Kuzeybatı Londra’da doğan ve o bölgede yaşayan Zadie Smith, ilk romanını 21 yaşında yazdı. Kısa sürede tüm dünyanın ilgisini çekti. İnci Gibi Dişler adlı romanı yayınlanır yayınlanmaz İngiltere’de en çok konuşulan kitaplar arasına girerek büyük sükse yaptı. Genç yaşta bir çok şaşırtıcı ödül aldı.
Romanının ilk 80 sayfasını Hamish Hamilton Yayınevi‘ne götürüp, 250 bin sterlin avans aldığı günü unutamıyor. Ki, kitap çıktıktan sonra yayıncısını mahcup etmeyecekti. Sonrası bir iplik söküğü gibi zaten. Başarılar “inci gibi” dizildi ardı sıra…
İnci Gibi Dişler, çok kültürlülük, kökten dincilik ve kuşaklar arası çatışmaya yer veren bir milenyum romanı. Zadie Smith romanında; 2. Dünya Savaşı’nda aynı cephede savaşmış; işçi sınıfından bir İngiliz olan Archie Jones ile Bangladeşli Samet İkbal ve aileleri üzerinden, sömürge ülkelerden İngiltere’ye göçenlerin kimlik ve aidiyet sorunu başta olmak üzere bir çok konuyu ele alıyor.
Londra’nın kuzeybatısında işçi sınıfının yoğun olduğu bölgede Jamaikalı bir anne ve İngiliz bir babanın çocuğu olan Zadie Smith ile Türkiye’deki yayıncısı Everest Yayınları’nın aracılığı ile internet üzerinden keyifli bir sohbet gerçekleştirdik…
İngiliz Edebiyatı okuyan Zadie Smith, yaratıcı yazarlık derslerine hiç bir zaman katılmadığını ve o tür derslere karşı her zaman bir korkusu olduğunu söylüyor. Çünkü o sınıflarda yazmanın terapi olduğuna inananlar çoğunluktaymış.
“Oysa yazmak terapinin tam tersi. Bu yolda yapabileceğimiz en iyi şey ve tek gerçek çaba başkalarının yazdığı kitapları okumak.”
Kitabının filizlenmesinde ve gelişmesinde rolleri olan beş iyi arkadaşın varlığından bahsediyor Zadie. Küçük bir odada, genelde öğleden sonraları yazmış romanını.
“Sabah dörtte kalkar, köpeğimi yürüyüşe çıkarırdım. Öğleden sonra, üç litreye yakın koyu kahve içer ve üç bin kelime yazardım…”
Peki ya romanın tarihi alanlara girdiği bölümler?
Bir soyağacı nasıl araştırılırsa o da öyle yapmış… Yani kütüphaneler, internet ortamı, filmler, zaman zaman insanların anlattığı hikâyeler ama en çok da kitaplar. O yılları yaşamış insanlardan ise istediği verimi alamadığını söylüyor!
Bütün bir asrı yaşamış 98 yaşında zeki bir bayana savaş yıllarını sor, o sana 1916’da yan dairede yaşayan komşusunun ne kadar lezzetli tavşan pişirdiğini anlatsın!
Yeni romanı için hemen çalışmaya başlayan Zadie Smith, genel ahlak ve mahalle baskıları gibi saçmalıklarla pek ilgilenmiyor. Kahramanlarının hikayesinden daha çok, kurgu ve üslubun öne çıkmasından ise hoşnut değil. “Ama bunun da icabına bakabilirim” diyor.
“15 yıl önce bir kaç yazar sırf elleri kalem tuttuğu için önemsiz şeyler yazmışsa, yazma denen eylemin küçümsenmesi gerektiğine hiç mi hiç inanmıyorum. Benim önemsediğim tek şey var, o da kendim olarak iki kat daha fazla iyi yazabilmektir. Ve bunu bir defalığına değil, bir çok defa başarmak istiyorum.”
Zadie Smith ilk romanı şaşırtıcı ödüller aldı. İlk büyük heyecanı ise kitabını ilk defa raflarda görünce yaşamış ve hâlâ bunu yenebilmiş değil. Gizlice kitapçılara girip şaşkın şaşkın raflara baktığını itiraf ediyor.
Edebiyat dünyasının prestijli ödüllerinden olan Orange Ödülü’nü biraz tuhaf buluyor. Aday olarak gösterilmesinin ona kendisini aptal gibi hissettirdiğini hatırlıyor. Guardian İlk Kitap Ödülü gibi ilk kitaplara verilen ödüllerin ise harika olduğunu, insanın içine daha çok sindiğini ve onu rahatlattığını söylüyor. Hala yaşadığı sokağın köşesindeki otoparkta tanınmadığından yakınan Zadie Smith, meşhur olmayı kontrol edilebilir, zor olanın ise iyi yazmak olduğunu söylüyor.
New York’ta Harrison Ford’la bir partiye gitmiş ve bunu herkese anlattığı gibi, bana da anlatmak istiyor:
Lütfen affet! Bunu herkese anlatmak zorundayım. Kimseye söyleyemiyorsanız, bu insanlarla tanışmanın ne keyfi olur değil mi? Yol boyunca birlikte yürüdük ve Harrison Ford’u görenlerin nasıl heyecanlandığını izledim. Onlar sadece gördükleri için heyecanlanıyor, ben ise onunla yürüyordum. İşte meşhur olmanın verdiği tek keyif bu!
O da roman kahramanları gibi orta sınıftan biri. “Bu oldukça hoş bir şey” diyor. Her zaman orta sınıf olarak kalmak isteyen Zadie Smith, baş döndürücü çıkışın ardından, sınıf kargaşası yaşasa da bu duruma direnmek istiyor.
Türkiye'deki güncel fotoğraf ve mercek tabanlı sanata dair tematik bir anlatı sunmayı amaçlayan "Panorama: Hayaller…
Berlin'de Türk gecesi! Berlin Film Festivali’nde İlker Çatak’ın ‘Sarı Zarflar’ filmi, ‘Altın Ayı’ ödülünü kazandı.…
Doğa, keşif ve sadeliğin yanı sıra deneyime de önem verenlerin Karadeniz'de yeni rotası Loidevilla, bir…
Melik Kuru’nun yazıp yönettiği "İsimsiz Eserler Mezarlığı", Tallinn Black Nights Film Festivali’ndeki dünya prömiyerinin ardından…
Emin Alper'in son filmi ‘Kurtuluş’, dünya prömiyerini 76. Berlin Film Festivali’nin Ana Yarışma bölümünde gerçekleştirdi.…
İlk kez düzenlenen "Sanat Tarihi Derneği Ödülleri 2025" sahiplerini buldu. Sanat tarihi ve temas hâlindeki…