“Kurşunlu Han’da aileden biri oldum”

Heykeltraş Candan Arıcı ile Karaköy'de Perşembe Pazarı'nın ilham veren gürültüsünü, tarihi Kurşunlu Han'ın karşı konulamaz çekimini, nihayetinde de bu renkli dünyanın merkezine konuşlandırdığı atölyesini, üretimlerini konuştuk…

Bazı mekanlar besler ve çeker insanı. Ona da öyle olmuş… Heykeltraş Candan Arıcı ile Karaköy’de Perşembe Pazarı’nın ilham veren gürültüsünü, tarihi Kurşunlu Han’ın karşı konulamaz çekimini, nihayetinde de bu renkli dünyanın merkezine konuşlandırdığı atölyesini, üretimlerini konuştuk…

Nasıl başladı serüven?

Hayal ederek, her çocuk gibi oyunla başladı. Doğa parçalarıyla çok ilgiliydim. Annem çömlekçiye götürüp ilk çamurumu aldığında çok heyecanlanmıştım mesela. Belki ailem öngöremedi ama taleplerim hep taş toplamak, çamurla oynamak yönünde olduğu için ailem de hep destek oldu. Biz Bulgaristan göçmeni bir aileyiz. Dedem, babamın çocukluk günlerinde marangozluk yaparmış. Galiba bir kuşak sonra bana sirayet etmiş olmalı! Önce Mersin Üniversitesi, sonra da Mimar Sinan’da heykel eğitimi aldım. Ve ziyadesiyle mutluyum bundan.

Bir heykeli yapma fikri… Nasıl doğuyor, nasıl başlıyor?

Üretime başlarken hayalimde olanı önce kağıda tek desen olarak çizip, görüyorum. Bu da çok eğlendiğim bir alan. Konstrüksiyonu oluşturmadan önce bir yol haritası gibi… Ve ne zaman bir şey üretmeye başlasam müthiş bir mutluluk ve yükseklik hissediyorum. Biterken de -tam tersi- garip bir hüzün oluyor. Ama biliyorum ki; -her ne yapıyor ve de yaşıyorsam- içeride olup biten için yapıyorum. Çizmekten, bir şeyleri tasarlamaktan hayatım boyunca hep keyif aldım. Bunların bir gün hayatımın merkezine oturacağını tabii ki hayal etmemiştim ama aylak adamlık hakkı veren bir işim olduğu için mesleğimle ilgili kendimi çok şanslı görüyorum.

Figür, bir takıntı mı?

Takıntıdan öte, seviyorum. Benim derdim mesela distopik dünyam… Çocukluğumdan beri bu şuur nereden geldi? Bu bedene nasıl girdi? Böyle dertlerim var benim de! Ve figürün dramatik yapısı hoşuma gidiyor… Çünkü tiyatral geliyor bana, o yüzden belki de bedende olmanın keyfini çıkarmak için figür yapıyorum.

Gençlere tavsiye vermek ister misin?

Açık zihinle sanat yapmanın hayatın içinden çekilmiş bir şey olmadığını, hayatın kendisi olduğunu yani bütünsel yaklaşımı tavsiye edebilirim. Çok da kolay bir yol değil özellikle bizim ülkemiz için. Evet, “ben sanat yaparak hayatta kalırım” demek cesaret işi, sürece teslim olmakla ilgili bir iş. Genellikle zaten aileler de bu kaygıyla çocuklarında bir yetenek fark etseler de “onu zaten yaparsın” diyorlar ama maalesef sanat öyle zaten yapılacak bir şey değil. Senin ömrünü istiyor, vaktini istiyor… Yaşamının içinde ağırlığını öyle bir koyuyor ki; sen evini, atölyeni ayıramaz hale geliyorsun.

Atölyenden, pazardan yükselen sesleri duyabiliyoruz… Perşembe Pazarı’nı da konuşalım istiyorum…

Biz öğrenciyken malzeme bakmak için çok sık gelirdik Perşembe Pazarı’na… Çok ilham veren de bir yer, kendi içinde bir kaosu var. Sanırım benim de beynimin içinde bir kaos var ve o çok dinginleştiriyor beni. Sanılanın aksine sakin sessiz yerler değil de bir curcunanın içinde olmak beynimin curcunasına denk geldiği için bir rahatlama hissediyorum.

Mekanın gücü olmalı…

Evet. Mekan beni çok besliyor. Burada, hırdavatçı ve tornacıların arasında olmak ben de harika duygular yaratıyordu. Perşembe Pazarı başka, Kurşunlu Han çok başka bir dünya. İşte tüm bu pozitif nedenlerle burada olmayı çok istemiştim.

Ve Kurşunlu Han macerası… Nasıl başladı?

Dediğim gibi çok etkilemişti tarihi mekan beni… Öyle hemen kiralayamadım! Perşembe Pazarı piyasasında civatacılar olduğu için ve Kurşunlu Han’da da kadın çalışan olmadığı için ilk önce kiralama yapmaktan yana pozitif bakmadılar!

Nasıl aştın bu önyargıyı?

2 yıl sürdü mücadelem. Galiba, tutkunun peşinden gitmek karakterim de var… Dediğim gibi, görseliyle içindekilerle, öyle harika bir duygu yaratıyordu ki ben de; burada olmayı çok istemiştim… Vazgeçmedim, mücadele ettim ve Kurşunlu Han’da, sonunda bir mekanım oldu.

Peki ya sonra?

İlk zamanlarda zor olsa da, kısa süre sonra onlar da beni kabul ettiler aralarına… Hatta geçen bu zamanda, öyle hissediyorum ki, Kurşunlu Han’da aileden biri oldum galiba.

Kürşat Okutmuş, Candan Arıcı
Can Arıcı Art Studio
Kurşunlu Han
2025

Tarihi handa ilk atölye seninki. Ama sonra bu sayı artıyor…

Evet, hana gelen ilk sanatçı benim. 13 yıl oldu. İlk 5 yıl yalnızdım ama sonra sanatçı arkadaşlarımız gelmeye başladı. Şu anda üst katta soho’laşma yolunda gidiyoruz. Çeşitli kreatif iş yapan sanatçılardan 19 stüdyo olduk. Büyük bir yaratım enerjisi açığa çıkarıyor Kurşunlu Han… Bu da beni çok mutlu ediyor…

Son sözü, uğruna hayli uğraştığın atölyene ayıralım…

Shakespeare’in sone’lerinde yakındığı ilham perisi bütün sanatla ilgilenen insanlara bir gelip, bir gidiyor ve ne zaman geleceğini de sana sormuyor… Bir sanatçının atölyesi, evi aslında, bir yaşam alanı.

Harika sohbet için teşekkürler.

Keyifti. Ben teşekkür ederim.

Kürşat Okutmuş

Journalist Author.
TV News Editor.

Düşünceni Paylaş

Your email address will not be published.

Önceki Hikaye

“Bir şeyler değişsin diye tiyatro yapıyoruz”

Sonraki Hikaye

“Yaşayan mekanda sergi zor ama keyifli”

Söyleşi

‘O Karacaoğlan benim’

Yücel Arzen’le buluştuk Unkapanı’nın soğuk koridorlarında. “Zincirin son halkasıyım” diyen Arzen, “seni yaşlı cadaloz” dediği İstanbul’a

‘Bir fırtına daha istiyorum’

Gümüşsuyu’na doğru yürüdük. Rampalar aştık, yokuşlar çıktık. Bir müzisyenin hayatı gibiydi bu sokaklar... Semtin dik merdivenlerine