Categories: SergiSöyleşi

Cansu Sönmez ile mutluluk vadeden Enginar Adası’nda

Her meraklı çocuk, bir zaman sonra anılarının peşine düşer.
Kimi erken, kimi geç…
Ve galiba kalbi yüreğinde.

Cansu Sönmez’in de öyle olmuş olmalı.
Değilse bile şimdi konuşup öğreneceğiz.

Onu, “Uygarlık Yığını” isimli sergisinden itibaren ilgiyle takip ediyorum.

Şehrin ve de hayatın üzerime çöktüğü günlerin birinde karşılaşmıştım betondan kafalarıyla.

Tıpkı o kafalar gibi, her birimiz kendi hapishanemize yeni tuğlalar taşıyor, hapsolduğumuz her şeyin içinden anlamsızca etrafı gözlüyorduk!

Tarifi acı ama doğruydu:
Aynaya bakmak gibiydi.

Cansu Sönmez, bir Bayrampaşalı.
Başlarda, o da yaşadığı yeri sevemeyenlerden.
Bayrampaşalı kimliğinin zihinlerde oluşturduğu ilk intiba, yüzlerde beliren tuhaflık gibi birçok neden sayabiliriz elbette.

Ama bugün, onun doğup büyüdüğü semtle barışını, bu barıştan doğan fikirleri, ortaya çıkan sergisini konuşacağımız için, bu tatsız konuyu daha fazla uzatmıyorum.

Ve yüzümü Cynara’ya; yani büyülü, mutluluk vadeden Enginar Adası’na dönüyorum…

Sabreder okumayı sürdürürseniz, bu ütopik adayı eminim sizler de düşleyecek, hatta seveceksiniz.

Hafızalarda Ferhatpaşa Çiftliği olarak yer etmiş olan bölgenin içindeki İbrahim Turhan Paşa Konağı’nda…
Fotoğraf: Deniz Tapkan Cengiz

Tüm hikaye, Cansu Sönmez’in yaşadığı semt ile çocukluk yıllarında kuramadığı bağı, taşındığı yeni mahallede (Cihangir) bir sokak satıcısının kendinden emin sesi ile başlıyor: “Meşhurr Bayrampaşaa Enginarıııı”…

Öyle ya, orada doğup büyüdüysen, hayatını Cihangir’e taşısan da Bayrampaşa’dan kurtuluş yok!

Neler hissettin o an?

“Nasıl yani” dedim kendi kendime… Bayrampaşa’da enginar yetişiyor, hatta meşhur da benim mi haberim yok! Tam olarak bu duyguydu işte.

Bir türlü kuramadığın o bağı yakalamıştın yani…

Galiba. Orada sevdiğim bir bitkinin, sebzenin yetiştirildiğini öğrenince yeniden bir bağ kurmuştum. Tutamadım kendimi ve merakla peşine düştüm.

Cansu Sönmez, Kürşat Okutmuş
Pg Art Gallery, İstanbul, 2023 Aralık
Fotoğraf: Yasin Aras

İlk fark ettiklerin?

Mesela Bayrampaşa meydanında -2001 yılında yapılmış- Enginar heykellerini fark ettim. Enginar artık yetiştirilmiyordu ama heykelleri vardı. Ben gibi, kimse farkında değildi o heykellerin. İnsanların enginar heykellerinin neden o meydanda olduğuna dair fikirleri yoktu. Yerel yönetim, birkaç meydan yerleştirmesiyle Bayrampaşa’ya gelenleri “Enginar diyarına hoşgeldiniz” diyerek karşılıyordu ama ortada Enginar yoktu!

Ve o deli sorular?

Aynen. Kim bu Bayrampaşa? Neden her yanında enginar heykelleri var? “Gerçekten” enginarıyla meşhur olarak kalsaydı nasıl bir yer, dahası dışarıdaki insanların Bayrampaşa’ya bakışı nasıl olurdu? Tüm bu sorular beni öncelikle Bayrampaşa’nın tarihini araştırmaya, oradan enginara daha derin bakmaya sürükledi. Günün sonunda “insanların olmadığı bir dünyada enginarlar Bayrampaşa’da kendi uygarlıklarını kursalar nasıl olurdu” düşüncesiyle buluştum… Sevdiğim bir sebze üzerinden Bayrampaşa’ya fütüristik bir gelecek yazdım. Hem de çok yeşil bir gelecek. Bence mutlu olurlardı… Hatta bu bir ütopya olurdu!

Dur! “Bayrampaşalı mutlu son istiyor” ama 4 yıl sürecek bir araştırma var önümüzde… Önce o süreci konuşalım…

Bayrampaşa’nın dünü ve bugününe dair birçok okuma yaptım. Tarihini ve dönüşümünü anlamaya çalıştım. Hafıza parçalarını bir araya getirebilmek adına önce ailemle sonra yerel halkla görüşmeler yaptım. Onlarca not aldım, fotoğraflar çektim. Geçmişin izini sürerken, zamanında mesire alanı olan; enginarların, üzümlerin yetiştiği, “altın tepsi” içinde göçmenlere sunulmuş yeşil vadiyi, Lykos deresini keşfettim. O bağ bahçe korunabilseydi, Bayrampaşa nasıl olurdu, dahası ben nasıl olurdum diye sordum kendime?

Lykos Deresi, William Purser, 19. Yüzyıl

Bayrampaşa Deresi ya da Lykos, Edirnekapı’yla Topkapı arasından kentin içine giriyordu. Suyun kente güvenli biçimde girebilmesi için, tam giriş noktasında bir gözcü kulesi bulunuyordu. Günümüzde bu kulenin olduğu yer Sulukule olarak anılmaktadır. Lykos, bugün Vatan Caddesi’nin bulunduğu yerden akarak Fatih’ten Marmara Denizi’ne dökülüyordu. Şiddetli yağmur yağışı sonrası derenin kendini hatırlattığı bir an. 1950’li yıllar, Aksaray.

Büyülü bir yermiş gibi bahsettin Lykos deresinden…

Evet, çünkü öyle. Lykos, Bizans için o dönem çok önemli, çünkü sur içine giren tek su kaynağı. Ve Bayrampaşa o yıllarda ormanlık, bereketli bir alan. Zamanla toprak kaybeden Bizans, tahıl ihtiyacını karşılamak için bu bereketli toprakları gündemine alıyor. Bizans’tan Osmanlı’ya ve devamında Türkiye Cumhuriyeti’ne kadar olan süreçte uzun yıllar tarım ve hayvancılıkla öne çıkan bir bölge. 1600’lü yıllarda Yahudiler tarafından Osmanlı’ya getirilmiş olan enginar ilk olarak Ortaköy’e ekilmiş. Daha sonra Lykos deresinin çevresinde enginar ekimi yapılmış ve çok verim alınmış. Cynara Scolymus denilen ve zeytinyağlısı çok lezzetli olan bu tür Bayrampaşa ile özdeşleşmiş. Ve bugün hala Bayrampaşa Enginarı olarak anılmakta.

O günlerden izler bulabildin mi?

Otoyol kenarında kalmış küçük bir çiftlik var sadece. Ferhatpaşa Çiftliği… Çiftliği son yöneten kişi Türkiye’nin ilk kadın doğum uzmanı Nesibe Batıyok. (Onun da ayrı bir hikayesi var…) Hafızalarda Ferhatpaşa çiftliği olarak yer etmiş arazinin içinde İbrahim Turhan Paşa Konağı hala ayakta. İçine girip dolaştım. Sergime ilham olan Bayrampaşa enginarı ile bölgede kalan son çiftliğin içinde geleceğe dair tasarladığım enginarımla poz verdim.

İbrahim Turhan Paşa Konağı
İbrahim Turhan Paşa

Fotoğraflarda bir Enginar yetiştiricisi gibisin…

Gerçekten de yetiştirecekmiş kadar girdim işin içine. Bayrampaşa’da artık enginarın sadece heykelleri olduğundan, Bursa’ya, enginar tarlalarını görmeye gittim. Nasıl yetiştirilir yerinde öğrendim. Ayrıca, enginarın tarihi ve kültürel önemine odaklandım. Mitolojik, mimari ve sosyolojik etkilerini inceleyen araştırmalara ulaştım. Bitki Zekâsı, Bitki Devrimi gibi kitaplardan yararlanarak bitkilerin dünyasını anlamaya odaklandım.

Bir kral sebzesi ne de olsa…

Kesinlikle. Kralların sebzesi olarak anılan, mor çiçeğinden dolayı saraylara layık görülmüş bir sebze. Lezzetli, sunumu şık, özel masaların vazgeçilmezi. Bizans döneminde statü sembolü olan mor renginden dolayı, -atölyemde vazolardaki gibi- süsleme nesnesi de aynı zamanda. Her dönemin pahalı ve süslü yiyeceği. Ve bugün hala pahalı diyebileceğimiz bu sebze orta sınıfın konumlandığı Bayrampaşa ile özdeşleşmiş!

Yıllarca Bayrampaşa’da oturdum ve hiç sokak aralarında enginar satıldığını görmedim. Oysa Cihangir’de, evimin önüne kadar geliyordu enginar satıcıları. Her çarşamba ve cuma “Bayrampaşa Enginarı” günüydü. Bu sadece satıcının dilinde değil, gerçekte de olsaydı nasıl olurdu? Bayrampaşa eminim daha popüler, hatta gurme restoranları bile olurdu. Mekanlar üzerinde geliştirdiğimiz algıların politik ve sosyolojik durumlarına bir bitkinin -üstelik bu bitki oldukça soylu- nasıl etki edebileceği üzerine düşünsel bir alan açmak istedim.

Ve sonunda 2019’dan beri üzerine düşündüğün projeyi sergilemek, hayata geçirmek için çalışmalara başladın…

Bir metafordu enginar artık benim için, taşıyıcı bir motif. Serginin genel hatlarında, Bayrampaşa’nın tarihsel süreci ve yeniden yorumlanması, yemeğin sınıfsal boyutu, akıllı varlıklar olarak bitkilere dair insansız bir uygarlık tasavvuru vardı. Sergi alanında izleyiciyi, Bayrampaşa’nın amorf haritası üzerinde mutasyona uğramış, metal parçalarla evrimleşmiş teknolojik, mimari ve organik unsurlar taşıyan enginarlar karşıladı. Bayrampaşa’yı karadan kopartıp tam da ütopyalardaki gibi bir adaya dönüştürdüm. Yeşil bir atmosferin içinde insanın olmadığı bir evrendi artık burası.

Cynara, Pg Art Gallery, 2023

Bir enginar krallığı!..

Evet, kesinlikle öyle! Özellikle bitkilerin duyduğunu, korktuğunu ve de hissettiğini öğrendikten sonra onlara ütopik bir gelecek sunmak istedim. Hiç bilemeyeceğimiz bir gelecekte bitkilerin kendi dünyasının nasıl olabileceğini sorguladım bir bakıma. Ve buna dair bir dünya kurguladım.

Üretim aşaması nasıl geçti?

Ciddi miktarda enginar tükettim bu arada. Formları hazırlama süreci hem eğlenceli hem de lezzetliydi doğrusu! Atölyem küçük bir enginar deposuna döndü. Dış formunu ayrı, iç formunu ayrı çalıştım. Çeşitli kurgularda çizimlerini yaptım. Yapay zekadan elde ettiğim sonuçlardan referans alarak desenler yaptım. Heykel aşamasında çamurdan yaptığım formlardan ve üç boyutlu baskı yöntemlerinden yararlandım. Enginar sapları için araba parçaları, gövde kısımları için ise polyester ve bronz kullandım. Seramik enginarlarda ise hibrit bir üretim gerçekleştirdim.

2023’ün beğenilen, üzerine konuşulan işlerinden biri oldu Cynara… Sergi sonrası hislerini merak ediyorum…

4 yıllık sürecin dolu dolu bir çıktısı oldu benim için. Şimdi bitti ama aynı zamanda güzel bir başlangıç biliyorum! Onca stresin böylesi mutlu anılara dönüşmesi ne güzel şey. Bir zamanlar bölgeye has enginarıyla meşhur olan Bayrampaşa’nın değişen kimliği üzerinden, orada doğmuş büyümüş birisi olarak kendi gözlemlerimle ele aldığım distopyanın tersine bir ütopyasıydı kurguladığım. Doğup büyüdüğüm yere dönüp bakmış olmaktan çok mutluyum ve kendimle gurur duyuyorum…

O zaman…

Yaşasın Bayrampaşa Enginarı!

Ve son sözler;
Kim bilir belki de Bayrampaşa’da enginar,
Alibeyköy’de mısır,
Arnavutköy’de çilek,
Beykoz’da ceviz mutlu olabilseydi; biz de daha mutlu olacaktık.

Bugünlerde galiba artık o şansa hayli uzağız.
Tabi, bir sanatçının ütopyasında yaşamıyorsak!
Ama yine de umutlanmak, söylemek lazım:
Sadece Enginar’lara “krallık” değil, insan tüm fikirlere şans vermeli…

 
Ben umutsuz suların içinden zihnimin ütopik adasına çıkarak nefes alabilen bir sanatçıyım. Hayal dünyamda yarattığım evrenleri izleyiciyle paylaşıyorum. Dünya üzerindeki deneyimler ütopyanın her daim distopya için olduğunu bize gösteriyor. Birbirlerine dönüşmeye meyilli iki uç gibi…

Kürşat Okutmuş

Journalist Author. TV News Editor.

Recent Posts

Güncel Fotoğrafa Panoramik Bir Bakış

Türkiye'deki güncel fotoğraf ve mercek tabanlı sanata dair tematik bir anlatı sunmayı amaçlayan "Panorama: Hayaller…

3 ay ago

Berlin’de Sahne Bizim Hikayelerin

Berlin'de Türk gecesi! Berlin Film Festivali’nde İlker Çatak’ın ‘Sarı Zarflar’ filmi, ‘Altın Ayı’ ödülünü kazandı.…

3 ay ago

Zamansız bir Karadeniz anlatısı: Loidevilla

Doğa, keşif ve sadeliğin yanı sıra deneyime de önem verenlerin Karadeniz'de yeni rotası Loidevilla, bir…

3 ay ago

‘İsimsiz Eserler Mezarlığı’ Slamdance’te yarışacak

Melik Kuru’nun yazıp yönettiği "İsimsiz Eserler Mezarlığı", Tallinn Black Nights Film Festivali’ndeki dünya prömiyerinin ardından…

3 ay ago

‘Kurtuluş’ dünya prömiyerini Berlinale’de yaptı

Emin Alper'in son filmi ‘Kurtuluş’, dünya prömiyerini 76. Berlin Film Festivali’nin Ana Yarışma bölümünde gerçekleştirdi.…

3 ay ago

Sanat Tarihi Derneği’nden 11 Dalda Ödül

İlk kez düzenlenen "Sanat Tarihi Derneği Ödülleri 2025" sahiplerini buldu. Sanat tarihi ve temas hâlindeki…

3 ay ago