Categories: SöyleşiYazar

Salacak’ta kıyıya vuran devrik başkan

Kız Kulesi’ne “Şiir Cumhuriyeti” adını taktığı için Sunay Akın’a Kız Kulesi’nin Cumhurbaşkanı diyorlar. Bu yüzden devrik başkan o şimdi. Burjuvazi olamayan Türk kapitalizmi şu an Kız Kulesi’nde, karşısındakinden tuzu uzatmasını rica ederken devrik başkan gidemediği ülkesine ancak kıyıdan dokunmak için elini uzatmakla yetiniyor!

“Bir ülkenin turizm gelirini kültür politikası belirler” sözü ne kadar anlamlı! Devrik başkanın bir cebinde Japonya dönüşü derin uykuya yatan Ertuğrul Fırkateyni’nin kaptanı Ali Bey’in eşine yazdığı aşk mektupları, diğer cebinde ilk yazının sahipleri Sümerlerin 261 nolu tabletindeki bir kadın tarafından krala yazılmış aşk dizeleri…

Öyle ya; bütün bu mektupların ve aşk dizelerinin bir gün Kız Kulesi’nde yankılanabilesi için, çatal-bıçak seslerinin dinmesi gerekiyor!


Şair Sunay Akın’la sisli bir cumartesi sabahı, Salacak kıyısında buluştuk. Henüz varmıştık ki, ikisi arasındaki muhabbet anında başlayıverdi:

Pulsuz zarf gibisin
üstünde adresi,
evde kaldın
n’aber kız
kulesi

Sonra bana döndü, tanıştırma merasimine geçtik:

Karanlıktan korkan çocukların
müzik kutusudur Kız Kulesi
kapağı açıldığında
dansa başlayan balerin
hınzır martıların şakalarıyla
ıslanır elbisesi

Boğaz’dan geçen gemilere
engel olmasın diye
İstanbul’un saçlarını toplayan
beyaz bir tokadır Kız Kulesi
açmak isteyen şarapçılar
Salacak’tan uzanayım derken
düşerler denize


Nefes almadan anlatmayı sürdürdüğü için araya girememenin çaresizliği ile dinliyorum! Oysa izin verse, o en sevdiğim şiirlerinden birkaç tane de ben okuyup kendimi bulacağım ama mümkün değil!

Gülümsüyor görünse de tüm devrik başkanlar gibi, gizli bir hüzün var sesinde:

Çocuğunu asma köprüde sallayan
bir annedir İstanbul
ki onun içi süt dolu biberonudur Kız Kulesi
soğusun diye suya tutulan

Baktım olmuyor… Araya giremiyorum! “Ama Kız Kulesi’ne gidemiyorsun” diyerek almaya çalışıyorum intikamımı!

Acıtmıyor bu durum onu. Oraya gitmenin, orada yemek yemenin, arkadaşlarla buluşmanın hiçbir anlamı ve güzelliği olmadığına inanıyor. Çünkü içine girdiğinizde, izlediğiniz manzarada Kız Kulesi’ni göremediğiniz tek yer, yine orası.

İnsanı yozlaştıran, kente sırtını çeviren bu akış açısını anlamakta zorlanıyor şair. Oysa akıntıya durduğu gibi her şeyi para olarak gören anlayışa yüzyıllar boyunca karşı durmuştur Kız Kulesi. Şaire göre uygarlık tarihi boyunca bunu yakalayabilmiş yegane mimari yapı.

Sunay Akın’ı Kız Kulesi’nden uzaklaştırmam gerektiğini fark ettiğimde neredeyse akşam olmuştu! O ise biraz daha beklememiz gerektiğini söylüyordu. Çünkü hava kararınca, gösteri başlayacaktı:

Cemal Süreya vapuru;
Akşamüstleri giyince,
Işıklı elbisesini,
İnce bir duman savurarak havaya,
Dansa kaldırır,
Kız Kulesi’ni…

Sunay Akın

İhbar ediyorum: 62’leri tavşan yapan Sunay Akın’dır!

Onu Salacak’tan nihayet koparabilmiştim.
Çünkü gösteri saati yaklaşmıştı.
Ama yeni bir derdimiz vardı.
62’leri tavşan yapma çılgınlığı!

Altunizade Kültür Merkezi’ne kadar, her gördüğü 62 nolu apartmanı, tavşana dönüştürmeye başladı. Koca şair, tırmanmış apartmanın giriş kapısına, elindeki tebeşirle 62’yi tavşana çeviriyor, ben de düşmesin diye onu tutuyorum!

Bu sevgi şairin 1962 doğumlu olmasından kaynaklanıyor. Akranları aynı sevdanın peşine boşuna sürüklenmesinler, çünkü kanım odur ki; memleket sathında tavşana dönüştürülecek bir tek 62 dahi kalmamıştır! Ve ihbar ediyorum: Tavşana dönüştürülmüş bütün 62’lerden Sunay Akın sorumludur.

Öğrendim saat kulelerini kibrit kutularından
bağışla beni
iki dünya savaşının yaşanıldığı yüzyılda
nüfus cüzdanımdaki 62’den öğrendiğim tavşan

Sunay Akın anlatıyor…

Sunay Akın hiç dur durak bilmiyor. Sürekli sahnede ve İstanbul’u anlatıyor. Ki, bu yeni bir şey değil. Onu tanıdığımız ilk günden beri zaten anlatıyordu. Bu defa biraz daha derli toplu, daha organize ve sahneye uyarlanmış hali gösterileri. Yazar ve çizerlerin toplumdan yavaş yavaş kendilerini soyutladıklarını fark eden şair, aksine toplumla daha da iç içe olmaları gerektiğini savunuyor.

Bir araştırmacı şair miydi yoksa o? İşte en çok buna gülüyor: Araştırmadan şair mi olunurmuş! “Bildiklerini ve öğrendiklerini, kitapları dışında da insanlarla paylaşmalı yazar” diyor. Kahvede, sokakta ya da bir salonda, yer-mekan fark etmez.

İstanbul’u ilk defa yedi yaşındayken ailece gezmeye geldiklerinde görmüş Sunay Akın. O gezide her yerde fotoğraflar çekilmiş ve aile Trabzon’a geri dönmüş. O fotoğraflar bir albümde toplanmış ve yalnızca misafir geldiğinde açılan salondaki sehpanın üstüne konmuş.

Bugün şiirlerinde, yazılarında ve gösterilerinde anlattıklarının da o fotoğraf albümündeki kareleri harekete geçirmek olduğunu söylüyor:

“İstanbul’la bütün hesaplaşmam bitti aslında. Ama İstanbul bilfiil satranç oyunu; taşlar durmadan hareket etmiş, yerleri değişmiş, daha önce bu satranç oyununda yapılan hamlelerin ne olduğunu öğrenmek adına, geçmişe dönük çalışmaları var. Bugünkü İstanbul’la hesaplaşmam yok ama geçmişteki İstanbul’da ortaya çıkaracağım pek çok hamle var daha. Bunları yazıyorum, bunları anlatıyorum ve bunların peşindeyim.”

İstanbul’da Bir Zürafa…

Kitap İstanbul’daki hayvan tarihini ele alıyor ve İstanbul’u hayvan üzerine kuran ilk kitap olma özelliğini taşıyor. İstanbul’da yaşamak, şair için İstanbul’la konuşmak gibi. İstanbul’un bütün sırlarını araştırdığını, bulduğunu, hatta İstanbul’un çok yakın bir arkadaşı olduğunu keyifle dile getiriyor.

Ki, aslında İstanbul sırlarını herkese anlatıyor. Kızılderili reisin dediği gibi “Ağaçların konuştuğunu bilir misiniz? Evet konuşurlar; ama siz bir arada birbirinizi bile dinlemiyorsunuz; ağaçların konuştuğunu nereden duyacaksınız.”

İşte Sunay Akın’da o misal “İstanbul konuşur” diyor; “ama İstanbul’da yaşayanlar birbirini bile dinlemiyorlar, onun anlattıklarını nereden duyacaklar?”

Şairin tıpkı Salacak gibi, İstanbul’da en çok sevdiği yerler arasında Harem’deki çiçekçi bölgesi de var. Set üstündeki sokaklar, binalar, dokular…

“İki apartman arasından İstanbul bir gözükür bir gözükmez, bir gözükür bir gözükmez. Köşe kapmaca oynar sanki. Kasımpaşa’da, Cezayirli Hasan Paşa Kışlası’nın kapısının yanında bir betonun üstünde yuvarlak bir demir halka vardır. O Cezayirli Hasan Paşa’nın aslanını bağladığı halkadır. Hâlâ durur. Ben hep gider ona bakarım.

İstanbul’u böyle belli bir rotaya hiçbir zaman koyamıyorum. Ama örneğin, neden Eyüp’teki Defterdar Camii’ne gitmeliyim. Defterdar Camii küçük, tek minareli bir camidir. Minarenin tepesinde hani hilal olur ya, hilal bile yok. Nazım Mehmet Efendi yaptırıyor ve minarenin tepesine 1544 yılında bir hokka, bir de kalem koyduruyor. Yeryüzünde, böyle yazı araç ve gereçlerinin konulduğu başka hiçbir tapınak yoktur.”

Derken gösteri başlıyor…

Gün boyu heyecanla dinlediğim şair bu defa sahnede. Dolu salon, pürdikkat onu dinliyor. Konu İstanbul olunca, enerjisi hiç bitmeyecek gibi…

Ertuğrul Fırkateyni’den miras kalan aşk mektuplarını, Dumlupınar denizaltısının bilinmeyen anısını, Ay’a giden bayrağımızı , ilk bilim kurgu eserinin Urfa’da yazılışını, İkinci Dünya Savaşı’ndan bisikletiyle kaçan şairi, Galata köprüsünün dramını, Atatürk’ün neden sadece uçakta fotoğrafı olmadığını, Pearl Harbour’dan geriye kalan tek kalıntıyı ve daha bir çok ayrıntıyı…

O anlatıyor, ben ha bire notlar alıyorum.
Ceplerimde onlarca hikaye.
Dönüş yolunda, İstanbul daha da güzelleşiyor gözümde.
Bu büyüleyici kenti biraz olsun tanıyor olmak, ne keyif ama!

Kürşat Okutmuş

Journalist Author. TV News Editor.

Recent Posts

Güncel Fotoğrafa Panoramik Bir Bakış

Türkiye'deki güncel fotoğraf ve mercek tabanlı sanata dair tematik bir anlatı sunmayı amaçlayan "Panorama: Hayaller…

3 ay ago

Berlin’de Sahne Bizim Hikayelerin

Berlin'de Türk gecesi! Berlin Film Festivali’nde İlker Çatak’ın ‘Sarı Zarflar’ filmi, ‘Altın Ayı’ ödülünü kazandı.…

3 ay ago

Zamansız bir Karadeniz anlatısı: Loidevilla

Doğa, keşif ve sadeliğin yanı sıra deneyime de önem verenlerin Karadeniz'de yeni rotası Loidevilla, bir…

3 ay ago

‘İsimsiz Eserler Mezarlığı’ Slamdance’te yarışacak

Melik Kuru’nun yazıp yönettiği "İsimsiz Eserler Mezarlığı", Tallinn Black Nights Film Festivali’ndeki dünya prömiyerinin ardından…

3 ay ago

‘Kurtuluş’ dünya prömiyerini Berlinale’de yaptı

Emin Alper'in son filmi ‘Kurtuluş’, dünya prömiyerini 76. Berlin Film Festivali’nin Ana Yarışma bölümünde gerçekleştirdi.…

3 ay ago

Sanat Tarihi Derneği’nden 11 Dalda Ödül

İlk kez düzenlenen "Sanat Tarihi Derneği Ödülleri 2025" sahiplerini buldu. Sanat tarihi ve temas hâlindeki…

3 ay ago