Kırmaçalı köyünün sınırları dar gelmeye başlayınca 1953’te o zamanlar Adana’nın bir ilçesi olan Osmaniye’ye atar kendini Hüseyin Ünaldı. Lisede okulu terk eder ve sevdiğine şiirler yazmaya başlar. Kağıda ve kaleme olan bu merak onu gazete satıcılığına kadar götürür. 1963 yılında Adana Halkevi’nde düzenlenen kompozisyon yarışmasında birincilik alınca, gazete dağıtıcılığından muhabirliğe yükselir ve hayatında yeni bir sayfa açılır.
Yeni mesleğine karşı duyduğu heves ve heyecan kendi sınırlarını aşmasını sağlar. Dönemin Başbakanı Suat Hayri Ürgüplü’nün arabasının önüne yatar, illa da röportaj diye. Hatay’da bir açılışa yetişmesi gereken Başbakan ve korumaları Hüseyin Ünaldı’nın inadını yenemeyince Hatay’a davet ederler ama onun cebinde bırakın Hatay’a gidecek parayı, şehir içinde dolaşacak kadar bile yoktur. Neyse ki Başbakan durumu anlar ve yolculuk masraflarını karşılar. Böylece Ünaldı ilk büyük röportajını gerçekleştirmiş olur.
Bir süre sonra Osmaniye ona yetmez ve İstanbul’a kendini zor atar. Uğur Gümüştekin yönetmenliğinde çıkan Pardon Mizah’ta yazmaya başlar. Yıl 1972’yi gösterdiğinde dönemin yüksek tirajlı gazetelerinden Gün’de ilk röportajı yayınlanır. Bu röportajın karşılığında aldığı para ise o güne kadar meslek hayatında aldığı en büyük paradır: 140 Lira…
Hüseyin Ünaldı bu parayla; iyi bir fotoğraf makinesi almış önce, sonra da makineyi koymak için “kıyak” bir çanta, deri bir mont ve kadife pantolon… 140 Lira yine de bitmemiş. Deri montlu, kadife pantolonlu, kıyak çantalı ve gıcır gıcır parlayan fotoğraf makineli bu adam, görüntüsünün verdiği güvenle edindiği dost çevresini de etrafına toparlayarak SAN-KUR’u kurar. Kısa bir zaman sonra yurt genelinde 380’den fazla üyeye ulaşır dernek. Günümüz cast ajanslarına, organizasyon şirketlerine benzetebileceğimiz SAN-KUR, sinema-fotoroman ve basın-yayın işlerini koordine edebilecek bir kuruluş haline gelir.
Çark dönmüyor
Sinema dünyasına olan yakınlığı sonucu aklına ilginç fikirler gelmeye başlar Hüseyin Ünaldı’nın. Mesela bir sinema filmi çekmek! 1976 yılında o yıl gerçekleşecek olan Altın Portakal Film Festivali’ne yetiştirmek amacıyla, senaryosu da kendisine ait olan bir film çekmek için kolları sıvar. Çark ismini verdiği filmin yönetmenliğini de üstlenir. Kameraman Abdullah Gürek dışında ekipte tek profesyonel sayılabilecek kişi başrol oyuncularından olan Aysun Güven’dir; “tam 20 bin lira saydım Aysun hanıma” diyor.
Film çekilmeye başlar ama dönemin çarkı pek iyi dönmez; film kıtlığı, kopya sıkıntısı, afiş telaşı… O sıralar çekilen filmlerde genelde 8-9 kopya yapılırken Hüseyin Ünaldı bir tane yeter der. Afişe de ihtiyacı yok diye ağız birliği yapılır ama para yine de yetmez.
Zaman daralmaktadır…
Memleketi Osmaniye’den taksitle beyaz eşya satın alan Hüseyin Ünaldı, aldığı eşyaları İstanbul’da satıp paraya çevirerek, filmin kalan bölümünü bitirmeyi planlar. Terslik bu ya; nakliyede karışan eşyalar İstanbul yerine Eskişehir’e gider. Feryat figan Eskişehir’e giden Ünaldı’yı depoda mahvolmuş eşyalar karşılayınca, tüm depoyu yakmaya kalkışır ama ahali izin vermez. 27 bin lira borçlandığı eşyaları 10 bin liraya elden çıkarır. Bu parada zaten yola, aşa, ilk taksitlere gider…
İstanbul’a dönüp seti dağıtan Hüseyin Ünaldı, kendi deyimiyle “Sefiller’in son perdesi”ni oynamaya başlar: “Parklara düştüm, eşyaların sağlam gelmeyişi beni mahvetti, lokantalarda işçi olarak çalışmaya başladım.”
Çaresiz Osmaniye’ye döner ama aklı sinemada kalmıştır. Ata yadigârı tarlalara gelir sıra. Zaten ekip biçen de yok! Satar ve o parayla seti yeniden kurar. Kameraman Mustafa Kuzu’ya 10 bin, Arnavut asıllı Leyla’ya bin 500 lira öder. 150 bin lira sermaye ile başlar kısa metrajlı filmini çekmeye. Filmin konusu gibi adı da oldukça ilginçtir: “Hela deyip geçme”. Ancak, hasta annesi İstanbul’a gitmesini engeller ve bu proje de diğerleri gibi elinde sadece bir anı olarak kalır!
Kalan para ve sattığı tarladan gelen parayı birleştirir ve belki de o dönem için hayatının en mantıklı işini yapar Hüseyin Ünaldı; 5 bin lira taksitle matbaa satın alır. Toplam 170 bin lira borçlanarak iki motorlu pedal makina, zımba, tel baskı, hurufat ve diğer araç gereçler…
10 santimlik gazete
Artık sıradan bir hayatı vardır ama zaman zaman enteresan olaylarla gündeme oturur Osmaniye’de. Gazetesinde Osmaniye protokolü için “diplomalı cahiller” diye manşet atınca 36 gün “mahpusa” düşer. 90’lı yıllarda, kağıt sıkıntısı yaşanınca 10 santimlik çıkardığı gazeteler ise dillere destan; “gazetemizin bu sayısı doyumluk değil, tadımlıktır” sloganının yanı sıra açıklamasını da yine minik gazetenin vinyetinde yapar: “Gazetemizin zam vurgunu yemiş, özel sayısı!”
Ancak 44 yaşında evlenebilen ve 45 yaşında da baba olan Hüseyin Ünaldı’nın anasının adını taşıyan 11 yaşında Fatma diye bir kızı ve babasının adını taşıyan 9 yaşında Ali isimli bir oğlu var. Biz bu sohbeti yaparken Fatoş ve Ali’de bize ayran yetiştiriyor. Hüseyin Ünaldı oğlu Ali’ye dönüyor ve şöyle diyor: “Ali; insan ol, insanla ol, insanlığı özümse ; gözle, dudakla değil, yüreğinle gülümse.”
Not: Sevgili Hüseyin Ünaldı’yı 2020’nin Kasım ayında kaybettik. Dostluğu, misafirperverliği ve ağabeyliği için müteşekkirim. Kendisine rahmet, ailesi ve sevenlerine başsağlığı dileklerimi iletiyorum.
Türkiye'deki güncel fotoğraf ve mercek tabanlı sanata dair tematik bir anlatı sunmayı amaçlayan "Panorama: Hayaller…
Berlin'de Türk gecesi! Berlin Film Festivali’nde İlker Çatak’ın ‘Sarı Zarflar’ filmi, ‘Altın Ayı’ ödülünü kazandı.…
Doğa, keşif ve sadeliğin yanı sıra deneyime de önem verenlerin Karadeniz'de yeni rotası Loidevilla, bir…
Melik Kuru’nun yazıp yönettiği "İsimsiz Eserler Mezarlığı", Tallinn Black Nights Film Festivali’ndeki dünya prömiyerinin ardından…
Emin Alper'in son filmi ‘Kurtuluş’, dünya prömiyerini 76. Berlin Film Festivali’nin Ana Yarışma bölümünde gerçekleştirdi.…
İlk kez düzenlenen "Sanat Tarihi Derneği Ödülleri 2025" sahiplerini buldu. Sanat tarihi ve temas hâlindeki…