Categories: MüzikSöyleşi

Blues’in sufi hali

Ünlü neyzen Kudsi Ergüner, dünya müzik piyasasında ticari beklentiden uzak, tamamen sanatsal albümler yapan nadir müzisyenlerden biri. Ana eksen; kullandığı neyin de gücüyle sufi inançlar. Ergüner, modern sanat ve müziklere uzak kalmamayı da başarmış bir sanatçı.

Peter Gabriel’in Passion adlı soundtrack’inde (Martin Scorsese’nin Last Templation Of Christ adlı filmi) bütün dünyaya dinletti kendini. Mahmoud Tebrizizadeh ile yaptığı Oriental Dreams ve Tatyos Efendi albümleri hayli yankı uyandırdı. Ottomania albümü ile herkesi şaşırttı. Ve sırada “İslam Blues” var…

Kudsi Ergüner’i iyi takip edenler merak edebilir. Ney ile Nazım Hikmet’i aynı sahnede buluşturan, Fazıl Say’ın piyanosuna yine neyle üfleyen, Tac Mahal gösterilerinde yeni tarzlar yakalayan Kudsi Ergüner’in çeşitlilik gösteren bu yolculuklarını bilinen bir istikamete doğru gidiş olarak mı algılamak lazım, yoksa bu bir tür arayış mı?

Kudsi Ergüner sanatın içerisinde yaptığınız işle ilgili illa bir istikametin gerekli olduğuna inanmıyor. Yine de zoraki bir istikamet raporu isteniyorsa, şöyle açıklıyor:

Kudsi Ergüner

“Türkiye gibi ülkelerde insanların kültür yaşantısı oldukça sınırlı, oysa ki teknolojik gelişmelerle bugün insanların bulundukları yerden bütün kültürel faaliyetlere ulaşma imkanları var. Yani iletişimin gelişmesiyle, aynı anda bütün dünya müziklerini takip edebilme, dinleyebilme şansına sahibiz. Fakat; insanlar kendi kültürleri içerisinde, kendilerinin dışında hiçbir şeyle ilgilenmiyorlar. Halbuki geçtiğimiz devirlere bakarsanız; bizim kültürümüzde, Brezilya kültürü de dahil zengin olabilmelerinin nedeni diğer kültürlerle olan iyi ilişkileridir. Çeşitli rüzgarların getirdiği ilhamları asimile ederek yeni temaları işleyebildiler ve dolayısıyla kültürlerini zenginleştirdiler. İşte böyle bir yol ve zenginleşme imkanı varken, bugünün muhteşem iletişim olanaklarına rağmen bakıyorsunuz milletler kendi dünyalarının dışına çıkmamaya gayret gösteriyorlar.”

Bu içe kapanıklığın tehlikesine gelince; eğer kapandığınız değer hakiki ise onu muhafaza ediyorsunuz. Ama muhafaza ettiğiniz şey zaten dejenere olmuş ise ne size yaramış oluyor ne de tarihe…

İşte bu sebeplerden dolayı Kudsi Ergüner içe kapanarak, ulaşıp keşfedebileceği başka tatların önünü kapatmak istemiyor. Bu durumu sınırları açmak, sınırlardan geçmek olarak da özetlemek mümkün.

Müziğin fonksiyonu üzüntü olmamalı

Ney ile bu kadar yakın olmak ve üflemek için bir amaç edinmek gerekir mi? “Ben öyle büyük iddiaların adamı değilim” diyor Kudsi Ergüner, sebebi ise yıllardır küçük insanların büyük iddiaların arkasına sığınarak insanları, ülkeleri, hayatları dolandırmış olması.

Taç Mahal’den söz açıyor sanatçı, “O kadar yıl Hintli müzisyenlerle çalıştım ve şimdi düşünüyorum da büyük bir zevk alıyormuşum, yani her şeyden önce bu bir zevk”.

Sanatçıdan yaptığı müziğin fonksiyonunu öğrenmek istiyoruz ama o önce ‘fonksiyonu ne değildir’ den başlıyor: “Bir kere eğlence değildir”. Kudsi Ergüner; müziğin bugünkü fonksiyonu dışında insanların iç dünyasında daha başka değerleri heyecanlandırabilsin ve de daha başka düşünce alemi uyandırabilsin; müzikle daha başka his ve heyecanları, üzüntüleri yaşayabilsin istiyor. Müziğin bugünkü algılandığı fonksiyonu olan eğlence ise bazı realiteleri unutmayı sağlıyor.

Ergüner genel kabulün tersine, müziğin insanlara hiçbir şeyi unutturmamasının yanı sıra, problemleri düşünüp hatta rahatsız, huzursuz etmesi gerektiğine inanıyor. Bir hadisi hatırlatarak, hapishanede olduğumuzun, insan olanın kendi tabiatı içerisinde bir mahkum olduğunun altını çiziyor. Eğlence diye algılanan müziğin, zindanı unutturan ve de zindanın ortamına uygun olmayan tarzda olduğunu belirtiyor; olması gerekense zindanda olası bir yaşama daha uygun olan garipliği, hüznün, üzüntünün ve ‘buradan nasıl çıkabilirim’in en önde olduğu bir müzik veya düşünce ya da ruh hali.

Blues, aynı zaman da İslam’ında hüznü

Blues’e, daha doğrusu İslam Blues’e gelince: “İslam Blues”un Afro – Amerikan merkezli blues geleneğiyle hemen hiçbir bağı yok. Müziğin mistik atmosferinin, ağıtsı yanına dayanarak bir tür “İslam Blues” adı konulmuş. “İslamın hüznünü tasvir etmek diyebiliriz” diyor Kutsi Ergüner ve de ekliyor: “İslamın ezildiğine dair bir düşünce taşımıyorum, İslam kültürünün ezikliğini, doğuşundaki garipliği, zorlukları diyebiliriz sadece.” Bazı toplumların, bazı kesimleri itibariyle kendi yaşadıklarıyla bezenmiş bir alt kültür oluşturduklarının ama bu durumun Türkiye’de tam tersi olduğunun, en üstte olması ya da oluşturulması gereken kültürün, ters döndürülerek sanki ilk temel kültürümüz gibi algılandığının ve bunun da yanlış bir tutum olduğunun altını çiziyor Kudsi Ergüner ve ekliyor; “Bununla birlikte bahsettiğim alt kültürü Türkiye’de yaşayan da yok.”

Ergüner, yeni albümde vokal kullanmasının sorulmasını anlamadığını, bundan önceki bir kaç albümde daha vokal kullandığını söylüyor. Sufi müziğinde, müzik kadar şiirinde öneminden bahseden sanatçı bu yüzden Hz. Muhammed’in doğduğu döneme geri gidip, ona yazılan övgü dolu şiirleri, onun hayatından kesitleri çoğu parçanın sözleri olarak kullanmış. Bu sözler de Yunus Balcıoğlu ve Halil Neciboğlu tarafından, birer özgün kaside gibi söylenmiş.

“Bizim insanımız en iyi etiketten anlıyor”

“Şöhret bir beladır” diyen Kudsi Ergüner, şöhret olmak istemediğini söylüyor. Yunus Emre albümü Fransa’da en iyi 50 albüm arasına giren Ergüner, Türkiye’de de verilmesi gereken bir kıymet varsa -ki kıymetliysem diye ekliyor- verildiğini ifade ediyor.

Sadece bazı toplumların yanlarında olanların kıymetini bilmediği gibi, uzakta olanı çok değerli kılmalarının garipliğine değiniyor. Bu durumun kendisi için geçerli olup olmadığını ise bilmiyor!

“Bildiğiniz var mı?” deyince, ünlü klarnetçi Mustafa Kandıralı’yı örnek veriyor: “Türkiye’nin elit tabakası mesela; her şeyi Avrupa’dan gördüğü için Amerikalı klarnetçi Benny Gutmeen’in yanına gitseniz o da Mustafa Kandıralı’dan bahseder size, yani bizim içimizde olduğu için kıymetini bilemiyoruz. Bizim insanımızın bir kısmı sanattan anladığı için takip ediyor, diğer kısmın en iyi anladığı ise sadece etiket, işte onun için ben meşhur ya da şöhret olmak istemiyorum.” Avrupa’da yaşamasının herhangi bir nedeni olmadığının altını çizen Ergüner, sohbetimizi “nasip böyleymiş” diyerek bitiriyor.

Kürşat Okutmuş

Journalist Author. TV News Editor.

Recent Posts

Güncel Fotoğrafa Panoramik Bir Bakış

Türkiye'deki güncel fotoğraf ve mercek tabanlı sanata dair tematik bir anlatı sunmayı amaçlayan "Panorama: Hayaller…

3 ay ago

Berlin’de Sahne Bizim Hikayelerin

Berlin'de Türk gecesi! Berlin Film Festivali’nde İlker Çatak’ın ‘Sarı Zarflar’ filmi, ‘Altın Ayı’ ödülünü kazandı.…

3 ay ago

Zamansız bir Karadeniz anlatısı: Loidevilla

Doğa, keşif ve sadeliğin yanı sıra deneyime de önem verenlerin Karadeniz'de yeni rotası Loidevilla, bir…

3 ay ago

‘İsimsiz Eserler Mezarlığı’ Slamdance’te yarışacak

Melik Kuru’nun yazıp yönettiği "İsimsiz Eserler Mezarlığı", Tallinn Black Nights Film Festivali’ndeki dünya prömiyerinin ardından…

3 ay ago

‘Kurtuluş’ dünya prömiyerini Berlinale’de yaptı

Emin Alper'in son filmi ‘Kurtuluş’, dünya prömiyerini 76. Berlin Film Festivali’nin Ana Yarışma bölümünde gerçekleştirdi.…

3 ay ago

Sanat Tarihi Derneği’nden 11 Dalda Ödül

İlk kez düzenlenen "Sanat Tarihi Derneği Ödülleri 2025" sahiplerini buldu. Sanat tarihi ve temas hâlindeki…

3 ay ago