Geç] adlı videoda, hiçliğin ortasında müzik eşliğinde özgürce dans eden figürler görüyoruz.
Hayırlı Evlat’ın Bırak Kendini adlı çalışması, anket sonuçlarına göre yıllardır Türkiye’nin en mutlu şehri seçilen Sinop için yazılmış bir pop şarkısı ve video klip. Hayırlı Evlat’ın Sinoplulara yönelttiği soruların yanıtlarına göre, turizm şirketlerinin işine yarayan bu istatistik gerçeği yansıtmıyor. Türkiye’nin siyasi ortamında mutlu olmayı “yumuşak bir direniş” olarak tarif eden Hayırlı Evlat, klipte ortaya koyulan sahte oyunculukla turizm reklamlarındaki mutluluk tablolarına gönderme yapıyor.
İnternet Kültürü ve Dijital Folklor
Miao Ying’in Aradığın Ben Miyim? başlıklı video çalışması, adını Lionel Richie’nin Hello şarkısının sözlerinden alıyor. Sanatçı, kendisinin Çin’deki internetle kurduğu ilişki ile klipteki görme engelli kadının Lionel Richie ile kurduğu ilişki arasında paralellik kuruyor. Çin’de erişilemeyen popüler platformlar arasında Facebook, YouTube ve Twitter da var. İnternete “Çin Güvenlik Seddi” veya “çinternet” gibi isimler takılmasına sebep olan bu durumu ele alan video, sansürlenmiş sayfaların ekran görüntülerinden oluşturulan GIF’leri, Çince internet şiirleriyle bir araya getiriyor.
Cameron Askin’in Cameron’un Dünyası adlı çalışması, 1994’te açılan GeoCities adlı web sayfası sağlayıcısından görsel ve metinleri bir araya getiren bir internet kolajı projesi. GeoCities, kullanıcıların kendi web sitelerini açabildiği ve bu sitelerin temalarına göre aratılabildiği ücretsiz bir platform olarak 1994-2009 yılları arasında aktif biçimde kullanıldı. Kapatıldığında en az 38 milyon web sitesine ağ sağlıyordu. “Eskinin internetine bir aşk mektubu” olan Cameron’un Dünyası, bu zengin kaynaktan binlerce ikonik arşivsel materyali bir araya getiriyor: “Yapım aşamasında” tabelaları, Furby GIF’leri, simli güller, neon gezegenler, sevgili arayanlar ve dramatik özlü sözler.
Post-internet sanatın en ikonik örneklerini üreten Olia Lialina’nın Define adlı işi ise, Blingee platformundaki GIF’lerden oluşan bir kolaj. “Dijital folklör”ün önemli bir yapıtaşı haline gelen Blingee, kullanıcıların görsellerine simli çiçekler, kalpler, mücevherler veya hareketli yazılar ekleyerek onları eğlenceli GIF’lere çevirmelerini mümkün kılıyor. Platform üzerindeki 440 mücevher animasyonunu bir araya getiren Define, parlayan, dans eden, kendi etrafında dönen bu görsellerde erken dönem hareketli GIF’lerden 2000’ler sonrasının parlak taşlı GIF’lerine geçiş sürecini de ele alıyor.
Türkiye'deki güncel fotoğraf ve mercek tabanlı sanata dair tematik bir anlatı sunmayı amaçlayan "Panorama: Hayaller…
Berlin'de Türk gecesi! Berlin Film Festivali’nde İlker Çatak’ın ‘Sarı Zarflar’ filmi, ‘Altın Ayı’ ödülünü kazandı.…
Doğa, keşif ve sadeliğin yanı sıra deneyime de önem verenlerin Karadeniz'de yeni rotası Loidevilla, bir…
Melik Kuru’nun yazıp yönettiği "İsimsiz Eserler Mezarlığı", Tallinn Black Nights Film Festivali’ndeki dünya prömiyerinin ardından…
Emin Alper'in son filmi ‘Kurtuluş’, dünya prömiyerini 76. Berlin Film Festivali’nin Ana Yarışma bölümünde gerçekleştirdi.…
İlk kez düzenlenen "Sanat Tarihi Derneği Ödülleri 2025" sahiplerini buldu. Sanat tarihi ve temas hâlindeki…