Eskiden bu işe ‘resimli mülakat’ derlermiş. Bazen mülakatlar yapılır, resimler yetişmez; bazen de resimler çekilir mülakat sekteye uğrarmış. Randevuyu alacaksın, sıcakkanlı olacaksın ve güven vererek, gündeme getireceğin kişinin ağzından damak şaklatacak cevaplar koparacaksın. Sonra sırasıyla deşifre, soru, cevap, spot ve başlık… Ardından da eleştiri okları…
James Joyce, kendisi ile ısrarla röportaj yapmak isteyen gazeteciye sonunda pes edip randevu vermiş ve o buluşma şu sözlerle başlamış: “Sor Allah’ın belası, sor! Başka neye yararsın ki!”
“Allah’ın belası” soruculardan olan Ayşe Arman ile buluştuk…
Ama masanın üzerindeki kayıt cihazı bu defa bana ait, dolayısıyla sorular da…
– 10 yıl sonra röportajların hatırlanacak mı sence?
– Ne 10 yılı? Ben 100 yıl sonra da hatırlanır diye düşünüyorum!
– İlk sorudan yapma lütfen!
– Aksi mümkün mü Allah aşkına! Edebiyat değil, iş yapıyoruz burada. Ve öyle bir işten söz ediyoruz ki bütün emeğini ortaya koyarak çıkardığın o gazeteye, ertesi gün limon sarılıyor! Bu kadar basit. Gazetecilikle uğraşan birinin kalıcı olmayı hayal etmesi bana gülünç geliyor.
– Bu durumun canını sıktığı oluyor mu?
– Çetin Altan gibi güçlü bir kalemim ve engin entelektüel birikimim olsa, daha derin konularla ilgilenirdim belki. Ama yok. Dolayısıyla yuvarlanıp gidiyorum. Ama yuvarlanırken de elimden gelenin en iyisi yapmaya çalışıyorum.
– Teşhirci olduğunu söyleyenler de var… Saydam ve pervasızlığından söz ederek, dürüstlüğüne ve cesaretine şapka çıkaranlar da… Ne diyorsun?
– Ne diyeceğim? Kendilerine teşekkür ediyorum.
– Teşhirci derken, özel hayatını, ev halini vs. köşene taşımana da gönderme var…
– Canım sıkkınsa, moralim bozuksa ya da depresyondaysam, öyle değilmiş gibi davranamıyorum. Böyle yazabiliyorum, başka türlüsü elimden gelmiyor. Konuştuğum gibi yazıyorum. Çevremdeki insanlara anlattığım şeyleri yazmakta da bir sakınca görmüyorum. Ki, kendimi anlatmaktan bir gün sıkılırsam, kim bilir belki de sıkıcı memleket meseleleri yazarım. Bende daha ne cevherler var!
– Dergide yazıyorsun, gazetede yazıyorsun, eklerde yazıyorsun… Sırada ne var?
– İnsanların bu yüzölçümü meselesine takması bana hep garip gelmiştir. Tempo’daki köşe, gazetedeki köşeden sonra oldu. Köşemin alanı da hiç büyümedi. Baştan beri yarım sayfaydı. Bazen ilanlara göre değişiyor. Benim köşemin yeri, sayfası sabit olacak deme lüksüm yok. Demem zaten. Sırada ise iyi şeyler var… Bir planım yok, sadece iyi şeyler olmasını umuyorum.
– Soru sormak sana iyi geliyor anladığım…
– Galiba. Merak duygumun azalacağını zannetmiyorum. Azalmasın da. Beni canlı ve diri tutuyor. Herkese benim kadar meraklı olmalarını tavsiye ederim.
– Bir gün önce bir popçu ile konuşup, bir gün sonra bir siyasi veya eski bir polis ile buluşmak… Hangisini sen istiyorsun, hangisi sipariş? Tetikçilik yapmak zorunda kaldığın oluyor mu?
– Merakımın yelpazesi Allah’tan geniş ve iyi ki öyle. Hepsi bizzat benim “yapacağım” diye tutturduğum isimler, kimsenin siparişi değil yani. Ben merak ettim, tanımak istedim, kafamdaki soruları sormak istedim. Gittim röportaj yaptım. Zaten genellikle de merak ettiğim şeyleri soruyorum insanlara… Özetlersem tetikçilik yapmıyorum.
– Konuya, konuğa göre bir kesim seni baş tacı yaparken, diğer kesim hedefe koyuyor… Tepkiler ile aran nasıl?
– Ben içimden geldiği gibi yazıyorum. Aslına bakarsan tepkilerle fazla ilgilenmiyorum. Herkes dilediğini düşünmekte özgür. Ve herkesin farklı düşünmesi iyi bir şey. Yoksa hayat çekilmez olurdu.
– Hürriyet’te olmasa Ayşe Arman röportajları bu kadar ses getirir miydi?
– Büyük bir gazetede çalışmak önemli bir şey tabii. Yani yapılan iş, bu gazetede görülüyor. Ben zaten pek çok insanın röportaj talebimi kabul etmesini de buna bağlıyorum. Ben şahane sorular sorduğum için değil yani. Ama Hürriyet’te çalışabildiğim için kimseden özür dilemeyeceğim!
– “Oldum artık” dediğin oluyor mu?
– Deli misin? Demiyorum tabii. Bende öğrenmek için soruyorum. Her röportajda bir şeyler öğreniyorum. O yüzden Hürriyet, benim için okul gibi bir yer. Üniversiteyi bitirmedim; ama şanslıyım ki bir üniversitede çalışıyorum.
– Son soru. Ayşe Arman’la röportaj yapmak ister miydin?
– Evet, o iyi bir kız. Düzgün bir anına denk düşersem keyifli şeyler anlatabilir diye düşünüyorum! Eminim teybi açtığım anda, eli ayağı tutuşurdu. Ama o galiba masanın öteki tarafında oturmayı tercih ediyor, kendisine soru yöneltilmesinden hoşlanmıyor. Zaten söylemek istediği bir şeyler varsa da yazıyor.
Türkiye'deki güncel fotoğraf ve mercek tabanlı sanata dair tematik bir anlatı sunmayı amaçlayan "Panorama: Hayaller…
Berlin'de Türk gecesi! Berlin Film Festivali’nde İlker Çatak’ın ‘Sarı Zarflar’ filmi, ‘Altın Ayı’ ödülünü kazandı.…
Doğa, keşif ve sadeliğin yanı sıra deneyime de önem verenlerin Karadeniz'de yeni rotası Loidevilla, bir…
Melik Kuru’nun yazıp yönettiği "İsimsiz Eserler Mezarlığı", Tallinn Black Nights Film Festivali’ndeki dünya prömiyerinin ardından…
Emin Alper'in son filmi ‘Kurtuluş’, dünya prömiyerini 76. Berlin Film Festivali’nin Ana Yarışma bölümünde gerçekleştirdi.…
İlk kez düzenlenen "Sanat Tarihi Derneği Ödülleri 2025" sahiplerini buldu. Sanat tarihi ve temas hâlindeki…