Torun neşesine yenik düşmüş her anımda, anılarımla eskimiş naylon torbama uzanırdım ben. Eksik kalmış bir dantel ya da iğne oyası, gençlik günlerimden kalma bir neşeyle dolanırdı parmaklarıma; her bir sırayı bir çırpıda dokusam dahi, göz nurumu döktüğüm tek bir ilmek, hâlâ bir şeyler yapıyor olabilmenin verdiği sevinçle, geride bıraktığım tüm yılların yorgunluğunu almaya yeterdi de artardı bile…
Babaannemin eline kağıt kalem versem, sanırım -aşağı yukarı- böyle şeyler yazardı. Yaşıtları neler yapıyor diye, bir el sanatları merkezinin kapısını araladım. Gördüm ki, durum artık eskisi gibi değil…
Ev hanımları evde oturup sadece tüketici olmaktan sıkılmış olacaklar ki, üretici konuma geçmeye başlamışlar. Böylece hem kendilerine olan güvenlerini kazanıyor hem de ticari açıdan kazanç sağlıyorlar. Ve bu durum biraz da terapi görevi görüyor; insanın sürekli bir şeyler üretmesi, yapıcılığını ön plana çıkarması, problemlerden uzaklaşması ve de birbirinin aynısı olan günlerin sıkıcılığından kurtulmalarını sağlıyor. Pürdikkat işleriyle meşgul oluşlarından ve de gülümseyen simalarından anlaşılıyor ki, onlar böyle daha da mutlular. Ne de olsa öğrendikleri tekniklerle bir sanat eseri üretiyorlar; aylarca uğraşıp bir masa örtüsü işlemek yerine, bir günde antika bir dolap yapmak daha cazip olsa gerek…
Yılların eskitemediği eşyalara yeni neslin ‘antika’ diye değer verdiği malum. Antikaya olan düşkünlük ve antika eşyaların fiyatlarının yüksek oluşu, bu tür ürünlerin alıcısını da çoğaltan sebeplerin başında geliyor.
Antikaya yakın bir model oluşturulduğu zaman -ki zaten bu tekniklerle mümkün olabiliyor- gerçek antikayla yeni yapılmış olan obje ayırt edilemeyecek derecede birbirine benziyor. Çeşitli tekniklerle iki-üç gün verilen emek, objeyi yüz yıllıkmış gibi bir hale sokuyor. Çatlaklama, transfer, özel çıkartma, antikalaştırma, varak, sünger baskı, dekopaj ve porselenleştirme kullanılan tekniklerden sadece birkaçı…
Bu obje bazen Anadolu’dan getirilmiş eski bir gereç ya da ithal edilmiş marangoz işçiliği taşıyan aksesuar olabiliyor. Mesela, çok eski bir demir soba altlığını çeşitli tekniklerle şık bir sehpaya dönüştürmek mümkün. Ya da eski bir ahşap masa gözünü yine şık bir ziynet kasasına dönüştürmek. İthal edilen objelerin eğitim için ideal oluşu, daha çok tercih edilmesini sağlıyor. Tamirat gerektirmeyen çıplak bir obje, ekleme ve boyamalara daha yatkın oluyor. Bu objeler genellikle aksesuar eşyalardan oluşuyor; vazo, sehpa, gazetelik, sandık, tepsi, çiçeklik, şekerlik gibi…
El Sanatları Merkezi’nde dikkat çeken ilk şey gençlerin sayısının az olması. Daha çok orta yaşın üzerindeki ev hanımları ilgi gösteriyor kursa. Bunun nedenini merkezin sahibi ve aynı zamanda eğitmeni olan Sibel Eryılmaz şöyle açıklıyor: “Genç gruplar teknikleri hemen öğrenip faaliyete geçelim düşüncesindeler. Orta yaş grubunun ise böyle bir beklentisi yok, onlar rahatlamak ve de ev ortamından biraz olsun ayrı kalmak için geldiklerinden iki yıl, üç yıl buraya gidip geleyim diyor.”
Merkezin diğer bir hizmeti ise otistik ve zihinsel özürlü insanlara da eğitim veriyor olması. Bu ayrıntı için eğitmen Eryılmaz “Türkiye’de tek” diyor ve ekliyor; “Olumlu sonuçlardan dolayı büyük mutluluk yaşıyoruz.”
Eğitim merkezinde hanımlar sadece eğitmenlerden değil, bu teknikleri tüm dünyaya öğreten Amerikalı uzman bayanlardan da videolar aracılığıyla ders alıyorlar. Ancak izlerken takılmadan edemiyorlar; “Biz bu kadınlardan daha iyiyiz.”
Evdeki neşe “eksiği yok, fazlası var” diyebileceğiniz derecede buraya taşınmış. Öyle ki eğitmen Eryılmaz bu konudaki trajikomik şikayetini şöyle dile getiriyor: “Sabahları benden erken geliyorlar, akşam da gitmek istemiyorlar. Giyiniyorum, çantamı elime alıyor, çıkmalarını bekliyorum. ‘Çocuğu okuldan almam lazım’ bahanem olmasa işim zor, bu gidişle sanırım bir de akşam sınıfı açmak zorunda kalacağız!..”
Bu tür etkinliklerin çoğalmasıyla birlikte artık kadınlar arası misafir ağırlama şekilleri de değişmiş. Ev ziyaretlerinde pasta, kek ve benzeri şeyler götürmek yerine bir tepsiyi çeşitli tekniklerle boyayıp götürmek daha makul kabul edilir hale gelmiş. Öyle ya, hiç olmazsa yenip bitmeyecek, bir köşede her zaman bir hatıra olarak kalabilecek.
Belki evlerin atölye konumuna sokulması erkekler için sıkıntı doğuracak ama her akşam eve dönüşlerinde yeni bir sürprizle karşılaşma ihtimali, onlara da bu sıkıntılarını unutturacak.
Türkiye'deki güncel fotoğraf ve mercek tabanlı sanata dair tematik bir anlatı sunmayı amaçlayan "Panorama: Hayaller…
Berlin'de Türk gecesi! Berlin Film Festivali’nde İlker Çatak’ın ‘Sarı Zarflar’ filmi, ‘Altın Ayı’ ödülünü kazandı.…
Doğa, keşif ve sadeliğin yanı sıra deneyime de önem verenlerin Karadeniz'de yeni rotası Loidevilla, bir…
Melik Kuru’nun yazıp yönettiği "İsimsiz Eserler Mezarlığı", Tallinn Black Nights Film Festivali’ndeki dünya prömiyerinin ardından…
Emin Alper'in son filmi ‘Kurtuluş’, dünya prömiyerini 76. Berlin Film Festivali’nin Ana Yarışma bölümünde gerçekleştirdi.…
İlk kez düzenlenen "Sanat Tarihi Derneği Ödülleri 2025" sahiplerini buldu. Sanat tarihi ve temas hâlindeki…