Sanat müziği, arabesk, özgün müzik derken şimdi de zirveye Karadeniz müziği çıktı. Ama bu bildiğimiz Karadeniz müziği değil. Kimi yerel şiveyle pop veya arabesk söylüyor, kimi rock yapıyor… Peki nasıl başladı bu yeni trend? Daha doğrusu kemençeye ne oldu?
Erkan Ocaklı, Kamil Sönmez, Süreyya Davulcuoğlu gitmiş, yerlerine yeni isimler gelmişti. Onlarla buluşmak ve değişimin izlerini sürmek için Unkapanı’na vardım…
“Karadeniz müziği dendiği zaman aklıma coğrafik bir müzik geliyor. Bence Karadeniz müziği demek doğru değil Karadeniz’de farklı kültürlerde yaşayan halkların müziği var aslında. Bu durum beni rahatsız ediyor, ben biz Lazım ve Laz bir ailede dünyaya geldim. Yıllardır Karadeniz müziği diye halka dinletilen müziğin adı gerçekten Karadeniz müziği olamaz.”
Bu sözler Rize’de, köyünde yaşayan Birol Topaloğlu’na ait. Topaloğlu, türkülerini köylerden topluyor. Köy köy yerel türküleri kaydedip, sözlü mirasın izini sürüyor. Ardından da küçük dokunuşlar yaparak yeniden yorumluyor.
Karadeniz müziğinin popülerliğe kurban edildiğini iddia ederek “Bu yapılanlara yozlaşmış Laz müziği demeyi daha uygun buluyorum “diyor. Saf, damıtılmış, gerçek Karadeniz müziği yapanlar yok mu diye soruyorum… Birol Topaloğlu’na göre var ama: “Layıkıyla icra edenler yerel bazda kaldılar; mesela Yaşar Tuna, Ahmet Güngör var. Ama onlar da kendi diliyle söylemeye cesaret edemediler; Lazca ezgiler üzerine Türkçe sözler ekleyerek piyasa korkusuna yenik düştüler.”
Topaloğlu’nun albümleri, hüzünlü türkülerden oluşuyor.
Bilindik, bildiğimiz hareketli türkülere ne oldu diye soruyorum:
“Ben arşiv çalışmalarımda hareketli türküler bulamıyorum. Bir tek horonda var. Dostlarım sürekli albümün tutması için hareketli türküler yapmam konusunda iyi niyetli baskılarda bulunuyor ama bizim yörede bu hareketliliği bulamıyorum. Hüzün var bizim müzikte. Maçkalı Hasan’ı dinlesinler mesela, tamamen hüzündür. Yaşar Tuna’nın kemençesinden çıkan da öyle.”
Topaloğlu’na göre, mevcut durum piyasanın zorlaması: “Mesela Volkan Konak’ın yaptıklarını samimi buluyorum, özellikle Efulim gerçekten çok iyi bir çıkıştı, ondan sonra o da çeşitli arayışlara girdi. Eminim Efulim’in çizgisinde karar kılacak.”
Değişen enstrümanlardan açılıyor söz. Mesela gitarın Karadeniz müziğine dahil olması. Buna ne diyordu: “Bu denemeler daha fazla açılma isteğinin yansımaları. Yıllardır uluslararası festivallere katılırım. Henüz hiç bir halk müziği yapan grupta yöresel müzik aletlerinin dışında enstrüman kullanıldığını görmedim. Hint müziğinde kendi kültürel müzik aletlerinin dışında bir tını duyamazsınız. Hint müziği bugün dünyaya açılamamış mıdır? Kültürünü profesyonelleştir, geliştir ama değiştirme, başka araç gereçler arama. Bizi bu konuda çok yanılttılar zamanında. Yöre müziği yapmak için, o yörede biraz vakit geçirmek, hissetmek gerekir. Şehirde oturup dinleyerek, bu çok güzelmiş, hadi bunu şöyle söyleyelim demek olmaz. Halkın müziğini dejenere etmek haksızlıktır. Sorunca yorum yaptım diyorlar. Sen kimsin kardeşim. O türküler halkın yüzlerce yıldan beri gelen müziği. Beğenmemiş mevcut halini, bir de yorum yapmış. Tek kelimeyle ayıp!”
Popüler Arabesk
Bir tarafta piyasanın istekleri, diğer tarafta kültürel değerler… Topaloğlu’na kanayan yarasını deşiyorum: “Televizyonlarda destek ve ilgi görüyorlar ama bu durum müziğimizin özünü korumamızı daha da zorlaştırıyor.”
Bir başka müzik işçisi Fuat Saka’yı soruyorum, onun da bu durumdan dertli olduğunu öğreniyorum: “Fuat iyi müzisyenlerle çalışıyor, çıkarıyor, o da eleştiriliyor. İstekler ve eleştiriler iyi müzik değil de daha çok kötü müzik yapmaya zorluyor. Bu şartlara ve dayatmalara dayanmak çok zor. Sadece yurt dışındaki festivallere gittiğimizde biraz olsun rahatlıyoruz, çünkü yaptığımızın doğru olduğunu, doğru yolda olduğumuzu ancak oralarda diğer yöresel grup ve müziklerin arasında fark ediyoruz ve kendimizi buluyoruz. Bu kültürler saf halleriyle müthiş bir diyaloğun, zenginliğin ürünü; bugün dünyada duyarlı sivil toplum örgütleri her şeyi korumak için çırpınıyor da biz bu zenginliklerimizi neden yok ediyoruz, anlamıyorum. Anlayacağınız işimiz zor. Ya dayanıp işimizi layıkıyla yapmaya devam edeceğiz, ya da yenilip diğerleri gibi popüler arabeske döneceğiz!”
Karadeniz şivesiyle arabesk
Popüler arabesk demişken, o alanda ses getiren Abdullah Karaman’ın kapısını çalıyorum. Kendisini bir türkü fabrikası olarak tanıtan Abdullah Karaman’la sahne aldığı Karadeniz Mutfağı’nda buluştuk:
“İlk bestemi 1971’de gaz lambasının altında yaptım, yani yeni değilim. Halamın uşaklarını belki bilmezsiniz, Karadeniz’i kasıp kavurmuştu o zaman… Ardından da daha genel olarak ‘Son durak, kara toprak’ adlı şarkı ile tanındım. Ben albümün adını ‘Son durak, kara toprak’ koyuyordum, Erkan abi (Ocaklı) girdi araya ‘olmaz, yapma’ dedi. Ben Erkan Ocaklı’ysam kasetin adı ‘Bu balık başka balık’ olacak dedi. Ben de abimizi kırmayayım dedim.”
Kendisine yakıştırılan arabesk türkücü tanımlamasını kabul etmiyor Karaman. Daha yanık bir tarzı olduğunu, ‘ağıtçı’ olarak anılmasının daha doğru olacağını söylüyor: “Ama illa da arabesk söylüyor diyorlarsa, tamam söylüyorum. Albümümü alanlar severek aldılar, promosyonla falan değil. Benim ninem de bu türküleri böyle söylerdi yani yanık yanık…”
Piyasanın isteklerini, baskısını ona da soruyorum: “Tutar mı, tutmaz mı diye kaygı var tabi. Ama özellikle yapılmış bir şey yok, bunlar bana ait olan, benim müziklerim. Beni sadece Karadenizliler dinlemiyor. Almanya’dan bir dinleyicim aradı, her türlü kötü alışkanlığı varmış. Son durak kara toprak türkümü dinlemiş, her şeyi bırakmış adam. Hocanın biri de aynı şeyi söyledi. Biz üç saat vaaz veriyoruz ama senin şu türkü kadar etkili olmuyor dedi.”
Tartışmaların odağındaki isim, Davut Güloğlu’na geliyor söz. Albüm öncesi onu yüreklendirdiğini söylüyor Abdullah Karaman, “Davut’un şivesi bozuk değil, sesi de güzel. Evet Davut’un kaseti belki ticari ama tek türkülük adam diyerek haksızlık ediyorlar, o uşağın yüreği güzel. Bu işi severek yapıyor ama öyle bir hale getirdiler ki çocuğu… Sürekli müdahale ediyorlar.”
Gündemde olmak nasıl bir duygu diye soruyorum Karaman’a. Güncel bir anısını anlatıyor: “Gazetecinin biri aldı sahile indirdi. 2-3 saat konuştuk, bir ton fotoğraf çekildi. Ona da aynen size anlattıklarımı, yaşadıklarımızı aktardım. Neyse ertesi gün gazeteyi açtım, herkes var, benden tek satır yok. Sadece ağzımı açmış balığı yerken bir fotoğrafım var. Altına da şöyle yazmışlar: Abdullah Karaman da sizin için çiğ balık yedi… Anlayacağınız gazetecilerin ne yapacağı belli olmuyor, bakalım siz ne yapacaksınız?”
Türk pop sentezi
Müziğini modern aranjelerle destekleyen Volkan Konak, yaptığı müziğin adını koymakta biraz zorlanıyor: “Kesinlikle halk müziği de değil, ama Türk pop müziği de değil. Halk müziği ezgileriyle yoğrulmuş ilginç bir Türk pop müzik sentezi; içinde rock tarzı esintiler de var.”
Volkan Konak derlemelere de kafa yoruyor. İTÜ Türk Müziği Devlet Konservatuvarı mezunu Volkan Konak, eğitimi sırasında öğrendiği araştırma metotlarının düzenleme yapmasında etkili olduğunu söylüyor. Anadolu insanının hassaslığına dikkat çeken Konak, Anadolu insanının iç döküşlerini, ezgilerini büyük bir titizlikle dinlediğini söylüyor. İşte bu çalışmalar sonucunda da Karadeniz’in belki de unutulmaya yüz tutmuş ezgilerini ortaya çıkardığını ifade ediyor.
Müzik piyasasının son gözdesi Karadeniz müziğine dair, o müziği yapanların söyledikleri işte bunlar. Artık acılı mı acısız mı? Tercih sizin. Çünkü Unkapanı’nda hepsinden biraz mevcut.
Türkiye'deki güncel fotoğraf ve mercek tabanlı sanata dair tematik bir anlatı sunmayı amaçlayan "Panorama: Hayaller…
Berlin'de Türk gecesi! Berlin Film Festivali’nde İlker Çatak’ın ‘Sarı Zarflar’ filmi, ‘Altın Ayı’ ödülünü kazandı.…
Doğa, keşif ve sadeliğin yanı sıra deneyime de önem verenlerin Karadeniz'de yeni rotası Loidevilla, bir…
Melik Kuru’nun yazıp yönettiği "İsimsiz Eserler Mezarlığı", Tallinn Black Nights Film Festivali’ndeki dünya prömiyerinin ardından…
Emin Alper'in son filmi ‘Kurtuluş’, dünya prömiyerini 76. Berlin Film Festivali’nin Ana Yarışma bölümünde gerçekleştirdi.…
İlk kez düzenlenen "Sanat Tarihi Derneği Ödülleri 2025" sahiplerini buldu. Sanat tarihi ve temas hâlindeki…