Categories: Kitap

Serhat Kaya’dan edebi bir panorama: Bekleme Odası

Neşeli şarkılardan hayli uzaktım “Bekleme Odası”nı elime aldığımda.
Kitabın iyileştirici gücüne her zaman inanmışımdır.

Serhat Kaya ile Cihangir’de, bir kafenin önüne oturup “sessizliğin sesini sonuna kadar açmaktı” niyetimiz ama olmadı! Bir sonrakine deyip, Antalya İstanbul hattında son romanını konuştuk.

Kendi okurunu kendi bulan yazarların çağı sürüyor! O ise kendini yazardan daha çok “yazan” olarak tanımlıyor.

Yeniden Sen, Umursama, Azınlıkta Kaldık, Azad, Renkli Rüyalar ve Katarsis’in ardından 6. kitabı Bekleme Odası ile çıktı okurlarının karşısına. Roman, mutsuz ve kararsız bir Fransız olan “öfke mıknatısı” Oliver Nathan’ın Paris’i terk etmek için girdiği vize kuyruğunda tanıştığı Portekizli gezgin Fernando Cenavi ile tanışmasıyla başlıyor. Sonrası, sürpriz sona dek keşkelere, bekleme ve paranoyalara dönüşüyor…

Zülfü Livaneli; “kendilerini zevkle okutmanın yanı sıra yerellikten çok genel insan davranışlarının izini sürerek edebi bir panorama yaratıyor” diyerek tanımladı Serhat Kaya romanlarını.

Hemen bununla başlayalım: İz süren edebi bir panorama… Ustanın bu övgüsü nasıl hissettirdi?

Çok iyi hissettirdi, hatta en iyilerden biri oldu diyebilirim. Kıymetliydi. Henüz 80’lerde; dünyanın geleceğinin sadece politikacılara bırakılmayacak kadar önemli olduğunu uluslararası bir buluşmada dile getirmiş, milyonların kalbine hem müzik hem de edebiyat aracılığıyla girmiş, UNESCO’da iyi niyet elçiliği yapmış, kitaplarını hayranlıkla okuduğum bir yol göstericiden böyle bir yorum almak, büyük bir mutluluk. Minnettarım kendisine.

Sende yazarak iyileşenlerdensin…

Evet, yazardan çok, bir yazanım… Biraz konuşmak, biraz dışa vurmak, biraz da sayıklamak gibi bu… Gördüğüm ve hissettiğim duyguları incelten, konsantre hale getiren bir çeşit katalizör… Bir zaman sonra her ne varsa süzüldüğünü, en sade haliyle daha derli toplu halde, kitaplara dönüştüğünü düşünüyorum.

Yazmak, aynı zamanda bir cesaret göstergesi… İnsanlar hayat üzerine uzun uzun düşünmekten, anlam arayışında olmaktan ve kendilerini ifade etmekten ya kaçınıyorlar ya da önemsiz buldukları için uzak duruyorlar. Oysa Descartes’ın söylediği gibi tek başına sadece düşünmek dahi bir var oluş göstergesi, bir nevi kişisel devrim…

Bekleme Odası ile birlikte 6 kitap var rafta. Dönüp baktığında, ilk eline alacağın hangisi olurdu?

Zor bir soru. Bence her biri, yayınlandığı yıla ve de zamana özel olma durumlarını sürdürüyorlar. Mesela Azad, her elime aldığımda hala heyecanlandırıyor beni. Son kitabım Bekleme Odası’nın da söyledikleri ve de dertleriyle zaman içinde bana aynı duyguları yaşatabileceğini hissediyorum.

“Bekleme Odası”na dair geri dönüşler nasıl?

Güzel dönüşler alıyorum. Okur düşüncelerini merak etmekle birlikte, kitap okumaya zaman ayırıyor, dahası oturup ona dair düşüncelerini aktarıyor olmaları çok kıymetli. Kitap okuyan biri ile saatlerce sıkılmadan konuşabilir, düşüncelerini uzun süre keyifle dinleyebilirim. Bu yüzden de kendi kitabıma dair düşünceler arasından öğretici olanları seçip başucuma koyuyorum. Tüm bunlar bana yaşadığımı hissettiriyor.

Peki ya hayatın geri kalanı?

Mutlu olma halinin genele yayılamadığı bir dönemden geçiyoruz. Onun için bireysel mutluluk, çoğu zaman yeterli olmayabiliyor. Hafızası zayıf, anı flu ve kırılgan; duygunun uzağında, derinliksiz bir yaşam dönüyor etrafımızda. Sevmenin ve de sevilmenin, güvenin tek başına mutlu etmeye yetmediği dar alanlara sıkışıp kaldık gibi geliyor bana. Ben de genele biraz yakın, biraz uzak, daha iyiye dair sözler söyleyerek, dahası daha iyisini umarak hayatımı sürdürüyorum.

Dönüp dönüp okuduğun yazarlar var mı?

Mesela Yaşar Kemal, Gabriel Garcia Marquez, Pessoa, Zülfü Livaneli, Steinbeck ve Tanpınar kitaplarını sıkça geri dönüp yeniden okuyorum.

Orhan Kemal Roman, Kitapyurdu Okur Ödülleri, Macit Kılıçeri Roman ve 2. Mavi Kuş Edebiyat Ödülünde de jürinin önüne gidecek Bekleme Odası. 2025 yılı, senin adına hayli heyecanlı geçecek gibi…

Öyle görünüyor. Kitaplarımın değerlendiriliyor olması dahi tek başına çok anlamlı. Ödül almaktan daha çok; yarışmak, takdir edilmek sadece yazar için değil her meslekten insan için itici bir güç diyebilirim.

Son bir sözle bitirelim sohbeti…

Ne diyebilirim, mümkünse daha çok kitap okuyalım, daha çok anlamlandıralım dünyayı. İyiye, barış ve huzura dair daha çok umutlanalım. Okura sevgi ve hürmetle.

Kürşat Okutmuş

Journalist Author. TV News Editor.

Recent Posts

Güncel Fotoğrafa Panoramik Bir Bakış

Türkiye'deki güncel fotoğraf ve mercek tabanlı sanata dair tematik bir anlatı sunmayı amaçlayan "Panorama: Hayaller…

3 ay ago

Berlin’de Sahne Bizim Hikayelerin

Berlin'de Türk gecesi! Berlin Film Festivali’nde İlker Çatak’ın ‘Sarı Zarflar’ filmi, ‘Altın Ayı’ ödülünü kazandı.…

3 ay ago

Zamansız bir Karadeniz anlatısı: Loidevilla

Doğa, keşif ve sadeliğin yanı sıra deneyime de önem verenlerin Karadeniz'de yeni rotası Loidevilla, bir…

3 ay ago

‘İsimsiz Eserler Mezarlığı’ Slamdance’te yarışacak

Melik Kuru’nun yazıp yönettiği "İsimsiz Eserler Mezarlığı", Tallinn Black Nights Film Festivali’ndeki dünya prömiyerinin ardından…

3 ay ago

‘Kurtuluş’ dünya prömiyerini Berlinale’de yaptı

Emin Alper'in son filmi ‘Kurtuluş’, dünya prömiyerini 76. Berlin Film Festivali’nin Ana Yarışma bölümünde gerçekleştirdi.…

3 ay ago

Sanat Tarihi Derneği’nden 11 Dalda Ödül

İlk kez düzenlenen "Sanat Tarihi Derneği Ödülleri 2025" sahiplerini buldu. Sanat tarihi ve temas hâlindeki…

3 ay ago