Sosyal uçurumun başkenti İstanbul’da yolumu Armutlu’ya çeviriyorum. Bu soluk mahalleyi hemen yanı başındaki Etiler’den yansıyan ışık oyunları ve devasa gökdelenlerin gölgesi altında gezmeye niyetliyim… Daha önce benzer bir izlenim için Ataköy- Şirinevler’e, sonra da Levent-Gültepe hattına bakmıştım. Ama ne Levent ne de Ataköy, Etiler’in renkliliği ile yarışamaz herhalde.
Armutlu ile Etiler arası sadece 100 metre. Yürüyerek birkaç dakika içinde iki farklı dünyanın kapılarını aralayabiliyorsunuz. Armutlu ve Etiler; aynı sokakta sabahları işyerini açarken selamlaşmayan iki esnaf gibi. Armutlu’ya sessizlik ve belirsizlik hakimken, Etiler’de hayat hiç dinmiyor!
Akmerkez’den çıkan kalabalıkları, dolup boşalan restoranları, renkli kalabalıkları ardımda bırakıp, Armutlu’ya varıyorum. Armutlu’dan Etiler’e doğru bakınca, değiştiremediğiniz bir televizyon kanalı hissi veriyor… Magazin programlarını besleyen görüntüler çok net seçilmese de gürültüsünü duyabiliyorsunuz.
Hasan Üngör, Tokatlı. Baba mesleği ayakkabı tamirciliğini 20 yıl önce devralmış ve bugüne kadar getirmiş. İki üç günde bir ancak siftah yapmaktan dert yanıyor. Sohbet ediyoruz ama baştan uyarıyor, fotoğraf çekmek yok. Semtte yaşayanların yardımlaşma konusunda Anadolu’yu aratmayacak bir ilişkisi olduğunu söylüyor. Ona göre semti ayakta tutan güçlerden biri bu. Burada yaşayan insanların daha çok günlük kazanıp günlük harcadıklarını, onun için de kimi zaman aç kaldıklarını, kimi zaman da ziyafet çektiklerini samimi bir şekilde anlatıyor.
Semtte yaşayanların büyük bir kısmının seyyar satıcılık yaptığını öğreniyorum. Hasan Üngör’e semtin dışında bu işi yapmak daha cazip. Semtte esnaf olmak ise daha zor. Çünkü müşterilerin hepsi tanıdık. Ve çoğu zaman para tahsil etmek hiç de kolay değil!
Etiler’den Armutlu’ya yansıyan hayatı soruyorum ona…
‘Özentim yok’ diyor. Boğaz boyunca her gece atılan havai fişeklere ise anlam veremiyor. Çocukları Leyla ve Salih çok sevse de o israf diyor bu renkli eğlenceye: “Zamane çocukları bizimkiler de. İzlemeyi seviyorlar diye ses etmiyorum. Ama bana sorarsan, büyük israf. Sonra da aman bana ne diyerek, işimi gücüme dönüyorum.”
“Ben de gideyim diyorum ama sonra vazgeçiyorum”
Murat Atlı, 26 yaşında. Armutlu’da doğup büyümüş. Bir dönem çay bahçesi işletmiş, ardından bakkal açmış. Semtle anılmaya başlayan örgütsel kargaşadan muzdarip. Semt imajının sarsılması, onu da bir hayli sarmış görünüyor. Dergi çıkarıp zorla satmak isteyenlerden, ara sıra patlak veren çatışmalardan sıdkı sıyrılmış anlayacağınız. Varsa yoksa onun tek derdi, geçim sıkıntısı.
Bakkal olması ona acı bir deneyim ve bilgiler kazandırıyor. Birçok ailenin evinde doldurulmaya bekleyen boş tüp olduğundan haberdar mesela. En çok ekmek, zeytin ve yumurta satıyor. Veresiye defteri ise bir hayli kabarık!
Şu Etiler konusunu ona da açıyorum: ‘Etiler’den geçerken içim geçmiyor değil. Birkaç tane mekan var mesela. Acayip merak ediyorum içini. Bazen cesaret ediyorum; ben de gideyim diyorum ama sonra vazgeçiyorum.”
“En çok çorap ve ip satıyorum”
Semtin iki konfeksiyoncusundan biri Kahramanmaraşlı Bekir Taze. 8 yıldır Armutlu’da esnaf. En çok sattığı ürünler, çorap ve ip. Anlayacağınız semt sakinleri kendileri dokuyup kendileri giyiyor. Taze, semtin geldiği günden beri aynı olduğunu söylüyor.
İstanbul’a geliş hikayesinde, zengin olmak gibi bir hayali olup olmadığını soruyorum. ‘Yok’ diyor. Belli ki, farklı sebepler sürüklemiş onu İstanbul’a.
“Peki ya zengin komşularınız, onlarla ilişkileriniz nasıl?” diye soruyorum: “Komplekse girmiyorum, devran bir gün bize de döner elbet diyorum. Biz Anadolu insanıyız, bizi biz yapan değerler var ve o değerleri daha kaybetmedik. Zengin komşularımızın buradan geçtiği oluyor. Kapımızı çalsalar, içeri girseler çay da ısmarlarız, sohbette ederiz.”
Bölgede iki sağlık merkezi var. Bekir Taze’den müsaade isteyip, onlarda birine geçiyorum. Pratisyen Hekim Erdoğan Çelikkol’la sohbet ediyoruz. Son 2 yıldır geceleri nöbetçi olarak o görev yapıyor. Girişte muayene ücretleri yazsa da semtte o tarife pek işlemiyor.
“Son 1 yıldır semt sakin” diyerek gözlemlerini aktarıyor: “Burası da Gazi gibi gösterilmeye çalışılıyor ama kesinlikle öyle değil. İnsanlarla ilişkilerimiz çok iyi. Etrafta dönen şatafatlı hayat, kimsenin umurunda değil. Herkes kendi derdi ile meşgul. İnsanlar çok acil olmadıkça sağlık sorunlarını erteliyor. Kapıdan sorup gidenler oluyor. İçeri girip muayene olanlar ise önce pazarlık yapıyor. Poliklinik zor da olsa kendi kendini ancak çeviriyor.”
Ve artık Armutlu’dan ayrılma zamanı. Semtte yaşayan, bu bölgede çalışan bir taksi bekliyorum yol kenarında. Karşıma Tokatlı Haydar Üner çıkıyor. 11 yıldır bu civarda çalışan Üner, taksiciliği bırakıp Fransa’ya gitme hayalleri kuruyor. Akmerkez’e bir defa gitmiş ve damak lezzetine uygun şeyler bulamadığından bir daha da gitmeyi düşünmemiş. Ama en çok yolcuyu yine Akmerkez’in önünden alıyor. Haliyle ilginç sohbetlere tanıklık ediyor: “Poşet poşet biniyorlar. Bazen inip yardımcı oluyorum. Birbirlerine veya telefonda ne aldıklarını anlatıyorlar. Bir pantolon, bir gömlek aldım 600 milyon çok ucuz diyor mesela, ben şok oluyorum. Nereden geliyor, nasıl kazanıyorlar bu paraları anlamıyorum!”
Türkiye'deki güncel fotoğraf ve mercek tabanlı sanata dair tematik bir anlatı sunmayı amaçlayan "Panorama: Hayaller…
Berlin'de Türk gecesi! Berlin Film Festivali’nde İlker Çatak’ın ‘Sarı Zarflar’ filmi, ‘Altın Ayı’ ödülünü kazandı.…
Doğa, keşif ve sadeliğin yanı sıra deneyime de önem verenlerin Karadeniz'de yeni rotası Loidevilla, bir…
Melik Kuru’nun yazıp yönettiği "İsimsiz Eserler Mezarlığı", Tallinn Black Nights Film Festivali’ndeki dünya prömiyerinin ardından…
Emin Alper'in son filmi ‘Kurtuluş’, dünya prömiyerini 76. Berlin Film Festivali’nin Ana Yarışma bölümünde gerçekleştirdi.…
İlk kez düzenlenen "Sanat Tarihi Derneği Ödülleri 2025" sahiplerini buldu. Sanat tarihi ve temas hâlindeki…