Categories: Resim

Türk resminin kuyruklu yıldızına veda

Türk resminin yaşayan son büyük ustalarındandı. 21 Eylül onun 81’inci yaş günüydü. Sadece ressam değil, şairdi de. Video ve performans sanatçısıydı aynı zamanda. Mehmet Güleryüz’ün, ‘Güldüğüme Bakma’ adlı nehir söyleşisinde anlattığına göre Komet ismini ‘Bill Haley & His Comets’ grubundan esinlenerek almıştı.

1941 yılında Çorum’da doğan sanatçı, Çorum Lisesi’nin ardından Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde eğitim gördü. Halil Dikmen ve Zeki Faik İzer atölyelerinde çalıştı. Çeşitli insan görünümlerini karmaşık ve kalabalık gruplar halinde fantastik bir yönelimle tuvale yansıttı. Bu dönem resimlerinde en çok siyah rengi kullanan ressam; kırmızı, pembe ve sarılarla ölüm ve acı temasını vurguladı.

1971’de devlet bursuyla Fransa’nın başkenti Paris’e gitti. Vincence Üniversitesi Plastik Sanatlar Bölümü’nde eğitim gördü. İlk sergisini 1974’te Fransa’nın Rouen kentinde açtı. Paris’te Rönesans öncesi İtalyan sanatını, Pompei resimlerini ve İtalyan Primitifleri’ni inceledi; bilinçaltının gizemli dünyası üzerine kurulu ancak gerçeklikle bağını koparmayan eserler üretmeye başladı.

1960 sonrasında yükselen yeni figür hareketinin kendi kuşağından diğer bazı temsilcileri gibi (Burhan Uygur, Mehmet Güleryüz, Utku Varlık, Cihat Aral, Nevhiz, Aka Gündüz Temur, Alaettin Aksoy, Oral Enuğur) resimlerinde kendine gönderimli, duygulanımsal ve düşlemsel/gizemsel bir dünya kurmayı öngördü. 1973’ten 1981’e değin sırasıyla Yeni Romantik, Yeni-Dışavurumcu ve Post-Modernist anlatımların egemen olduğu resimler yaptı. 1981’den sonra tümüyle bağımsız bir anlatım kurdu.

Yaşamını İstanbul ve Paris’te sürdüren ressam, Türkiye’de on beş, Paris’te dokuz, Viyana, Salzburg, Lozan ve Brüksel’de ise birer kişisel sergi açtı. Komet ayrıca, birçok uluslararası sergiye katıldı. Eserleri, Lozan Canton Müzesi, Viyana Modern Sanatlar Müzesi, Kopenhag Grafik Sanatlar Müzesi, Paris Modern Sanatlar Müzesi ve İstanbul Modern gibi müzelerde yer aldı.

2004’te ‘Koşarak Geldim Çorabı Deldim’ adlı anı kitabını yayımladı. Önceki yıllarda çeşitli dergilerde yer almış şiirleri, 2007’de kitap olarak yayınlandı.

Hürriyet Gazetesi’nden İhsan Yılmaz, 2021 yılında Dirimart’ta açtığı ve adını ‘Resim Sergisi’ olarak verdiği son sergisine neden bu ismi koyduğunu köşesine taşıdı. Bu soruyu soranlara şöyle cevap vermişti Komet: “Sergi resim sergisi olduğu için, karpuz sergisi olmadığı için resim sergisi dedik. Kısaca hikâye bu. Sergiyi gördüğünüzde resim sergisi olduğunu anlayacaksınız.”

Ferit Edgü 1999 yılında yazdığı bir yazısında şöyle anlatmıştı Komet’in resimdeki figür anlayışını: “Nerden geliyor Komet’in resimleri? Kanımca, bu soru öyle ya da böyle Komet’in sanatına ilgi duyan birçoklarının uzun yıllar cevabını aradığı bir sual olmuştur. Komet’in resmine dahil olan tüm figürler belirsiz bir olay örgüsü içerisinde, hayal ve hakikat arasında salınırlar. Adeta Komet’in gündüz düşleri gibidirler. Tıpkı Ahmet Oktay’ın sanatçı için ‘Gördüğü düşleri resmetmiyor, tam tersine, resmetmek istediği düşleri görüyor’ demesi gibi.”

Ahmet Ergenç de yazısında onun felsefe ve şiirle kurduğu ilişkiye işaret ediyor:

“Edebiyat ve felsefeyle yakından ilgilenen ve dolayısıyla dünyayla daha ‘kökensel’ bir bağ kuran sanatçılardan biridir Komet.

Komet’in hem Fransa’da hem de Türkiye’de görsel sanatlarla kurduğu bağın yanı sıra edebiyatçılarla ve felsefecilerle kurduğu bağ, dünyayla temel bir derdinin olduğunun işareti sayılabilir. Komet’in dünyayla dirsek temasıyla yetinmeyip cümleler ve belki de poetik dizeler aracılığıyla dünyayla ‘burun buruna’, yüz yüze bir yüzleşme, dalaşma ve sataşma ilişkisi olduğunu hissedebiliyor insan. Filozof-şair bir ressamdır Komet, evet. İkinci Yeni şairleriyle, Nietzsche’yle, Fransız şairlerle (Rimbaud mesela) kurduğu ilişki bunun işareti.”

Meslektaşı Bedri Baykam ölüm haberinin ardından dostunu şu sözlerle uğurladı:

“Türk çağdaş sanatının, Türk aydınlanmasının bir büyük ismini kaybettik, yıldız gibi kaydı gitti aramızdan… Komet resimleriyle olduğu kadar gün geçtikçe anlaşılacak ki şiirleri ile yazılarıyla arkasında bıraktığı duruş ve felsefe ile de çok önemli bir isimdi… Arkasında bıraktığı sayısız resim, sözcük, anekdot ve hatıra ile belleğimizde, kalbimizde ve sanatımızın merkezinde sonsuza dek büyük bir yeri olacak. Ayrıca derin Paris sanat ortamını da 40 yıl boyunca kimliği ve eserleri ile etkilediğini unutmamak lazım. O sevecen, muzip, kahkaha dolu ama bir o kadar da düşündürücü kimliği ile kendisini sürekli sorgulayacağız ve böylece onun daha derin katmanlarına ulaşacağız. Türk sanat ortamının başı sağ olsun.”

phoebus.

Recent Posts

Güncel Fotoğrafa Panoramik Bir Bakış

Türkiye'deki güncel fotoğraf ve mercek tabanlı sanata dair tematik bir anlatı sunmayı amaçlayan "Panorama: Hayaller…

3 ay ago

Berlin’de Sahne Bizim Hikayelerin

Berlin'de Türk gecesi! Berlin Film Festivali’nde İlker Çatak’ın ‘Sarı Zarflar’ filmi, ‘Altın Ayı’ ödülünü kazandı.…

3 ay ago

Zamansız bir Karadeniz anlatısı: Loidevilla

Doğa, keşif ve sadeliğin yanı sıra deneyime de önem verenlerin Karadeniz'de yeni rotası Loidevilla, bir…

3 ay ago

‘İsimsiz Eserler Mezarlığı’ Slamdance’te yarışacak

Melik Kuru’nun yazıp yönettiği "İsimsiz Eserler Mezarlığı", Tallinn Black Nights Film Festivali’ndeki dünya prömiyerinin ardından…

3 ay ago

‘Kurtuluş’ dünya prömiyerini Berlinale’de yaptı

Emin Alper'in son filmi ‘Kurtuluş’, dünya prömiyerini 76. Berlin Film Festivali’nin Ana Yarışma bölümünde gerçekleştirdi.…

3 ay ago

Sanat Tarihi Derneği’nden 11 Dalda Ödül

İlk kez düzenlenen "Sanat Tarihi Derneği Ödülleri 2025" sahiplerini buldu. Sanat tarihi ve temas hâlindeki…

3 ay ago