Yeni Bir Varoluş veya Yalancı Bahar

Yalancı Bahar yeni bir mevsimin kapılarını aralıyor, hisleri harekete geçirip özel bir yolculuğa çıkarıyor. Sanatçının büyüttüğü bitkiler, olgunlaşma evresinden sonra yaratım sürecini tamamlıyor ve yeni bir kimlikle hikayeler anlatıyor…

Yalancı Bahar yeni bir mevsimin kapılarını aralıyor, hisleri harekete geçirip özel bir yolculuğa çıkarıyor. Mehmet Ali Yıldız’ın büyüttüğü ve can suyunu verdiği bitkiler, olgunlaşma evresinden sonra yaratım sürecini tamamlıyor ve sergide yeni bir kimlikle hikayeler anlatıyor…

Sergide yer alan eserlerin üretimi, belli ki atölye sınırlarını aşmış, doğayı ve dış mekânı o alana dahil ederek doğa ile yatay bir bağlantı kurmuş. Yıldız’ın aile albümünden fotoğraflar ve de nesneler, doğa ile bütünleşerek bitkilerin yeni dünyasında var oluyor… Dahası tuvalin sınırlarını aşarak, izleyiciyi sosyolojik ve de ekolojik sorgulamalara davet ediyor.

Mehmet Ali Yıldız, o süreci şöyle anlatıyor:

“Doğrudan ve dolaylı şekilde bir çok şey ve kişi bu sürecin içindeydi. Ailem, çiçekler, köpekler, gün batımı ve de soğuk havalar… Her biri bir şekilde bu işlere olan konsantrasyonumu artırdı. Doğrusu, süreci yaşarken ve de üretirken aklımda sergileme yoktu. İşin özüne dönersek, bahçede vakit geçirdim ve çevremde olan bitenlerle ilgili süreçler oluşturdum. Bu durum tıpkı çocukluğumdaki gibiydi. Ortaya da işte bu sürpriz işler çıktı.”

“Çiçekler insandan çok daha önce vardı…”

E.M.Cioran’ın “Bana kalırsa, çiçekler insandan çok daha önce vardı ve insanın gelişiyle hâlâ içinden çıkamadıkları bir şaşkınlığa gömüldüler” sözüne de öykünen serginin küratörü Fahriye Çobanoğlu, Yalancı Bahar’ı anlatıyor:

Görüldüğü ve duyulduğu zaman doğa fark edilir, hissedilmeye başladığında ise eşsiz bir yolcuğun parçası olur. Yalancı Bahar sergisi bizler için yeni bir “doğa dünyası”nın kapılarını aralar, hislerimizi harekete geçirir ve bir yolculuğa seyirci kılar. Mehmet Ali Yıldız tarafından yaratılan, büyütülen, can suyunun verildiği bitkiler evreni, olgunlaşma evresinden sonra yaratım sürecini tamamlar. Yine Yıldız tarafından öldürülür, kompozit bir zeminde yeni bir kimlikle hikayelerine devam eder.

Tüm bu süreçte Mehmet Ali Yıldız’ın ailesiyle beraber yetiştirdiği bitkiler, bellek ve hikâye kavramları ile buluşur, tuval üzerinde yeniden kurgulanır. Bitki bedenleri üzerinde Yıldız’ın zaman zaman kişisel fotoğraflarını, şahsi eşyalarını ve bitkinin büyüme evresinde kendisiyle temas eden objeleri birlikte görmek mümkündür. Çalışmalarda yaşam, ölüm ve yeniden var olma döngüsü somut olarak izleyicinin seyrine sunulur. Bitki imgesi üzerinden, sanatın farklı bir değer kimliğine sahip olduğu, anın gerçekliğinin sorgulandığı gözlemlenir. Her bitki toplumdaki bir beden gibi filizlenir, büyür, olgunlaşır. Kolektif bir ruhla bitkiler ve diğer nesneler aşina olunan algısından sıyrılarak, yeni bir temsil alanında var olur. Nicolas Bourriaud’nun Postprodüksiyon’nun da belirttiği gibi sanatçı, gündelik yaşamdaki formlara ve kültürel nesnelere işlevsellik kazandırarak, farklı varyasyonlarda da mümkün olunabileceğini gösterirken sanatın en görünmez süreçlere biçim verme etkinlik kazandırma eğiliminde olduğunu gösterir. Bu noktada Mehmet Ali Yıldız büyüttüğü bitkileri kurutup, çeşitli nesneler ile yeniden kompozit bir yüzey üzerinde tanımlarken yeni işlevsellikleri de görünür kılacak ihtimaller yaratır.

Yıldız’ın çalışmalarında, 1960’larda başlayan ekolojik sorunların sanata yansımalarını takip ederken, süreçleri de gözlemleme imkânı buluruz. Üretim sürecinde atölyenin sınırlarını aşar, doğayı ve dış mekânı üretim alanı içerisine dâhil ederek “doğa” ile yatay bir bağlantı kurar. İşlerinde sıklıkla rastladığımız Yıldız’ın kendisine ve ailesine ait fotoğraflar, çeşitli nesneler, doğa ile bütünleşerek bitkilerin yeni dünyasında var olur. İzleyicinin dikkati bitki ve sanatçıya ait biricik beden algılarına bölünürken yüzeyde yer alan bakış temsilleri ile de yeni bir iletişim ağı kurulur. Sanatçının bakışları bulunduğu tuvalin sınırlarını aşarak, izleyiciyi sosyolojik, ekolojik ve öznel sorgulamalara davet eder.

Yıldız’ın yetiştirdiği, ardından yaşamlarına son verip tuval üzerinde yeniden var ettiği bitkiler adeta politik bir düzlemde benliğini sürdürmeye çalışır. Ancak kendisinden bağımsız güçlerin müdahalesiyle, bireyin bilinçli seçmediği halde varlığını devam ettirmek zorunda kaldığı bir hayatın alegorisi gibi de izlenebilir.

Çalışmalarda bitkiler tabiatına aykırı olmayan fakat aşina da olunmayan bir temsil ile buluşur, doğada kaybolup giderken Yıldız’ın dokunuşuyla yaratılan dünyada kabul görmüş estetik algıya yeni öneriler sunar. Bireyin yaşam çabasına geniş bir temsil alanı aralarken, üzerinde çokça düşündüğümüz kavramları yeniden sorgulayarak ve dönüştürerek, sıradan olana anlam yükleyerek yeni düzlemde birey ve doğa arasında güçlü bir bağ kurar.

Mehmet Ali Yıldız ailesiyle üretip, büyüttüğü ve günün sonunda kurutup yeniden başka bir yüzeyde can verdiği bitkilerle yeni ve dönüştürülmüş yaşam ihtimallerini sorguya açar. Politik olan ve apolitik olan arasındaki görünmez toplumsal hiyerarşiler, bireyin biricikliği, eserin kendi nesnel varoluşu ile tezat bir çarpıcı bütünlük kurar.

Mehmet Ali Yıldız’ın Yalancı Bahar başlıklı kişisel sergisi 4 Mart tarihine dek OneArc Galeri’de izlenebilir.
OneArc Galeri, Mumhane Caddesi, No:50, Kat:1, Karaköy Istanbul

Kürşat Okutmuş, Mehmet Ali Yıldız

Düşünceni Paylaş

Your email address will not be published.

Önceki Hikaye

Sanatın Zamanlararası Kalp Atışları

Sonraki Hikaye

Bir şans daha var mı?

Sergi

Zarif ve eşsiz şişeler

Atinalı kadın ve kuğu gibi zarif öğelerle süslenen kaplar, İzmir Arkeoloji Müzesi'nce Menemen'deki Neonteikhos Antik Kenti

‘Türler Arası’ ArtOda’da

Beden politikaları, ekoloji ve ‘türler arası’ gelişen beden endüstrisini sorgulayan ‘Türler Arası’, ArtOda’da sanat severlerle buluşuyor...