Kapalıçarşı’nın renklerini bilirsiniz; ne kadar büyümüş, güngörmüş olsanız da, her içeri dalışınızda ve her yeniden dolaşmaya başladığınızda yine yeniden bir renge vurulur, sanki hayatınız boyunca bu bulduğunuz rengi arıyormuşçasına onu inceler, seyrine koyulursunuz… Bu gizemli labirentin, tarihi sırları koynunda saklayan renkler diyarının bir gün renklerini yitireceği, solup sararacağı, hatalara ve vefasızlıklara maruz kalacağı hangi renk tutkununun aklına gelebilirdi?
“Onun da bir hikayesi yok mu? Kapalıçarşı deyip de geçme. Kapalı çarşı, kapalı kutu.” diyen Orhan Veli’ye nazire yaparcasına açtık kutuyu.
Rapor basından gizlenmiş
Kapalı çarşı ile ilgili araştırma Prof. Dr. Hülya Turgut’a ait. Bir şekilde elimize geçen sonuç bildirgesi ile birlikte Prof. Hülya Turgut’un kapısını çaldık. Gözlemlerine göre, çarşının her tarafında kendini gösteren sorunlar, çarşı kavramının uzun bir süredir gelenekselliğin belirleyici unsurlarından zamanla uzaklaşmış olduğunu göstermeye yetiyormuş. Yapılan tespit çalışmaları kapalı çarşının bütüncül bir yaklaşımla çok boyutlu ve disiplinler arası bir konu olarak ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor. Çarşı kapsamında şimdiye kadar yapılan onarım çalışmaları çok boyutlu, disiplinler arası ve sürekliliği olan bir konu olarak ele alınmamış. Onarım çalışmalarının dışında yapılan değerli bilimsel araştırmaların birçoğu da birbirini tekrarlayan çalışmalar olarak almış.
“Göreve başlarken düşünceleriniz bugün geldiğimiz konumdan çok farklıydı. Ön bir rapor gerekiyordu ve bilim adamları ile görüşerek bu çalışmayı yaptırdık. Bu sonuçlanan raporun içerisinde yapabileceğimiz ve yapamayacağımız işler vardı. Çaldığımız kapılar hep ertelendi ya da zamana bırakıldı derken bir yıldır çaresiz bir halde oturuyoruz.” Bu sözler Kapalıçarşı Esnaf Derneği’nin yeni başkanı Dr. Hasan Fırat’a ait. Bir yıldır derneğe başkanlık yapan Fırat, “Kapalıçarşı’ya büyük mağazacılık sistemine nasıl dönüştürebiliriz, ulaşımı nasıl sağlayabiliriz, burada çökmüş olan ahlaki yapıyı nasıl düzeltebiliriz?” sorularına cevap veriyor. Başkanın korkusu “Laleli’de çöken ahlaki yapının buraya sıçraması” imiş; öyle ki çarşıda neredeyse her sarışına “nataşa” gözüyle bakılmaya başlanmış. Kart sistemini başlatmaya kalkmışlar; kimse kullanmaya yanaşmamış; internet dünyasına ilk adım atılsın istenmiş, milyarlar kazanan esnaf küçük meblağlardan kaçınmış. Öyle eskisi gibi “sözü senet” sayılan esnafın artık kalmadığını itiraf ediyor Hasan Fırat. Jenerasyonun değişmesi, üçüncü kuşağın ya da ucuz paraya çalışan dışarıdan gelen elemanların iş başında oluşu belki de bu çöküşün başlıca sebepleri.
“Kapalıçarşı’nın Romanı” adlı çarşı ile ilgili yazılmış tek kitabın yazarı Çelik Gülersoy’a eski esnafı ve ticari ahlakı soruyoruz: “Tek kelimeyle bir kere çok yüksek bir ahlak. Dolap sistemine rağmen Kapalıçarşı’nın eski tarihinde hırsızlık oranı sıfırdır. Tüccarın, esnafın birbiriyle olan ilişkisi ise mükemmel. Siftahsız dükkanların diğer tüccarlar tarafından korunması ve önceliğin onlara verilmesi altı çizilmesi gereken bir olağanüstülüktür. Bunları sadece biz söylemiyoruz, bütün yabancı seyyahların Kapalıçarşı ile ilgili notlarında en başta bu ahlak değerler yazılıdır. Dünyada eşi benzeri bulunmadığını vurgulayarak hayranlıkla bahsederler. Yok turisti rahatsız etmek, ziyaretçiyi zorla kolundan tutarak dükkana çekmek, kadınları kızları taciz etmek; bunlar ne çarşının geçmişine ne de insanlığa yakışır.”
“Rant için her şeyi yaparlar…”
Yukarıda sözünü ettiğimiz problemler dışında mimari olarak da müthiş bir tahribata tanıklık yapan asırlık yapıda dükkanların ara duvarların yıkılmasıyla birleştirilip büyütülmesi, kümbetlere zarar verme pahasına da olsa çekme katlı iki kat haline getirilmesi ve hatta bazen iki katla da yetinilmeyip gelişi güzel kazma usulüyle Mahmutpaşa’ya doğru Bodrum katlar inşa edilmesi, eski Horosan kanallarının tıkalı kalışı, biriken suların bir çöküntüye sebep olma ihtimali, çatının harabeye ve hatta yer ter tarlaya dönüşüp burada bitkilerin dahi filizlenmesi bize göre karamsar olmak için yeterli sebepler gibi görünüyor.
Cinayet işliyorlar
Bu bilgileri Çelik Gülersoy’a aktardığımızda, bizimle anılarını paylaşıyor: “1983’tü zannedersem, o zaman da esnafın duvarları yıkarak dükkan büyütme isteği vardı. Kaygı duymuştum; çünkü Çiçek Pasajı bu kapı açma ekleme gibi durumlardan dolayı yıkılmıştı. Betonarme ya da karkas sistem değil bu yapılar, taş taş üstüne yapılmış yığma binalardır. Kapı açıldı mı, ya da duvar yok edildi mi bütün sistem bozulur. Kayma var diye ortaya çıkan dedikodular, yapılanlardan sonra bana daha gerçekçi geliyor. Dükkanların iki kat haline getirilmesini de sizden duyuyorum, bu tam bir cinayettir.”
Misal olarak; ara sokaktaki daha ucuz bir fiyattaki dükkanın, duvarın yıkılması suretiyle paralelinde bulunan ana sokaktaki dükkanla birleştirilmesine ve milyon dolarlık bir dükkanın ortaya çıkmasına nasıl göz yumuldu? Kümbetlerin zarar göreceği biline biline çekme katlara nasıl izin verildi? Çatısı çöplüğe nasıl dönüştürüldü? Dernek ya da diğer kurumlar bu yapılanları hiç mi görmedi, yoksa “sus payı” mı girdi devreye? Henüz bir yıldır görevde olan başkan, hiçbir şey için para talep etmediklerini vurguluyor. Önceki yönetim için ise bu iddialar karşısında bir şey diyemem diyor, çünkü zaten 268 kişi, bulundukları dükkana verdikleri zarardan dolayı şu an yargıdaymış. Yargı nasıl sonuçlanacak bilinmez ama şu an yaşanan bir gerçek var o da, asırlık bir yapının bundan sonra artık hiçbir zaman eskisi gibi olamayacağı gerçeği.
Çatıyı çöp deposu yapmışlar
Gelelim tarihi binanın çiçek açmış olan tarihi çatısına… Zamanında tamamı kurşunla kaplı olan çatının şu an sadece bedesten üstleri kurşun olarak kalmış! Çöplük, depo, tuvalet (!) gibi benzeri ihtiyaçlar için kullanılan çatının halini belki fotoğraflarla da tam olarak anlatamayacağız sizlere. Çarşı içindeki 75 kahve-büfe-lokanta gibi işyerlerinin koyduğu tanker artığı görüntülü su depoları, borsa ve dövizcilerin yaşadıkları kargaşaya paralel çatıda oluşturdukları uydu anteni ve enva-i türlü alıcı-verici aletleri, soğutma sistemi adı altında hurdacı deposunu andıran yığınları ile çarşı çatısı tam bir utanç tablosu durumunda. Çatıdaki gereksiz şeyler bunlarla da bitmiyor. Gördüklerimizi Türkçe’yle nasıl izah ederiz diye düşündük ama çıkamadık işin içinden! Milyonlarca dolarlık dükkanları bulunan çarşı esnafının, belki de milyonlarca dolar ödese de izini silemeyecekleri bir utanç tablosu işte!..
Prof. Dr. Hülya Turgut raporunda çatı ile ilgili şu bilgilere yer vermiş: “Çarşının mimari açıdan en önemli sorunlarından biri çatısıdır; eskiden bütün çarşının üstü kurşunla kaplı olduğu düşünülürken bugün sadece bedesten üstleri kurşun kaplamadır. Zamanla hepsi alaturka (daha önce marsilya kiremiti ile kaplı olmasına rağmen) kiremite dönüştürülmüş olan çatı kaplamaları, 1954 yangınından sonra yapılan tamirde ziftle kaplanmıştır ve Kalpakçılar caddesinin üstü kısmen düzgün bir şekilde yalıtılmış, betondan beşik örtü/tonozlu bir çatı ile onarılmıştır. Yağmur olukları ve dereler tek tip ve muntazam bir sisteme bağlanamamış ve yağmur akıntıları her zaman sorun olarak tonozları, duvarları çürüten, rutubeti artıran bir unsur haline gelmiştir. Bütün bunların yanı sıra çatıda su depolarına, atık malzemelere, açıkta geçen telefon/diafon kablolarına rastlanmıştır. Özellikle sonradan açılmış aydınlatma bacalarına ve çatı fenerlerine yerleştirilen havalandırma cihazları Kapalıçarşı’nın tarihi kimliğini zedelemektedir.”
Dernek su depolarını kaldırmaya çalışmış ama az kalsın çarşıda kıyamet kopacakmış. İSKİ’ye müracaat edilmiş, 8 aydır ses çıkmamış. Su boruları eskimiş durumda ve su tamamen temele akıyor. Belli bir süre sonra kanalları da tıkayabilecek olan bu sorun yılda üç-beş santim çökme yapma tehlikesini doğuruyor, zeminin çürük olabileceği de düşünülünce bir facianın eşiğinde olunduğu fark edilmiş. Yani, İstanbul sokaklarında alışmış olduğumuz ve yıllarca komedyenlere zengin malzeme temin eden çukura düşme esprisi turizm sezonu diye nitelendirdiğimiz şu dönemde Kapalıçarşı’nın ara sokaklarına hizmet etmekte!..
Çaresi tabii ki rüşvet!
Diğer bir çalışma olarak da yön tabelalarının takılma işlemi var şu an çarşıda. Aidat dahi toplamayan (toplayamayan) derneğin gücünün ancak bunlara yettiğini söyleyen başkan, devletin ise daha henüz depremzede ailelerin problemini çözemediğini, Kapalıçarşı’yla da uzun bir süre ilgilenme ihtimalinin bulunmadığını ekliyor: “Kapalıçarşı esnafı 12 saat hizmet bekliyor bizden, beş kuruş aidat verdikleri yok. Göreve geldiğimizde zaten baktık ki derneğe gelir olabilecek tuvalet dahi bırakılmamış, ne var ne yok peşkeş çekilmiş. Tuvaletleri işletenler için kime mafya dedi kimi bilmem kim dedi. Nasıl geri aldık anlatamam. Maliyeye gidip kendi kendimizi ihbar ettik. 50 milyon maaşa kendi adamlarına vermişler, vergi vermiyorlar zaten, bin bir kavga ve gürültüden sonra küçük bir gelire sahip olmuş olduk.” Başkana hiç bir geliriniz olmasa ne yaparsınız diye soruyoruz; “Herhalde biz de rüşvet alacaktık ayakta durmak için, çivi çakana ver kardeşim 100 milyon diyecektik!”
Sokaklar asfalt olsun, trafik açılabilir!
Çarşı sokaklarının doğal yapısının bozulmuş olmasına raporda yer veren Prof. Dr. Hülya Turgut, çarşı içinden geçmekte olan yol eski dokusuna uygun olmakla beraber dükkan girişlerine bireysel olarak yapılan basamak ya da eşikler ve sonradan düzensiz olarak yapılan taş kaplamalar ve asfaltlamaların çarşının mimari niteliğini bozduğunu, sokak kaplaması olarak kullanılan orijinal taş kaplama örneğine rastlanmadığını, çarşının tarihi, kültürel ve fiziksel dokusuna/yapısına uygun elemanların kullanımı ile (taş kaplama vb.) yolların ıslahının gerçekleştirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Çelik Gülersoy ise bu konuda dikkati çarşı duvarlarına çekerek şunları söylüyor; “Türk mimarisinde hurda teferruatlı süslemelere yer yoktur, hele Sinan ve Selimiye sadelik içinde haşmet demektir. Görkemle sadelik birleşmiştir. 1894 yangını öncesine ait fotoğraflarda bu nakışların hiçbirine rastlayamazsınız. Olduğu gibi gravürlerle sade bir şekilde süslenmiştir. Kapalıçarşı’nın duvarlarını öyle bir hale getirdiler ki sanki herkesin hünerini sergileyebileceği bir pano haline geldi.”
Dünyada bir numara…
Kapalıçarşı ile ilgili dosyamızı şehircilik uzmanı emekli Prof. Gündüz Özdeş’e uzatıyor, bir şehirci olarak Kapalıçarşı’nın önemini soruyoruz. Aynı zamanda “Türk Çarşıları” adlı eserin de yazarı olan Gündüz Özdeş, dünyaca ünlü mimar Arne Jacobsen’in Kopenhag’da yaptığı kapalı çarşıyı görünce Jacobsen’in neden İstanbul’a sık sık geldiğini anladığını söylüyor: “Kapalıçarşı kendi çapında tüm dünyadaki çarşılar arasında tartışmasız bir numaradır. Gezip gördüğüm kadarıyla ikinci sırada da Tahran’daki kapalı çarşıyı söyleyebilirim. Bugün gelinen konum her ne olursa olsun Kapalıçarşı halen hem modern mimari için hem de tarihi mimari için en büyük örnektir. Tarihi değerine gelince, bence kılına bile dokunulmaması gereken bir eserdir.
Kapalı çarşı ile ilgili Prof. Dr. Hülya Turgut’un ilginç bir önerisi var; “Yaptığım çalışmalar sonucunda derneğe; mimarlık, şehircilik ve mühendislik işleriyle ilgili olarak fikir geliştirecek bir bilim kurulunun oluşturulmasını önerdim. Böyle bir kurul; bir bütün olarak Kapalıçarşı olgusunun kültürel, sosyolojik, fiziksel boyutlarını gözardı etmeden, çarşı ölçeğinden dükkan ölçeğine kadar çözüm önerileri getirebilir; gerektiğinde bu çözüm önerilerini içeren rapor ve benzeri dokümanı ilgili kamu veya özel kuruluşlara sunabilir; gerektiğinde de yeni proje önerilerinde denetleyici rolünü üstlenebilir.”
“Kapalıçarşılar içinde fikre ve gerçeğe, neler neler etti anlarsın onlar, sen kapalı çarşılar üstüne yağmur yağanı, yağmurun iyi ve doğru yağmadığını onlara anlat” diyor şair Sezai Karakoç ama artık Kapalıçarşı’nın üzerine yağan yağmurun anlatılacak bir tarafı yok.
Türkiye'deki güncel fotoğraf ve mercek tabanlı sanata dair tematik bir anlatı sunmayı amaçlayan "Panorama: Hayaller…
Berlin'de Türk gecesi! Berlin Film Festivali’nde İlker Çatak’ın ‘Sarı Zarflar’ filmi, ‘Altın Ayı’ ödülünü kazandı.…
Doğa, keşif ve sadeliğin yanı sıra deneyime de önem verenlerin Karadeniz'de yeni rotası Loidevilla, bir…
Melik Kuru’nun yazıp yönettiği "İsimsiz Eserler Mezarlığı", Tallinn Black Nights Film Festivali’ndeki dünya prömiyerinin ardından…
Emin Alper'in son filmi ‘Kurtuluş’, dünya prömiyerini 76. Berlin Film Festivali’nin Ana Yarışma bölümünde gerçekleştirdi.…
İlk kez düzenlenen "Sanat Tarihi Derneği Ödülleri 2025" sahiplerini buldu. Sanat tarihi ve temas hâlindeki…