Categories: Söyleşi

“Küresel kültür haritalarına bir itiraz: Anadolu Ödülleri”

Prof. Dr. Hüsamettin Koçan ile söyleşimizin ikinci bölümünde sanatın, sanatçının pandemi karşısında verdiği tepkiyi, edindiği ilhamı ve dijital alana sıkışmasını konuştuk. Ve tabi ki Baksı projesinin 20. Yılını, Anadolu’yu ve de ona adanan ödül projesini…

Salgınlar, felaketler… Sanatsal üretimi ne kadar etkiler? Sanat durur mu?

Bir defa tehditler sanatsal üretimi durduramaz. Sanatsal üretim, özünde zaten tehdide karşıdır. Yani tehditten de doğar. Deneyimler zor elde edildiği için, hayat onu taklit etmek ve korumak ister. Taklit edip korudukça yaşam rengini ve umudunu kaybeder. Bilgi, hayat ve gelecek arasında paradoksal ilişki vardır. Birbirine bağlanmış gelecekçi bilgiye ve öyle bir hatırlamaya ihtiyacımız var. Sanat bu durumda yeni bir umut yaratma imkanı olamaz diye düşünür ve saldırır. Yeniliğin sınırlarını zorlar. Soyutlama kavramı da tam olarak o noktadan çıkar. Kökeninde o hafıza olmamasına rağmen saldırır. Çünkü ancak öyle yenilenebilir.

Prof. Hüsamettin Koçan, Kürşat Okutmuş
Fotoğraflar: Ozan Güzelce

Sanal ortamda müzeleri geziyoruz, online sergi ve söyleşilere katılıyoruz… Hissetmenin yerini almayacağı aşikar! Ama yine de sormak istiyorum; sanat dijital alanda yaşamını sürdürebilir mi?

Şu an için mecbur. Ama ne kadar kullanırsak kullanalım, sanallık sanatta gerçeğin yerini alamaz. Hissetmekten bakmaktan öte, sanatın hayata katılması gerek. Sahici sanat yapıtının tılsımından uzaklaşmak için bu durum bugün için bir imkan görülebilir ama çok fazla uzaklaşırsanız orijinal ile ilişkiniz kopar. Beş duyu ile birlikte yaratıcılık sürecini sonsuza kadar korumamız lazım. Ben teknolojiye bir imkan olarak bakıyorum. 60’lı yıllarda bir fotoğrafçı dünyanın en güzel kadınlarından görsel parçalar alıp, onlarla kolaj bir kadın yapmıştı. Bekliyoruz ki, dünyanın en güzel kadını çıkacak, sonunda ruhsuz bir şey çıkmıştı ortaya!

“Popülarite ve sansasyon; gerçek ürün ile insan arasındaki bağı koparıyor…”

Piyasa bu durumu dertlenir mi gerçekten? Yani her işte “ruh” arar mı?

Bu dönemin bir diğer tehlikesi de o. Sorgulama dönemine geçtik ya… Gördük ki, her alanda olduğu gibi sanatta da bir ahlak sorunumuz var. Ve yayıldıkça yayılıyor, belli cilalarla üstü kapatılıyor her seferinde. Özgün ürünün yerine popülariteyi ve sansasyonu yerleştiriyoruz. Popülarite ve sansasyon; gerçek ürün ile insan arasındaki bağı koparıyor. Daha renkli, daha etkileyici, daha şu, daha bu… Çünkü piyasa bunu istiyor. Etkileyici, büyük olabilir ama içerik ve özgünlük? Alışkanlıklar, satın alma ve piyasa üstünden gidiyoruz. Bunu topluma yansıtan araçlar da piyasa unsuru olarak iş yapıyor. Piyasanın şartlarına göre davranırsanız ticaret yaparsınız ama sanat yapamazsınız. Sanatın amacı o olamaz.

Peki ya sermaye?

Sermaye, bir şey yapacaksanız ancak bizimle yaparsınız fikrinin dayatır sürekli. Şu tarihte Venedik’te bienal var, şu tarihte Basel’de sanat fuarı. Bu turistik bir haritadır aslında. Giderek kendini tekrar ettiği için yenilik de taşımaz. Bizim şimdi yerel birikimlerle bütün bu dayatmalara karşı yeni bir söz söyleme şansımız var. Kendi yöntemlerimizle bu büyük sisteme efelenme meselesi! Batı’da yapılmış modelleri burada uygulamak iş değil. Biz dünyaya özgün değerler sunmak mecburiyetindeyiz. Dünyayı daha iyi taklit ederek bir yere gidemeyiz. Gerçek anlamda sanat yapıtı hala yeteri kadar objektifler karşısında değil, işaret edilmeyi bekliyor.

İşaret edilmiş, hatta büyük bir boşluğa işaret bırakmış bir serüveni konuşalım o zaman… 20 yıl önce, Baksı projesi henüz hayalken yine bir söyleşi yapmıştık… O gün konuştuklarımızın çok daha fazlası hayata geçti… Mesafe ve Temas, Miro’ya Açılan Heykelli Yol, Ayağımdaki Diken… Bunlar ilk aklıma gelenler… Onlarca proje, sergi ve ödül var o yolculukta… Baksı projesi 20. Yılını kutluyor…

Evet. Zaman çok hızlı ve de değerli. 20 yılda kayıtsız şartsız bu projeyi destekleyen sanatçılar var. Çocuklar, kadınlar, gurbetçiler ve sanatseverler var. Bu grup, bizim gülümseyen grubumuz. Müzenin üretimle ne ilişkisi olabilir diye sorgulayan modernistler ve kuşkucu resmi kurumlara rağmen iyi yol aldığımızı düşünüyorum. Yenilikten yana olanlar, kendi yaşamına saygı duyanlar ve olup bitene uzaktan bakabilme şansı olanlar bu projenin hep yanında oldular. Bu da bana insanlık ile ilgili çok önemli kazanımlar sağladı. Sürdürülebilir enerji, adanmışlıkla buluşunca aşılmayacak sorun kalmıyor.

Prof. Hüsamettin Koçan

Pandemi de durduramadı Baksı’yı… O enerji, salgına rağmen sürdü… Neler yaşandı müzede bu yıl?

Bir defa zorunlu haller dışında kapılarımızı hiç kapatmadık. Pandeminin gölgesinde de olsa projelerimiz, sergilerimiz sürdü. Müzenin ilk sergisini yeniden sergiledik. Şakir Gökçebağ’ın Aşina sergisi çok beğenildi, süresini uzattık. Şimdi hummalı bir şekilde Osman Dinç’in Gözlemevi Sergisi’ne hazırlanıyoruz. Büyük bir ön çalışma yapılıyor. Çok iyi ve etkileyici bir sergi olacak diye düşünüyorum.

Çok hızlı bir refleks gösterdiniz bu süreçte. Maske ve Çağrışımlar sergisinden bahsediyorum…

Evet. Pandeminin ilham verdiği, sanatçı ve tasarımcıları bir araya getiren özel bir çalışma oldu. Özlem Yalım tasarımcıları, Banu Çarmıklı ve Feride Çelik sanatçıları organize etti. 10 sanatçı ve 10 tasarımcı, maske kavramını işlediler eserlerinde. Süreçten dolayı açılış, tanıtım yapılmadı ama buna rağmen büyük bir ilgi gördü.

O ilgi, sergiyi İstanbul’a da taşıdı…

Evet. İnsanlar sergiyi dijital alanlardan, müzenin sosyal medya hesaplarından takip etti, paylaştı. O ilginin karşılığı olarak, Contempary İstanbul Vakfı İstanbul’da da sergilemek istedi. Fişekhane’de ilgi gören bir sergi oldu. İnsanlık beklenmedik bir anda uğradığı bu cüssesiz ama cüretkâr saldırı nedeniyle paniğe ve umutsuzluğa kapılırken, sanatçılar dünyanın her tarafında korunmanın temel unsuru olarak gösterilen maskelerle barışmaya çalışıyor…

Tasarımcı – sanatçı uyumunu nasıl buldunuz?

Bu buluşma pandemiye derinlemesine bakmamızın önünü açtı. Çok boyutlu, ilginç çalışmalar çıktı ortaya. Tasarımcılar bu tür olaylara hem malzeme kökenli hem de kavramsallaştırma konusunda nesneyi kendi içinde dönüştürmeyi tercih ederek bakıyor. Sanatçılar ise yorum yapıyor. Psikolojiler, yaşama üslupleri devreye giriyor. Böylece çok boyutluluk çıkıyor ortaya. Pandemi sürecinde üretilmiş etkili bir grup sergisi oldu diyebilirim.

“Anadolu’yu yeniden topluma model olarak önerebilme imkanımız var…”

Ve bu yılın en sürpriz projesi, Anadolu Ödülleri… Doğan Holding ana sponsorluğunda gerçekleşen ödül gecesini, evde, bilgisayar başında heyecanla izledim. Ödülleri konuşacağız ama isterseniz öncesinde sizi bu ödüllere götüren Anadolu’yu konuşalım…

Baksı Müzesi, bir Anadolu projesi. Müzeye ait tüm işlerin arkasında bir Anadolu insanı davranışı buluyorum ben. Müzenin ve benim davranışımın arkasında da o var. Oradan gelmiş olma var. Anadolu’yu; hem kendi için üreten hem de içinde yaşadığı hayat ve insanlar için kendini adayan insanlar örgütlerler. Anadolu insanı kendi için çok kolay risk aldığı gibi, başkası için de kendini çok rahat adar. Bütün bunlar çok kıymetli değerler. O değerleri yeniden topluma model ve ahlak olarak önerebilme imkanımız var. Çünkü mevcut ve hala bize ait. Anadolu Ödülleri ile kök ve kültür dediğimiz çınara dikkat çekmek, insanlığa Anadolu birikimini önermek istedik.

Birikimin sahiplerini cesaretlendirmek biraz da…

Evet. Anadolu insanı, çok zengin kavrayışı olan ama kitle kültürü oluşturucuları tarafından sıkıştırılmış, pasifize edilmiş bir insan. Coğrafyada kaotik kimlik sorgulamalarının yerine özgünlük sesleri yükselmelidir diye düşünüyorum. Anadolulular, yaşadıkları coğrafyanın kültürel derinliğini görmemezlikten gelebiliyor. Bu nedenle, popüler tayinler ve sansasyonel belirlemeler yerine “ben buradayım” demesi gerekenlere yardımcı olmak istiyoruz. Onu cesaretlendirmek, birikimin farkına varmasını sağlamak ve farkında olanları birbiri ile buluşturmak için çıktık yola…

Küreselleşme Anadolu’yu da tehdit ediyor değil mi?

Küreselleşme bir gerçek, enerjisi ve gücü ezip geçebilir ama illa alt etmek zorunda değiliz. Aksine küreselleşmeye “biz” olarak katkıda bulunabiliriz. Coğrafyasını ve haritasını genişletebiliriz. Anadolu’muz insanlık için bir armağan. Bütün coğrafyalardan daha çok veri, çeşitlilik ve hafıza sunan, destanları-masalları olan bir coğrafya. Sadece bu zenginliği kullanma konusunda cesaretli değiliz!

Cesaret ve özgüven eksikliği! Sizce neden böyle?

Çünkü neredeyse her şeyi bir piyasa meselesi gibi algılamaya başladık. Sevgiyi, saygıyı, dayanışmayı hatta yaşamı yücelten edebiyatı, sanatı ve felsefeyi de. Piyasa, bir yandan bireyleri küreselleştirip kimliksizleştirirken diğer yandan kitle kültürünü empoze ederek insanın kendine yabancılaşmasına neden oldu. Ancak hayaller kuran ütopyacılar, yaşamın vicdanı olan sanatçılar ve girişimciler hala değerleri korumak ve çoğaltmak için çaba sarf ediyorlar. Ben bütün güçlerin piyasanın elinde olduğuna inananlardan değilim. Ona inananlar için de çok övücü şeyler söyleyemem. Bizim hedefimizde tarihi, kültürü, değerleri ve gelecek beklentileri olan özne var. O özneye daha çok güveniyoruz. Biz Baksı’da bunun küçük bir deneyimini yaşadık. Anadolu Ödülleri de bu deneyimin ikinci adımı olarak kültür tarihimizde yerini alsın isterim.

“Ayağımdaki Diken” serginizde yer alan “kökler” düzenlemesi, bu önermeyi yapıyordu galiba…

Evet. O düzenlemede, ağaçları alt üst ederek köklerin karmaşasını yukarı koymuştum. Böylece kök ve kökenin beslediği ve bize meyve sunan ağacın gerçek karmaşasını kökten aldığını söylemeye çalışmıştım. Biz o gerçek karmaşa olan kültürün içerisinden insanlık için yeni filizler üretmenin peşindeyiz.

O yeni filizleri popülerin dışında aramamız gerekecek…

Öyle. Diğer alanlar gibi kültür sanat alanında da küresel kültür haritaları çıkarılıyor. Sanal bir dünyaya doğru gidiyoruz ya, insanlar öğrenmek de istiyor. İnsanların gidip görebilecekleri, satın alabilecekleri ekonomileri de var. Yeni zengin sınıfları da oluşuyor. Bu sınıflar kendi hayatlarına kültür ve sanatı da dahil etmek istiyor. Önemli buluyorum bu isteği doğrusunu isterseniz. Tek sorun şu: Küresel kültür haritası şablonları, tüm insanlığa sadece onlar varmış gibi sunuluyor. Maalesef zaman zaman medya da bu durumu destekliyor. Biraz o kültür haritalarının, şablonların dışına çıkmamız lazım.

Galiba biraz da o yüzden derinlemesine Anadolu’yu tanıyamıyoruz. Siz de üstüne basa basa Anadolu’yu tanımıyoruz diyorsunuz… Bu durumu kendine dert edinen biri… Tanımak için yola nereden çıkmalı, nasıl başlamalı?

Evet, çok haklı ve ciddi bir soru. Benim birinci şansım Anadolu’da doğmuş olmam. İkincisi şansım ise yine o kökten geldiğim için akademik yolculuğumda hep Anadolu’yu ele almam oldu. Tezimde halk resimlerini araştırdım. O sayede Anadolu’yu gezdim. Ya araştıracaksınız ya da o araştırmaları, yayınları bulup okuyacaksınız. Ve en nihayetinde, Anadolu’ya seyahat etmek gerek. Biz gezmiyoruz Anadolu’yu. Kültür haritalarının işaret ettiği yerlere bakıyoruz sadece. Bir entellektüel tutku ile gezmek ve Anadolu’ya dokunmak lazım.

“Anadolu’nun kendisi ödül!”

Projenin dokunduklarına gelelim o zaman. Anadolu Ödüllerine yapılan başvurulara bakıyorum, pandemi şartlarına rağmen 35 ilden, 133 başvuru. Şaşırttı mı bu sayı sizi?

Hem çok şaşırttı hem de yolun başında çok cesaretlendirdi. Dünya dursa bile Anadolu’da ki enerjinin, coğrafyadaki çeşitliliğin ve belleğin devam ettiğini gördük. Mesela çok tuhaf bir şey oldu, İstanbul’dan 20’ye yakın başvuru oldu. İstanbul’da kendini Anadolu’dan sayıyor demek ki! Sonra bireysel başvurular çok şaşırttı. Finale kalan, ödül alan almayan hepsine ayrı ayrı mektup yazdık, çok güzel cevaplar aldık. Diyorlar ki; bu katkı insanlık tarihine katkıdır. Ödüller, bizim onlarla, onların diğerleri ile iletişim kurmasının önünü açtı. En çok bu kısmı heyecanlandırdı bizi.

Müzecilik ödülü ilk yıl, Eskişehir Odunpazarı Modern Müzesi’ne verildi… OM heyecanlandıran bir proje değil mi?

Dünya ölçeğinde ödüller alan bir müze… Bir işadamının doğup büyüdüğü kente birikimlerini götürme çabası. Kendi hikayesini, evrensel hikayesini oraya, merkezin dışına taşıyor. Ve de uluslararası bir mimar, Odunpazarı’na o içeriği destekleyen modern bir yapı planlıyor. Gelenekselin yenilenerek devam etmesine tipik bir örnektir OM. Son derece saygılı bir çalışma.

Restorasyon dalında ödül alan The Museum Hotel… Gidip gezmek, hissetmek istediğim projelerden biri… O da heyecanlandırıyor insanı…

Mimarlık açısından çok ilginç, arkeoloji ile mimarlığın buluşması açısından son derece değerli bir proje. Biz de şöyle bir durum vardır, tarihi eser bulundu, dokunmayın. Böyle der kapatırız. Orada ise yatırım sahipleri bilinçli. Direniyorlar, doğru mimarı, doğru arkeologları, doğru restoratörleri buluyorlar. Ve proje bu sayede gelişip, büyüyor. Çağdaşlaşma meselesi bu, çağdaş kültürün ona harmanlanması. OM öyle, Museum Otel öyle. Çağı ile birlikte devam eden, zamanı durdurmayan, üstüne koyan projeler bunlar.

Baksı Kültür Sanat Vakfı tarafından bu yıl ilk kez düzenlenen ve pandemi koşulları nedeni ile dijital platformlardan yayınlanan Anadolu Ödülleri törenini bu linkten izleyebilirsiniz…

Restorasyon konusu kamuoyunda çok tartışılan bir konu. Bu alanda zayıf mıyız?

Anadolu için büyük sorunlarımızdan biri. Restorasyon kültürü ve altyapısı, çok yüksek görünmüyor. Konunun uzmanları, zaman içerisinde daha iyiye doğru gidecek diyor. Yani deniliyor ki, öğreniyoruz. Önemli olan çok yıpratmadan, kırıp dökmeden ihtiyacımız olan koruma bilincinin oluşmasıdır. Mesela o bilincin bir ürünü; Erzurum’daki “Kültür Yolu Projesi”.

Bahsettiğiniz proje, restorasyon dalında alana katkı ödülünü aldı…

Evet. Erzurum Büyükşehir Belediyesi’nin projesi. O değerli alanın açılması, ortaya çıkarılması için gösterilen gayret, cesaret. Orada yeniden ortaya çıkarılmaya çalışılan kent bilincini desteklememiz gerekiyor.

Osman Dinç tarafından tasarlanan Anadolu Ödülleri heykeli

Sivas mesela… Notlarıma bakıyorum, Anadolu Ödülleri’ne en çok proje gönderen il konumunda. Arkeoloji dalının kazananı Kayalıpınar Kazısı’nı proje sayesinde öğrendim… Çok etkileyici…

Bizim çağın büyük lütfu de bu imkanlar. Çağın imkanları ile gün yüzüne çıkarılan kazılardan biri, Kayalıpınar. Dediğiniz gibi projeye en çok başvuru Sivas’tan geldi. Finale yine en çok proje Sivas’tan kaldı. Projelere bakıyoruz; çeşitliliği, enerjisi, katılımı çok çok kıymetli. Aynı dalda alana katkı ödülü alan, Siirt Başur Höyük Kazısı. O da olağanüstü.

Gösteri sanatları ödülü Eskişehir ve Van’a, süreli etkinlikler ödülü Çanakkale’ye gitti… Yaşayan ve yaşatan projeler…

Anadolu’nun zenginliği bunlar ve Anadolu’nun kendisi ödül zaten. Çanakkale, Mardin ve Sinop Bienali mesela. Büyük bir çaba, desteklemek zorundayız. Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nin kültür yatırımları öyle. Van Akdamar Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Şenliği çok iyi bir proje. Zeugma Müzesi, Anadolu Ödülleri’ne çocuk etkinlikleri ile katıldı. Göbeklitepe, başka bir proje ile katıldı. Müthiş bir harmanlama oldu.

Bu kadar çeşitlilik ve enerji, insanı umutlandırıyor. Baksı Müzesi gibi, Anadolu Ödülleri’nin de yolu açık olsun…

Umut ediyorum olacak. Küreselleşme tarafından tayin edilen kültürel haritalara bir itiraz bu. Yeni bir enerji oluşturacağız, daha da geliştireceğiz ve Türkiye’nin kültür tarihi açısından çok ciddi bir proje olacak.

Kürşat Okutmuş

Journalist Author. TV News Editor.

Recent Posts

Güncel Fotoğrafa Panoramik Bir Bakış

Türkiye'deki güncel fotoğraf ve mercek tabanlı sanata dair tematik bir anlatı sunmayı amaçlayan "Panorama: Hayaller…

3 ay ago

Berlin’de Sahne Bizim Hikayelerin

Berlin'de Türk gecesi! Berlin Film Festivali’nde İlker Çatak’ın ‘Sarı Zarflar’ filmi, ‘Altın Ayı’ ödülünü kazandı.…

3 ay ago

Zamansız bir Karadeniz anlatısı: Loidevilla

Doğa, keşif ve sadeliğin yanı sıra deneyime de önem verenlerin Karadeniz'de yeni rotası Loidevilla, bir…

3 ay ago

‘İsimsiz Eserler Mezarlığı’ Slamdance’te yarışacak

Melik Kuru’nun yazıp yönettiği "İsimsiz Eserler Mezarlığı", Tallinn Black Nights Film Festivali’ndeki dünya prömiyerinin ardından…

3 ay ago

‘Kurtuluş’ dünya prömiyerini Berlinale’de yaptı

Emin Alper'in son filmi ‘Kurtuluş’, dünya prömiyerini 76. Berlin Film Festivali’nin Ana Yarışma bölümünde gerçekleştirdi.…

3 ay ago

Sanat Tarihi Derneği’nden 11 Dalda Ödül

İlk kez düzenlenen "Sanat Tarihi Derneği Ödülleri 2025" sahiplerini buldu. Sanat tarihi ve temas hâlindeki…

3 ay ago