“Neler oluyor bize?” fırtınası dinmeden, Beyoğlu’nda buluştuk İlhan Şeşen’le… Plansız ve rotasızdık… Gümüşsuyu’na doğru yürüdük. Rampalar aştık, yokuşlar çıktık. Bir müzisyenin hayatı gibiydi bu sokaklar. Semtin dik merdivenlerine ‘bana mısın’ demedi amca. Zirvede olmak iyi gelmiş olmalı. 50’den sonra gelen şöhreti konuştuk yol boyunca…
Dünü, bugünü, Grup Gündoğarken’i sordum…
Aşkı, şiiri, müziği, hatta yeğenleri sordum…
– Neler oluyor bize?
– Amacım toplumun tamamına böyle bir soru sordurmak değildi ama fena da olmadı. Bu soruyu sormanın zamanı gelmiş demek ki! Faydalı bir soru… Zararı yok yani…
– En son bu soruyu hayatın içinde ne zaman sordu İlhan Şeşen?
– Mesela bugün, seninle buluşmaya gelirken. 60’lardan beri Kızıltoprak’ta yaşıyorum. Bugün oradan geçerken Kurbağalı derenin o pis halini görünce irkildim bir kez daha. Nasıl bu hale getirdik burayı. O derenin temizlenmesi için üzerime ne düşerse yapmak isterim. Sürekli ‘neler olmuş?’ demenin bir alemi yok, bir şeyler yapmaya başlamak lazım.
– Baba, abi, değil de amca… Daha sevecen sanki… Değil mi?
– Yeğenlerden kaynaklanıyor. Onlar amca demekten vazgeçmediler. Küçükken de amca derlerdi, büyüyünce de devam ettiler. Bu yüzden sektörde, müzisyenler arasında amca olarak kaldım. Hiç rahatsız olmadım.
– Yorgun amca, bu patlayan ve büyüyen ilgiye ne kadar daha dayanabilecek?
– Şarkının bu kadar sevilmesi, beğenilmesi… Sonra en çok satan albüm olması… Şaşırdım doğrusu. Her şeyin fazlası zarar derler. Sevginin de öyle. 53 yaşından sonra gelen şöhret ve ünü kaldırabilirim, orada sorun yok. Ama bu sevgiyi hak ettiğimi kendime ispatlamalıyım önce.
– Geç gelen şöhret, can sıkar mı? Siz de etkisi nasıl oldu?
– Geç gelen bir şöhret diye düşünülüyor ama geç değil, zamanında… Genç yaşlar yerine, şu an ki tecrübelerimle bu durumu karşılamayı tercih ederdim yine. Şöhret dediğiniz şey, -varsa gerçekten- olgunlukla daha güzel karşılanıyor.
– Bu soru lütfen aramızda kalsın! Grup Gündoğan’dan, yeğenlerden sıkıldığınız oluyor muydu?
– Tamam söz! Ekip çalışması sırasında insanlar tabii ki birbirlerinden biraz sıkılıyorlar. Ama bu albüm öyle bir sıkılganlığın ürünü değil. Eğer öyle olsaydı güzel olmazdı. Ve her şey güzel gidiyordu grup olarak. İstanbul-Atina-İstanbul albümü mesela. Harika bir iş oldu.
– O albüm arada kaynadı gitti galiba…
– Kendi albümümden daha çok İstanbul-Atina-İstanbul albümünün dinlenmesini istiyorum. Bence o daha önemli bir albüm.
– Yeğenleri nasıl kandırdınız?
– Solo albüm fikri çıkınca, ben önce “olmaz” dedim. Sonra bir şarkı kaydedelim dediler, ben de kaydettim. Ali Osman Erbaşı öyle bir şey çaldırdı ki, ortaya çıkanı gördükten sonra geri dönmemizin imkânı olmadığını anladım. Hemen gittim bizim çocuklara ve olan biteni anlattım. Bakın dedim, ben bir şeyler yapmaya başladım, olay yavaş yavaş ciddileşiyor dedim… Asla kötü bir niyet taşımadan “biz yokuz, sen yap” dediler. Sonuçta böyle bir iç huzur ile özgürce yaptığım bir albüm oldu.
– Hem eski bir öğretmen, hem de eski bir hukukçusunuz aynı zamanda… Müziğe, adalete, olan bitene… Not vermek ister misiniz?
– Benim notum biraz boldur. Hocalık yaptığım zamanda da aynıydı, öğrencinin kağıdı ile oynayıp beş verirdim. Çok sevinirdi çocuklar. Mahcup olmamak için daha da asılırlardı derslere. Dolayısıyla benden kötü not bekleme. Türkiye’nin notu, müzikte yedidir şu anda. Hukukta ise not veremem. Ama bir şeyler yapmak gerektiğini söyleyebilirim.
– Çok değil mi 7?
– Vallahi değil, Türkiye’nin notu müzikte yedidir. Bu kadar net söylüyorum.
– Avukatlık yapamadınız mı, yapmak mı istemediniz?
– Sevemedim. Bir suçlunun mevcut haklarını savunmak kolay iş değil. Zaten savunamadım da. Onun için kazandığım herhangi bir ceza davası olmadı.
– Yaşlılıkla aranız nasıl?
– Yaşlandıkça daha iyi, daha yumuşak huylu olmaya başladım. Bu hoşuma gidiyor… Dileğim daha da yaşlanınca huysuz biri olmamak.
– Ailenin yaşlıları nasıldı?
– Çekilmez bir ihtiyar yoktu ailemizde. Babam dünyanın en tatlı ihtiyarlarından biriydi. Küçüklerle ilişkisi harikaydı, büyüklerle de iyi anlaşırdı. Sanırım biraz babam gibiyim ben de.
– Aşk var mı?
– Aşk gizlenmez, saklanmaz ama bir aşk varsa bu iki tarafı ilgilendirir. Bu yüzden özel hayat ortaya dökülmemeli. Aşklar bence gizli kalmalı ve aşıklar arasında paylaşılmalı. İlan edilen bir aşkın büyüsü kaçmıştır.
– Bir kitap hazırlığı olduğunu biliyorum… İlhan Şeşen fırtınası devam edecek yani…
– Doğrusu onu da yaptı, bunu da yaptı denilmesini istemem. Benim bir alanım da şiir, onun için çok alçakgönüllü ve son derece bana ait olan bir alanda, şiirlerimi bir kitapta toplama isteğim var. Alanlara müdahaleyi sevmiyorum. Çok naif bir hazırlık yani.
– Yoğun bir konser dönemi bekliyor İlhan Şeşen’i… Bu uzun maratona hazır mısınız?
– Yorgun olursam “git evine yat” derler adama. Çok yorucu olacağını az çok tahmin edebiliyorum ama altından kalkarım merak etme.
– Sonra?
– Müzik hayatım çok yoğun ve yorucu tempoda geçti. Avrupa’da müzik yapan ve yaşı 70’i geçen ünlülerle koşullarımız eşit değil. Konserlerin ardından, biraz köşeme çekilip dinlenmek, gitarla, şiirle baş başa kalmak istiyorum.
– Devamı gelmeyecek mi yani?
– Gelsin istiyorum. Bir dinginlik olacak ama sonra bir fırtına daha istiyorum. Bunun bir zirve, bir son olmasını istemiyorum. Hatta bunu kalbimde bir ilk olarak kabul ediyorum. Sonra daha iyi bir şey yapmak istiyorum…
Türkiye'deki güncel fotoğraf ve mercek tabanlı sanata dair tematik bir anlatı sunmayı amaçlayan "Panorama: Hayaller…
Berlin'de Türk gecesi! Berlin Film Festivali’nde İlker Çatak’ın ‘Sarı Zarflar’ filmi, ‘Altın Ayı’ ödülünü kazandı.…
Doğa, keşif ve sadeliğin yanı sıra deneyime de önem verenlerin Karadeniz'de yeni rotası Loidevilla, bir…
Melik Kuru’nun yazıp yönettiği "İsimsiz Eserler Mezarlığı", Tallinn Black Nights Film Festivali’ndeki dünya prömiyerinin ardından…
Emin Alper'in son filmi ‘Kurtuluş’, dünya prömiyerini 76. Berlin Film Festivali’nin Ana Yarışma bölümünde gerçekleştirdi.…
İlk kez düzenlenen "Sanat Tarihi Derneği Ödülleri 2025" sahiplerini buldu. Sanat tarihi ve temas hâlindeki…