Bölge hakkında çeşit çeşit söylenti var; a) Bölge deprem riski taşıyor, onun için ne yatırım yapılır ne de ev alıp yaşanır. b) İstanbul’un kargaşasına dayanamayan ve depresyondan kurtulmak isteyenler için bulunmaz bir cennet. c) Çok uzak olduğundan oraları İstanbul’dan saymıyorlar, bu sebeple de hiç bir hizmet gitmiyor. d) Sermaye sahipleri Türkiye’den, yani bir nevi Anadolu’dan ümidi kestiği için yatırımlarını Avrupa’ya daha yakın olan Trakya bölgesine yapıyor.
Göç konusu açıldığında, ilk konuşulan İstanbul’dur hep, bu değişmez… Kent akın akın gelen kalabalıklara yetmeyince zoraki genişleme dönemi başladı ve göz açıp kapayıncaya kadar, Trakya bölgesi muazzam bir süratle büyüdü…
Öyle ki kiminle Trakya’ya doğru açılsak, hep aynı tepkiyle karşılaşır olduk; “Eskiden buralar hep dutluktu, kim derdi ki!..”
Bu tepki biraz şaşkınlığı, biraz da zamanında ileriyi görüp yatırımı düşünemeyişin acısını taşıyor tabii ki. Büyüçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün 1993’ten bu yana şehircilik alanında büyük bir hamle yaptıklarını vurgulayarak, Trakya’daki gelişmeyi tek bir örnekle özetliyor: “7 yılda 1 belediyeden 9 belediye daha doğdu, bunun bir örneği dünyada bile yoktur. Mesela Mimarsinan bin 500 kişilik köyken, bugün 50 bin nüfusu geçen bir şehir oldu!”
Silivri ve Çatalca’da ise, gelişmeyi gözlemleyen başkanlar şimdiden hazırlık yapmaya başlamış. Bu ilçelerde şimdiden kendini hissettiren yapılaşma için her iki ilçenin başkanı da eksiklerini ve hazırlıklarını tamamlamaya çalıştıklarını ifade ediyorlar. Son dönemdeki hızlı büyümeyi bölge gazetesi Trakya Ekspres’ten Erhan Kızılyar şöyle yorumluyor: “Arazi olarak İstanbul’un içinde konut yapımı için pek yer kalmamıştı. Toplu konutlar için buralarda boşluklar vardı ve tabii olarak buralar tercih edildi.” Bu arada sanayi faktörünü de es geçmemek gerek. Bölge neredeyse tam bir sanayi parseli cenneti; Kıraç, Büyükçekmece ve Çakmaklı arasında 3 bin 500 sanayi parseli ve halihazırda binden fazla fabrika var. İşte bu rakamlar da göçü tetikleyen diğer bir sebep.
Tüm Türkiye’yi saran ekonomik krizin izlerini Trakya’da da görmek mümkün. Silivri Belediye Başkanı Selami Değirmenci olumsuzlukları daha öncelere taşıyarak, depremden önce yaşanan krize getiriyor sözü: “Özellikle nereden buldun yasasının çıktığı 1998 senesinden sonra inşaat sektöründe bir duraklama olmuştu. Fakat son bir yıldır yaşanan ekonomik kriz inşaat sektörünü tamamen durdurdu.”
Çatalca Belediye Başkanı İsmail İp’e göre Çatalca’nın sıkıntısı ne deprem riski, ne “nerden buldun” yasası, ne de ekonomik kriz! Çatalca’nın tek derdi İSKİ ve “koruma havzası”nın aşılmaz kuralları: “Çatalca, Büyükçekmece baraj gölü koruma havzası içerisinde. Bu durum belediyemiz için büyük sıkıntı. Koruma alanında olduğumuz için istediğimiz yere inşaat yapamıyoruz. Belediyeden müsaade almak inşaat yapmak için yeterli değil. İSKİ’ye gidip görüş almanız, planlarınızı projelerinizi tasdik ettirmeniz gerekiyor”.
Büyükçekmece ise her şeye rağmen büyümenin keyfini sürüyor gibi. Başkan Hasan Akgün yeni yatırımları anlatmayı tercih ediyor; “2 büyük holding 2 bin dönüm yer alarak büyük villa inşaatlarına başlıyor. Yabancı bir teşebbüs yine Alkent çevresinde 5 bin dönümlük bir yer alma noktasında. Buralarda villa ve golf kulüpleri kurmayı düşünüyorlar.”
“17 Ağustos 1999’da yaşadığımız depremden sonra yapılacak olan inşaatların 595 sayılı KHK ile yapı denetim firmaları tarafından denetlenmesi inşaat sektörünü durma noktasına getiren sebeplerden biriydi.” Bu tespit bölgeyi iyi tanıyan mimarlardan Pelin Karamış’a ait. Karamış, deprem sonrasında yaşanan kaçak yapılaşmaların, yeni İstanbul’u tehdit ettiğini söylüyor:
“Kesin ve kati kurallar ve yapı denetim maliyetleri gibi sebepler kaçak yapılaşmalara sebep oldu. Ayrıca; deprem öncesi hiçbir koşula uymadan yapılmış olan binalar Çatalca ve köylerinde çoğunlukta. Her biri birer milli servet olan bu yapıların akıbetlerinin ne olacağı ise hâlâ netleşmedi.”
Evet, büyümeyi baltalayan başlıca sebep daha düne kadar deprem riskiydi. Kendisi de Beylikdüzü’nde oturan Jeoloji Uzmanı Oğuz Gündoğdu oturduğu sitenin gelişiminden örnek veriyor: “Önce 6 ve 8 katlı binalar yapılmaya başladı. Şimdi ise 14-15 kata kadar çıktı.” Yani diyor ki, artık deprem riskini dikkate alan kalmadı!
Çatalca daha çok doğa, turizm ve kültür bölgesi olarak düşünüldüğü için diğer ilçelerin aksine korunması daha kolaymış gibi görünüyor. Tabii bu durum sadece havza dahilindeki hudutlar için geçerli. İlçenin 14 köyü koruma havzası içerisinde ve köylü kendi arazisi olsa dahi istediği yere inşaat yapamıyor.
Mimar Pelin Karamış bu durumu şöyle açıklıyor: “İSKİ’ye göre; kısa mesafe, yani 300-1000 metre arasında inşaat yapabilmek için arazinizin minimum 10 bin m2 olması gerek. Öyle bir kanun var ki hiçbir şekilde 250 m2’den büyük inşaat yapamıyorsunuz.”
Durum böyleyken, köylüler mevcut yasayı para kazanma yöntemiyle aşmış. Yani ellerindeki arazileri satarak yasanın bağlayıcılığından kurtulma yolunu tercih ediyorlar.
Birkaç yıl öncesine dek ilçede tekstil ürünleri üretilirken, şimdi o da zayıflamış durumda. Hatta, son zamanlarda çıkan dedikodulara göre, tesktil fabrikalarının bölgeden kaçması an meselesi. İstikametleri ise Balkanlar.
Çatal Belediye Başkanı’na bu söylentileri aktarıyorum, “doğru mu” diye: “Galiba doğru. Bana da geldi o bilgiler. Balkanlarda, özellikle de Romanya’da işçilik daha ucuz, bizdeki gibi bürokratik sıkıntılar da yok. Mevzuat her konuda karşılarına çıkmıyor. Balkan hükümetleri kolaylıklar gösteriyor hatta, yer ve bina tahsis ediyorlar.”
Büyük şirketlerden olmasa da, konut projelerinin kendine yer bulduğu ilçelerden biri de Silivri. Sanayi yatırımı ise henüz yok. Mevcutlar ise ozr durumda. İşçi sayısına 4’te 1’e düşürüp ayakta kalabilenler, üretimlerini sürdürüyorlar. Belediye Başkanı ise en çok istihdamdan dert yanıyor.
Yeni bir kent görünümünde olan Büyükçekmece’ye kıyasla, Çatalca ve Silivri hala yerleşik köy statüsünü koruyor diyebiliriz. Tarıma ve hayvancılığa uygun arazileri hala mevcut. Ama kentleşme bu iki ilçeyi de kıskacına almış durumda. Tarıma elverişli toprakların sahipleri değişiyor ve bu araziler tarım dışı kullanılıyor.
1980’li yıllarda iki dönem Çatalca Ticaret Odası Başkanlığı da yapan Belediye Başkanı İsmail İp, aradan geçen zamanda yaşanan değişimi anlatıyor:
“Eskiden Çatalca’da tarımı; meyveciliği, sebzeciliği nasıl geliştirebiliriz diye çırpınır dururduk. Bugünse insanlar çiftçilik, sebzecilik veya meyvecilik yapmıyor, üstelik bu durumu da dert edinmiyorlar. Her tarafta meyvecilik yapmak mümkünken, meyve ağaçları kesiliyor. Sebzecilik yapan birkaç aile kaldı. Şimdi köylere sebze pazarları kurulur oldu, herkes hazır yiyor, işin kolayına kaçıyor. Yerini satıyor, yan gelip yatıyor.
Tarlayı, araziyi satıp, hazır parayı yemek varken neden çalışasınız. İnsanımız arazisinin dörtte üçünü sattı, kahvelere doldular şimdi! Biz bu durumu biraz da karikatürize ediyoruz, satın yerlerinizi diyoruz, yakında gider kendi yerlerinizin yeni efendilerine hizmetkâr olursunuz.”
İstanbul’un Trakya’ya uzanan coğrafyasında, maalesef birçok yeşil alan çağdaş kentleşme adı altında yok edilmiş veya edilmek üzere. Jelatini açılması beklenen yeni bir paket gibi… Mevcut durumu korumak, toprak sahipleri dahil kimsenin umurunda değil. Planlar, projeler sadece beton binalara ve her şey yeniye dair burada… İstanbul’a uzak kalmış, yeni İstanbul çok yakında…
Türkiye'deki güncel fotoğraf ve mercek tabanlı sanata dair tematik bir anlatı sunmayı amaçlayan "Panorama: Hayaller…
Berlin'de Türk gecesi! Berlin Film Festivali’nde İlker Çatak’ın ‘Sarı Zarflar’ filmi, ‘Altın Ayı’ ödülünü kazandı.…
Doğa, keşif ve sadeliğin yanı sıra deneyime de önem verenlerin Karadeniz'de yeni rotası Loidevilla, bir…
Melik Kuru’nun yazıp yönettiği "İsimsiz Eserler Mezarlığı", Tallinn Black Nights Film Festivali’ndeki dünya prömiyerinin ardından…
Emin Alper'in son filmi ‘Kurtuluş’, dünya prömiyerini 76. Berlin Film Festivali’nin Ana Yarışma bölümünde gerçekleştirdi.…
İlk kez düzenlenen "Sanat Tarihi Derneği Ödülleri 2025" sahiplerini buldu. Sanat tarihi ve temas hâlindeki…