Edebiyatta tek yönlü, tek kanallı beslenme tipi yalnızca Amerikan, İngiliz, Alman, Fransız edebiyatından değil; Meksika’dan Tunus’a Doğu Bloku ülkelerinden Mısır’a uzanan bir çizgide kitap çevirisi başlamasıyla değişti son yıllarda; buradan yola çıkarak şu sorulara cevap bulmaya çalıştım:
Değişik ülkelerden çeviri yapmanın zorlukları ve avantajları nelerdir? Farklı edebi tatlar içeren bu metinlerin okuyucusuyla özdeşleşmeleri gibi, bir yayınevini tehlikeye sokan etmenler söz konusu mu? Değişik ülkelerden çeviri yapılacağı zaman kriter ne oluyor, o yazarın mahalli ya da ulusal başarısı mı yoksa sesini diğer Batı ülkelerinde duyurabilme başarısını göstermiş olması mı?
Siyaset çekildi, kitaplar çevrildi
“Siyasetin geriye çekildiği 1980’li yıllardan sonra ve bilhassa 1990’lı yıllarda müthiş bir çeviri kitap patlamasının yaşandığı bir gerçek.” Everest Yayınları’nın editörü Osman Akınhay’a göre Türkiye’de çeviri kitapların hız kazanması 80 sonrası ve özellikle de 90’lı yıllara rastlıyor. Birden başlanan ve anormal hız kazanan çeviri kitap furyası, yolun başında bazı problemleri de beraberinde getirmiş:
“Problem, çok sayıda yayınevinin birbirinin muadili olan çok sayıda kitabı yaklaşık olarak aynı zamanlarda piyasaya sürmesi ve çeviri-kitap bolluğunun okur nezdinde bir patlamaya yol açması oldu. Bunların en bilineni postmodernizmi konu edinen metinlerdir ve gerçekten temel olan birkaç metin dışında bir çoğunun Türkçe’ye çevrilmesi elzem değildir.”
Benzeri bir dalganın zaman içinde best-seller, romanlar, tarihi romanlar ve diğer akımlar içinde yaşandığı-yaşanacağı söylenebilir. Ortaya çıkan bu yeni durumun getirileri olduğu gibi götürüleri de var. Akınhay’a göre okurun bu bolluk içerisinde kendi beğenisine uygun olanı süzmesini sağlayacak eleştiri ve değerlendirme zemini de oluşmadı hâlâ.
Yayınevinin heyecanı
Çeviri kitap yayınlayan İnkılap, Everest, Remzi, Kaktüs, İletişim, Doğan, YKY, Altın, İnsan ve İş Bankası Yayınları sahipleri ve editörlerine göre bu iş en başta bir zevk meselesi. Doğan Yayınları’ndan Tankut Gökçe mesela, değişik kültürleri daha yakından tanıma bakımından okuyucuyla benzer heyecanlar yaşadıklarını ifade ediyor. Çinli yazarları ve henüz hazırlık aşamasında olan bir Japon yazarın kitabını son derece heyecan verici buluyor Gökçe. “Edebiyat zevki olan okura değişik lezzetler tattırmanın” yayınevi ve çalışanlarına doping etkisi yaptığını itiraf ediyor yayıncılar.
Doping etkisi, zevk, tat işin motivasyon kısmı ile alakalı. İşin mutfağına inince ise tat damakta değil kursakta kalıyor! Kitap seçiminde şanslı olmak, iyi çevirmen bulmak, sıraya girmek, bitmesini beklemek işlerin yayınevlerini hayli terleten kısımları.
Hangi kitaplar çevrilmeye layık?
İletişim Yayınları’ndan Nihat Tuna’ya göre seçim yapılırken “edebi değer” en önemlisi; çünkü bazen elde kalan ya da pişman olunan kitaplar olabiliyor. İnkılap Kitabevi’nden Enver Ercan’a göre ise seçilecek kitabın ilk önce kendi yayın çizgilerine uygun olması gerekiyor; mesela best-seller daha ağırlıklı olarak üzerine eğildiği bir bölüm İnkılap Kitabevi’nin.
Doğan Kitap’ın kriterleri arasında ise kitabın bugüne kadar kaç dile daha çevrilmiş olması önemli sayılıyor. Tankut Gökçe’nin ifadesiyle çevrilmeye değer bulunan kitap, özellikle Batı dillerine çevrilmiş ama bizde yoksa, bunun bir eksiklik olduğu ve Doğan Kitap tarafından Türkçe’ye de çevrilmesi gerektiği düşünülüyor. Türk okurunun şimdiye kadar pek takip edilmemiş ve hakkında bilgisi olmadığı kültürlerin farklı üsluplardaki metinlerine yabancılık çekmesi gibi bir ihtimal de var.
Pekala, değişik ülkelerden çeviri yapılacağı zaman kriter ne oluyor, o yazarın mahalli ya da ulusal başarısı mı yoksa sesini diğer Batı ülkelerinde duyurabilme başarısını göstermiş olması mı? “Baskın olan kriter, evet, Batı ülkelerinde yankı bulması oluyor. Fakat bunun tek etken olduğunu düşünmüyorum. Türkiye’de basın ve kamuoyu keskin hatlarla birbirinden ayrılmış olduğu için değişik kültürlerin taraftarları da kendi içinde gruplaşmış oluyorlar. Oysa bütün dünya edebiyatı tek bir mozaik. Hepsi kendi yerinde Işıldarlar, niye bu mozaiğin sadece bazı yerlerine ayak basmayı düşünelim ki?” diyor Osman Akınhay.
Çevirecek ya da katledecek…
Gelelim işin en zor ve meşakkatli kısmına; yani başından beri konuştuğumuz çeviri kitapların çeviriliş kısmına… Çevir çevir de iş o kadar kolay değil; bahsettiğimiz, en başta da dediğimiz gibi, artık Avrupa ya da Amerika ile sınırlı değil çeviri kitaplar; Hindistan, Lübnan, Çin, Meksika, Şili… Buradaki en büyük zorluk kaynak dili bilen çevirmenlerin azlığı ya da hiç olmayışı; olsa bile bu kişinin eğitiminin ne olduğu ya da Türkçeyi iyi bilip bilmediğinin nereden anlaşılacağı? Bütün çeviri kitap basan yayınevlerinin ortak problemi bu: Çevirmen bulma zorluğu.
“Çeviri yapacak kişinin ihtisası, eğitim düzeyi ve önceki işleri yayınevi açısından önemli veriler.” Kaknüs Yayınları’nın sahibi Muhammet Çiftçi’ye göre çevirmen seçiminde dili bilmenin yeterli olmadığını anlıyoruz. Tarih ihtisası yapmış bir kişinin felsefe ya da sosyoloji türünden bir kitap çevirmesinin sakıncalı olabileceğini düşünüyor Çiftçi; şairlerin ise çeviri için daha uygun olduklarını iddia ediyor. Çünkü şiir evrensel bir dile sahip olmak zorunda olan bir alan ve bu yüzden şairlerin kelime dağarcıkları çok daha zengin oluyor.
Genel olarak tüm yayınevleri bir kitap çevirmek istediğinde aynı telaşa düşüyor. İyi çevirmen yok denecek kadar az, azınlıkta olan çevirmenler ise yoğun taleple karşı karşıya. Bu yoğunluk bir zaman sonra ücretlere de yansıyor ve kitap tirajları da ilk başlarda bu paranın verilmesinde zorluklar, sıkıntılar çıkarabiliyor. Hadi parada anlaşıldı diyelim, kabarık olan programlarda sıra almak ya da tarihte mutabakata varmak zorlaşıyor. Düşünün ki; birçok Almanca, İspanyolca ve İtalyanca metinler bile hala İngilizce çevirilerinden Türkçeye aktarılmakta.
Mucizevi katalizör
Çeviri dünya coğrafyasının sınırlarını bizler için küçültüp ellerimize veriyor. Çevre dünyayı anlamamıza yardımcı olan mucizevi bir katalizör. Pasaportların, vizelerin ve globalleşme sürecinin devletler ve hükümetler bazında tartışıldığı bir konseptte edebiyat da, çeviri de manipülasyondan payını alıyor elbette. Ancak Türk okurunun evrensel edebiyat kaynaklarını eşit mesafede durabilmesini, eşit ve tarafsız ölçülerde yararlanmasını sağlayacak olanın yine çeviri faktörü olduğu açık. Her biri kendince ışıldayan bu mozaikte yeni yeni taşların bizler için parlaması, çeviri dediğimiz katalizörün zihinsel, ekonomik ve akademik düzlemde çok daha fazla ciddiye alınması gerektiğini gösteriyor.
Türkiye'deki güncel fotoğraf ve mercek tabanlı sanata dair tematik bir anlatı sunmayı amaçlayan "Panorama: Hayaller…
Berlin'de Türk gecesi! Berlin Film Festivali’nde İlker Çatak’ın ‘Sarı Zarflar’ filmi, ‘Altın Ayı’ ödülünü kazandı.…
Doğa, keşif ve sadeliğin yanı sıra deneyime de önem verenlerin Karadeniz'de yeni rotası Loidevilla, bir…
Melik Kuru’nun yazıp yönettiği "İsimsiz Eserler Mezarlığı", Tallinn Black Nights Film Festivali’ndeki dünya prömiyerinin ardından…
Emin Alper'in son filmi ‘Kurtuluş’, dünya prömiyerini 76. Berlin Film Festivali’nin Ana Yarışma bölümünde gerçekleştirdi.…
İlk kez düzenlenen "Sanat Tarihi Derneği Ödülleri 2025" sahiplerini buldu. Sanat tarihi ve temas hâlindeki…