Yaşadığı toplumun derebeylik yapısından medet uman, medyada görünmeyi salt öz çıkarlarına hizmet olarak algılayan, bilimin yol göstericiliğinde işleyen kurumlara sırtını dönen ve hatta hakaret eden kimseler sanatçı, aydın olabilir mi? “İlim ve sanat, ittifak görmediği ülkeyi terk eder” demiş İbn-i Sina…
Hemen hemen her kesimin ‘bizden’ diyebildiği, kendine yakın bulduğu Fatih Kısaparmak‘tan ‘özeleştiri’ istiyorum:
“Bir toplumsal bellek yitimini yaşıyoruz maalesef. Umarım geçici bir hafıza kaybıdır yaşadığımız. Akrep gibi kendini sokan bir millet olma yolunda ilerlemeye devam ediyoruz. Taklitçiliğimiz ve komplekslerimiz had safhada.”
Şöhret çılgınlığını elinin tersiyle ittiğini bildiğimden, sanatçı kavramını ona da soruyorum: “Ben bir tanınanım. Denetimim vicdanımdır; önce besteciydim, sonra işin içine bir de yorumculuk girdi, hepsi o kadar.”
Kirlenmenin ve yozlaşmanın, yitirilen değer ve beğeni yargılarının baş aktörü olan televizyonu yani medyayı ülkenin aynası olarak gören Fatih Kısaparmak’a göre; medyadan şikayetçi olmak kişinin kendisinden de şikayetçi olması anlamına geliyor. Çünkü medya da bizim içimizden çıkan insanlar tarafından kontrol ediliyor. Televizyonlar reyting için yayın yapıyor, insanlar da şikayet ettikleri programları daha çok izliyor.
Her kuşağı bir önceki kuşaktan daha şanslı gören Şebnem Kısaparmak, her geçen gün biraz daha yıpranan, gerileyen kültür ve eğitim politikalarından şikayetçi. Ona göre kötüye alışmak, iyiye alışmaktan daha beter. Eski bir haber spikeri olan Şebnem Kısaparmak, kötüye tepkisini o olay ve kişilerin isimlerini anmayarak gösteriyor.
“Bir ‘şiir’di yokluğun” adlı şiir albümünün heyecanını yaşıyor Şebnem Kısaparmak… Peki Fatih Kısaparmak ne diyordu bu albüme? Cevabı oldukça kısa oluyor: “Söyleyecek sözü varmış ki, söyledi…”
Evlerinde ilk defa bir gazeteci ağırladıklarını öğrendiğimde, doğrusu rahatım bozuldu, nereye oturacağımı, elimi nereye koyacağımı bilemedim. Ama bu durum, sohbeti biraz daha uzatmama engel olmadı.
İlgisi ve sevgisini bildiğim Barış Manço’nun, ‘Ben bu ülkenin cumhurbaşkanı olmak istiyorum’ sözünü hatırlatıyorum, “keşke” diyor. Konu siyasetten açılmışken, şansımı deniyor, “Fatih Kısaparmak siyasete girmeyi düşünür mü?” diye soruyorum.
Konu, beklediğimden daha çok ilgi görüyor.
Kısaparmak ailesi partiyi kurmuş ve sloganlarını bulmuş bile: “Söylenmeyelim, söyleyelim.”
Bugüne kadar kandırılan halkın, kandırılmaya müsait oluşundan daha çok, iyi niyetinden yararlanıldığını söyleyen Kısaparmak ailesinin niyeti ciddi! Tıpkı cumhurbaşkanlığına talip olan Barış Manço gibi, Fatih Kısaparmak da “Kültür Bakanı olmak isterdim” diyor.
Türkiye'deki güncel fotoğraf ve mercek tabanlı sanata dair tematik bir anlatı sunmayı amaçlayan "Panorama: Hayaller…
Berlin'de Türk gecesi! Berlin Film Festivali’nde İlker Çatak’ın ‘Sarı Zarflar’ filmi, ‘Altın Ayı’ ödülünü kazandı.…
Doğa, keşif ve sadeliğin yanı sıra deneyime de önem verenlerin Karadeniz'de yeni rotası Loidevilla, bir…
Melik Kuru’nun yazıp yönettiği "İsimsiz Eserler Mezarlığı", Tallinn Black Nights Film Festivali’ndeki dünya prömiyerinin ardından…
Emin Alper'in son filmi ‘Kurtuluş’, dünya prömiyerini 76. Berlin Film Festivali’nin Ana Yarışma bölümünde gerçekleştirdi.…
İlk kez düzenlenen "Sanat Tarihi Derneği Ödülleri 2025" sahiplerini buldu. Sanat tarihi ve temas hâlindeki…