Categories: ResimSöyleşi

Melike Kuş’un iplerle ördüğü büyülü dünya

Yün doğuda, pamuk güneyde, keten kuzeyde hüküm sürerdi oysa… Sonra devreye fabrikasyon iplikler girdi; çıkrıklar sustu, tezgahlar da durdu haliyle. Anadolu, çok zamandır dokumuyor. Ve anneler, eskisi kadar bayramlık kazak örmüyor! Biraz da bu yüzden onunla konuşmalıydım…

Melike Kuş, Ankara Güzel Sanatlar Lisesi ve Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü mezunu. Farklı kültürlerden esinlenerek üretiyor. Ve bir süredir, dil okulu ve de yüksek lisans için gittiği Dublin’de yaşıyor.

Ankara doğumlusun. Nasıl bir evde büyüdün? Evde, iplerle harikalar yaratan birileri olmalı diye düşünüyorum…

Gerçek şu ki, annem ve kız kardeşimin örgü veya iplerle ilgisi yoktu. Bu daha çok, teyzelerimi ziyaret ettiğim zamanlardan kalma bir ilgi. Teyzemde uzun zamanlar geçiriyordum. Oyuncaklarımın olmadığı bir gün elime bir çift şiş vermesiyle tanıştım iplerle. Sonra sonra bu ilgiyi kendi alanıma, evime taşıdım. Nakış tekniğini keşfetmem, üretimlerimi çok farklı bir noktaya taşıdı. Ve bana çok büyük bir esin kaynağı oldu.

Günümüzde evlerde iplerle ilişki eskiye göre daha zayıf. Bunu neye bağlıyorsun?

Evet, geçmişe kıyasla belirgin şekilde azalmış durumda. Anadolu’da dokuma geleneğinin azalmasıyla, toplum olarak hızlı tüketim alışkanlıklarına daha fazla yöneldik. Bu durum, el yapımı ürünlere olan ilginin azalmasına ve benzersiz parçaların nadirleşmesine neden oldu. Ancak, son dönemlerde tekstil sektöründeki fiyat artışlarıyla birlikte, evde el işi yapmanın terapi ve ekonomik olarak daha cazip hale gelmesiyle, anneler arasında yeniden bir örgü ve dokuma hareketi başladığını gözlemledim. Profesyonel olarak ürettiğim zamanlarda bu malzemeyi tercih eden az sanatçı vardı ama şimdilerde iplerle nakış veya dokuma yapan birçok sanatçının ortaya çıktığını ve güzel işler üretildiğini söyleyebilirim.

Malzeme olarak ipleri tercih etmeye karar verdiğin anı hatırlıyor musun?

Üniversitede atölye hocam Prof. Dr. Rıdvan Coşkun sayesinde, malzemenin sadece bir boyadan ibaret olmadığını fark ettim. Başka malzemelerle de bir eser üretilebileceğini öğrendim ve en yakın hissettiğim, birçok rengine ulaşabildiğim sonsuz bir malzeme gibi gelen iplere yöneldim. Sanki özlem duyduğum bir şeyle kavuşma hissi gibiydi… Beni çocukluğumdaki benzer bir duyguya sürükledi. Malzemelerin ellerimde şekil almaya başlamasıyla kendimi yeniden keşfetmiş gibi hissettim.

Geleneksel bir teknik aynı zamanda…

Evet. Dokuma alanında teknikler oldukça çeşitli. Çok eski tarihlerden bu yana yapılan kanaviçe tekniği üzerinde araştırmalar yaparken bu tekniğin benim için fazlasıyla düzenli ve çizilene bağlı kalmam gereken bir teknik olduğunu fark ettim. Aradığım şey daha çok karışıklığın içinde bir düzeni bulmaktı. Yapmak istediğim şey her zaman nakış tekniğini hissettiğim gibi kullanmayı, renkleri ve ipleri karıştırarak iğneyi istediğim gibi batırmaktı. Daha sonra nakış tekniği, benim için ipleri ve boyalarımı bir araya getirdiğimde oluşturduğum biçim, renk ve dokuyla sanatımı anlattığım özgün bir dil haline geldi.

Boyadan farkı ne? İpi kullanırken nasıl hissediyorsun?

Boyadan farklı olarak, iplerin dokusu ve esnekliğiyle çalışmak benim için daha özgün ve duygusal bir deneyim sunuyor. İp, elle işlenen bir malzeme olduğu için her bir dokunuş, sanat eserimin bir parçasını yaratırken duygu ve ifade katmama yardımcı oluyor. Boya gibi diğer malzemelerle karşılaştırıldığında, iplerin benzersiz ve dokunsal özellikleri, sanatsal ifademde özgünlük katıyor. İplerle çalışırken, dokusunun ve esnekliğinin yanı sıra malzemenin doğal özelliklerini hissetmek benim için önemli bir deneyim.

Keşfetmeye de devam ediyorsun… Seni en çok şaşırtan, görüp unutamadığın iplik cennetleri nereleri?

İstanbul ve Fas… Bu iki şehirde her zaman farklı bir iple karşılaşmanız mümkün. Paris’te de farklı, şaşırtan kumaşlar gördüğümü söyleyebilirim. Yeni keşifler için ise Asya ülkelerine seyahatler planlıyorum.

Karşılaştığın yeni kültürlerde iplerle ilgili hangi izlere rastladın? Karşılaştırma yapabilir misin?

Her kültürün kendine özgü tekstil ve dokuma teknikleri, renkleri, desenleri ve dokuları var. Bunlar geçmişten bu yana insanlığın bıraktığı bir varoluş ve zamanın izi gibi. Bu çeşitlilik ve izler beni tekrar kendi ait olduğum yere Türk kültüründeki zenginliklere, renklere ve desenlere, hatta Anadolu’nun dokusuna geri götürüyor.

Dublin’de yaşıyorsun. Bu kararı nasıl aldın?

Türkiye‘de bir sanat okulunda alabileceğim en iyi eğitimi almıştım. Dublin’e dil okulu ve yüksek lisans için geldim. Bana bu kararı aldıran şey farklılıkları, uzak olanı deneyimleme isteğiydi. Daha sonra hayatım burada şekillendi ve bir süre daha kalmaya karar verdim.

Farklı bir ülke, farklı bir kültür. Sanat hayatın nasıl ilerliyor?

Dublin’de Basic Income for Arts Pilot Scheme 3 yıllık bir programa seçilmem ile burada kalıp üretmek için daha da heyecanlandım. Dublin’de Hang Tough Contemporary ve Belfast’ta Royal Ulster Akademi’nin açık çağrısına kabul edildim. Yine Berlin’de Hòsek Contemporary’de konaklayarak solo sergimin planını oluşturdum. Avrupa’da göçmen olarak yaşamanın zorluğu bir yana, hepsinin zamanla olabileceğini düşünerek adım atmaktan vazgeçmedim. Özetlersem, harekete geçerek, başvurular yaparak şekillendiğini söyleyebilirim.

O zaman en güncel bilgiyi de verelim. Royal Hibernian Academy’nin yıllık sergisine seçildin… Heyecanlı olmalı…

Evet. Bu nedenle çok mutluyum. “İf you play with fire, you are going to get burned” isimli çalışmam Royal Hibernian Academy 19. yıllık sergisine seçildi. Bu vesileyle 20 Mayıs – 5 Ağustos arasında Dublin’de olacak tüm sanat severleri sergiye davet ediyorum.

Royal Hibernian Academy
Dublin, İrlanda
İf you play with fire
you are going
to get burned

İstanbul’da da izleyiciyle buluştun. “Distopya’da Göz Göze” aynı zamanda ilk kişisel sergindi. (2023 Aralık, Merdiven Art) Nasıl bir tecrübeydi? İstanbul’dan hangi duygularla ayrıldın?

İstanbul’daki sergim, sanki bir aşkın doğduğu ilk tanışma gibiydi. Heyecanlandığım, gururlandığım, mutlu olduğum ve güzel insanlar tanıdığım bir deneyim oldu. İçinde bulunduğum ortamın enerjisi, sanatseverlerle paylaştığım deneyimler ve eserlerimi gösterme fırsatım oldu. Sanatın insanları bir araya getiren, duyguları ifade eden ve yeni kapılar açan bir güç olduğunu bir kez daha bana hatırlattı.

Eserlerine maskeli portreler ve gözler hakim… Biraz açabilir miyiz?

Bakmak ve görmek, benim eserlerimde merkezi bir temayı oluşturuyor. Sergimde, bu iki kavram arasındaki ince çizgiyi vurgulayarak toplumsal olaylara, duyarlılığa işaret ediyorum. Yanı sıra, yaşadığım çağın zorluklarına odaklanıyorum.

Beni etkileyen konular genellikle toplumun ortak ve yakından ilgilendiği sorunlar diyebilirim. Bunlar insanları, kadınları ve çocukları doğrudan etkileyen çevresel, teknolojik, savaşsal, doğal afetler, kültür, tarih ve politik eylemler. İlgi duyduğum konular üzerine makaleler okumak, haberleri takip etmek, podcastler dinlemek ve çeşitli video, belgesel ve filmler izleyerek keşifler yapmak benim için önemli. Aynı zamanda kişisel ruh halim ve düşüncelerim, sanatımdaki konulara odaklanmamı ve çalışmalarımı etkiliyor. Kadın imgesi üzerinden psikolojik ve fiziksel şiddet kavramlarını, bu sorunlarla sosyal ve ekonomik hayatta mücadele eden kadınların hikayeleri üzerinden araştırmalar yapıyorum. Bakmak, sadece yüzeyde kalmak anlamına gelirken, görmek derinlemesine anlamak, farkındalık geliştirmek demek. Bu konuları sorgulamak, eserlerimde izleyicilere sorumluluk duygusu ve duyarlılığı aşılamayı amaçlıyor.

Renkleri nasıl belirliyorsun?

İplerin renk skalasını belirlerken, duygusal ve sembolik anlamlar ön plandaydı. Her renk, eserlerimde iletmek istediğim duyguları ve mesajları yansıtmak için özenle seçildi. İplerime sadece akrilik boya eşlik etti. Ama iplerde çeşitlilikler meydana geldi. Yün, akrilik, koton gibi iplere yer verdim. Çünkü iplerin kendine özgü dokusunu çeşitliliğini ve anlamını vurgulamak istedim.

Melike Kuş’un eserlerinde “distopya” kavramı ve “at gözlüğü ile bakmak” deyimi, oluşturduğu maskeli portrelerde birleşiyor. Bu portreler, toplumsal körlükten kurtulma ve gerçekliği görebilme yeteneğini simgeliyor, belki de toplumun gerçekleriyle yüzleşme, duyarsızlığından kurtulma ve bireyleri toplumsal meselelere karşı daha duyarlı hâle getirme potansiyelini vurguluyor.

Özellikle takip ettiğin isimler var mı?

Dokuma sanatçılarından Cayce Zavaglia, tekstil sanatında kullandığı renkler ve yerleştirmeleriyle; Sheila Hicks, Cecilia Vicuña’nın feminizm otoportreleriyle; Cindy Sherman ve son zamanlarda etkilendiğim ve takip ettiğim sanatçılardan Kimsooja, Margaret Bourke ve Helen Levitt diyebilirim.

Kürşat Okutmuş, Melike Kuş
Merdiven Art Space

Biraz da gelecek planlarından bahsedip, sohbetimizi toparlayalım…

Geleceğe dair çok fazla planım olduğu gibi, galiba zamana da ihtiyacım var. Zaman zaman bir şeylerin ardından gidip doğru anı yakalamak için çok beklediğim ve hiçbir şey yapmadan zaman geçirdiğim bekleme sürelerim oluyor. Bu zamanlarda dinlenmek, ruhuma ihtiyacı olanı vermek ve daha sonra yeni bir eserin üretim sürecini başlatmak için fırsat yaratıyorum. O nedenle, tüm bu zaman içerisinde üretmeye, gezmeye ve de okumaya devam edeceğim.

Keyifli bir sohbetti Melike, teşekkürler.

Benim için de öyle. Teşekkürler.

Kürşat Okutmuş

Journalist Author. TV News Editor.

Recent Posts

Güncel Fotoğrafa Panoramik Bir Bakış

Türkiye'deki güncel fotoğraf ve mercek tabanlı sanata dair tematik bir anlatı sunmayı amaçlayan "Panorama: Hayaller…

3 ay ago

Berlin’de Sahne Bizim Hikayelerin

Berlin'de Türk gecesi! Berlin Film Festivali’nde İlker Çatak’ın ‘Sarı Zarflar’ filmi, ‘Altın Ayı’ ödülünü kazandı.…

3 ay ago

Zamansız bir Karadeniz anlatısı: Loidevilla

Doğa, keşif ve sadeliğin yanı sıra deneyime de önem verenlerin Karadeniz'de yeni rotası Loidevilla, bir…

3 ay ago

‘İsimsiz Eserler Mezarlığı’ Slamdance’te yarışacak

Melik Kuru’nun yazıp yönettiği "İsimsiz Eserler Mezarlığı", Tallinn Black Nights Film Festivali’ndeki dünya prömiyerinin ardından…

3 ay ago

‘Kurtuluş’ dünya prömiyerini Berlinale’de yaptı

Emin Alper'in son filmi ‘Kurtuluş’, dünya prömiyerini 76. Berlin Film Festivali’nin Ana Yarışma bölümünde gerçekleştirdi.…

3 ay ago

Sanat Tarihi Derneği’nden 11 Dalda Ödül

İlk kez düzenlenen "Sanat Tarihi Derneği Ödülleri 2025" sahiplerini buldu. Sanat tarihi ve temas hâlindeki…

3 ay ago