Categories: SöyleşiYazar

Grange bizden birilerini yazıyor

Birkaç yıl öncesine kadar sadece bir gazeteciydi Jean Christophe Grange. Paris Match için gezi-macera, Figaro Magazine için uzun yıllar bilimsel röportajlar yaptı. En iyi seyahatlerin zihinde yapılacağına inansa da, boş durmamış Orta Afrika’da Pigmelerle, Kuzey Kutbunda Eskimolarla, Nijerya’da Tuareglerle, Doğu Avrupa’da Çingenelerle, Birmanya’da karabatak balıkçılarıyla ve Moğolistan’da Tsatan etnik topluluklarının izini sürmüştü.

Grange’nin ses getiren romanlarının temelleri işte bu geziler sırasında atıldı. Taş Meclisi’ndeki esrarlı Tsevenler, Tsatan etnik topluluğundan başkaları değildi. Para psikolojiden Şamanizme, telepatiden akapunktura; paranormal olgular gibi olabildiğince bilimsel referanslara başvuruyor. Tüm bu detayları gazetecilik refleksi ile toplamış, şimdi de romanlarına işliyordu. Mesela Kızıl Nehirler tüm dünyada kısa sürede 2 milyondan fazla sattı. Taş Meclisi ve diğerleri de…

“Stephan King’i tanımam!”

“Avrupa’nın Stephen King’i” gibi yorumlar hoşuna gitmiyor. Bunun iyi bir referans ya da adres olabileceğini düşünse dahi, yine de bu benzetmeden pek hoşnut değil. Bunu az çok tavırlarından anlayabiliyorum. Eğer doğru söylüyorsa, zaten King’e ve kitaplarına ilgi duymadığı gibi, hiç okumamış da.

Jean Christophe Grange

Dingin, sakin görünse de öyle biri değil Grange. Sürekli zihninde bir şeylerin izini sürüyor gibi. O çözülmemiş problemlerin peşindeyken, bir yolunu bulup onu yakalamak, sıkıştırmak, cevap almak hayli zor iş!

Grangé’nin Türkiye’ye sadece okurları ile buluşmak ve kitaplarının tanıtımını yapmak için geldiğini düşünmüştüm ama yanılmışım! Bu durumu fark etmem uzun sürmedi…

O; ben dahil herkesten kurtulup, sadece çalışmak istiyordu. Yemek yiyelim, boğazı gezelim, tekne turuna çıkalım desem de bir türlü kandıramadım! Zihninde yeni kitabını yazmaya başlamıştı bile. Ve eksik parçalar vardı. O hemen bu parçaların peşine düşmek istiyordu. Çünkü yazdığı kitabın eksik parçaları bu coğrafyada bir yerlerdeydi…

Yıllarca gazetecilik yapmış bir Batılı için Türkiye hem merak uyandırıcı bir ülke, hem de asla anlaşılmayacağı düşünülen Doğu’ya uzanan gizemli bir kapıydı. Bu gizemli kapıları bir bir aralayabileceğini ve açılan yollardan sonuna kadar yürüyebileceğini düşünüyordu Grangé…

Sonunda, ısrarlarım işe yaradı ve Grange pes edip, peşine düşmek istediklerine dair birkaç ipucu verdi: Bozkurt imgesi mesela! Ve Türk mafyası! Bunları araştırmak istiyordu. Daha fazla ısrarcı olmadım, çünkü bu bilgiler benim için yeterliydi. Artık edindiğim ipuçlarından yola çıkarak, Bozkurtlar olmasa da, Grange’nin zihninde dolaşan tilkilere ulaşabilecektim!

Nihayet konu derinleşmiş, o da beni başından atamayacağını fark etmiş olacak ki, yeni kitabını konuşmaya, olası senaryolar üzerinde dolaşmaya başlamıştık.

Paris, ilaçlar ve Türkler

Grangé, daha önce Çin ve İtalyan mafyasını araştırmış, hatta üyeleri ile çeşitli röportajlar yapmıştı. Yani mafya gibi tehlikeli konulara ilk kez girmiyordu. Şimdi sırada, Paris’teki Türk mafyası vardı.

Fransa’da yaptığı araştırmalar ve edindiği bilgiler onu heyecanlandırmıştı. Bilinmeyen şeylerin tıpkı onun gibi, okurlar için de heyecanlı olduğunu düşünüyor:

“Sert bir polis var romanda. Bazı ilaçlar beyinde belli merkezleri etkiliyor! Ama bu etkilenme duygu merkezinde mi, yoksa düşünce merkezinde mi henüz bilinmiyor. İşte o sert polis, bunu araştırıyor. Ve bulduğunda tıpta bir devrim olacağından hiçbir şüphesi yok.”

Peki Türk mafyası bu konunun neresinde? İşte bunu söylemiyor Grange, “ama emin ol iyi bir roman olacak” demekle yetiniyor. Fakat ben bununla yetinemem!

Türk mafyası üzerinde çalışıyor

“Gerçekliğin içinden yazarım. İnanılır olmak için daima röportajlarımdan esinleniyorum” diyor Grangé. Araştırmalarını yönlendiren bir liste var elinde. Mafya, siyaset ve ticaret üçgenini, ilişkilerini türk yazarlardan takip ediyor. 1978 yılındaki Kahramanmaraş olayları ve Susurluk’la ilgili gazetelerde çıkan haberlerin bir kopyasını çıkarmış. ‘Filler ve Çimen’ filminin kopyasından edinmiş. Hatta Alparslan Türkeş’in ölümünden sonra çıkan gazete haberlerini taratıp, birer nüsha koymuş dosyasına.

Yeni kitabında, roman kahramanlarından biri Galatasaray Lisesi mezunu. Ve o karakter anladığıma göre, Maraş ve Sivas olaylarının etrafında dolaşmış, hatta bizzat olaylara karışmış biri! Bu nedenle Galatasaray Lisesini adım adım dolaşıyor Grange. Avluda bulunan yaşlı bir çınar ağacına o kadar uzun süre baktı ki, tüm gün o ağacın altında geçirmeyi düşündüğünü sanıp endişelendim bir ara…

Avrupa ve özellikle de Fransa ile bağlantılı Türk mafyasından isimler sıralıyorum. Hemen hemen sizlerin de tahmin edebileceğiniz o isimlerin romanda olmayacağını söylüyor Grange. Ama bazı karakterlerin, o saydığım isimlere benzetilebileceğini söylemekle yetiniyor.

Yazar Türk mafyasına dair, ilginç bir tespit düşürüyor aklıma: Araştırmalarına göre, dünya üzerinde hiçbir mafya yapılanması ideolojilerden beslenmiyor. Türk mafyası hariç! Grange’i Türk mafyasına dair heyecanlandıran da işte bu edindiği tespit. Kendisine bu serüvenin, bu şekilde ele alınması durumunda, onun veya yayıncısının başını ağrıtacağını dile getirmeye çalışsam da o işin bu tarafı ile fazla ilgilenmiyor. Anlayacağınız Bozkurt imgesi üzerinde bir hayli kafa yoracağa benziyor.

“Yazı sitilim sinema diline uygun”

Grange bir çok sinema filminin senaryosu üzerinde kurtarma çalışmaları yapıyor. Türkçeye de çevrilen “Leyleklerin Göçü” adlı ilk kitabı 8 bölümlük bir dizi oldu. Yakında Fransız aktör Jean Reno’yu “Kızıl Nehirler”in Komiser Pierre Niemens’i olarak izleyeceğiz.

Kitaplarının sinema alanında böylesine değerli bulunmasını “yazı sitilimin edebiyattan çok sinemaya yakın” diyerek açıklıyor Grange:

“Zamanında Gustave Flaubert de bence öyleydi. Yedinci sanata uymayan sadece Marcel Proust gibi birkaç yazardı.”

Anlayacağınız Grange, edebiyata olduğu kadar sinemaya da göz kırpıyor. Ve kitaplarının her daim sinemacıların gözetiminde olmasını istiyor. Bu demek oluyor ki, yazacağı yeni romanı da sinemaya uyarlanırsa, yakın bir zamanda “bizden birilerini” Hollywood veya Fransız sineması penceresinden izleme şansımız olacak.

Kürşat Okutmuş

Journalist Author. TV News Editor.

Recent Posts

Güncel Fotoğrafa Panoramik Bir Bakış

Türkiye'deki güncel fotoğraf ve mercek tabanlı sanata dair tematik bir anlatı sunmayı amaçlayan "Panorama: Hayaller…

3 ay ago

Berlin’de Sahne Bizim Hikayelerin

Berlin'de Türk gecesi! Berlin Film Festivali’nde İlker Çatak’ın ‘Sarı Zarflar’ filmi, ‘Altın Ayı’ ödülünü kazandı.…

3 ay ago

Zamansız bir Karadeniz anlatısı: Loidevilla

Doğa, keşif ve sadeliğin yanı sıra deneyime de önem verenlerin Karadeniz'de yeni rotası Loidevilla, bir…

3 ay ago

‘İsimsiz Eserler Mezarlığı’ Slamdance’te yarışacak

Melik Kuru’nun yazıp yönettiği "İsimsiz Eserler Mezarlığı", Tallinn Black Nights Film Festivali’ndeki dünya prömiyerinin ardından…

3 ay ago

‘Kurtuluş’ dünya prömiyerini Berlinale’de yaptı

Emin Alper'in son filmi ‘Kurtuluş’, dünya prömiyerini 76. Berlin Film Festivali’nin Ana Yarışma bölümünde gerçekleştirdi.…

3 ay ago

Sanat Tarihi Derneği’nden 11 Dalda Ödül

İlk kez düzenlenen "Sanat Tarihi Derneği Ödülleri 2025" sahiplerini buldu. Sanat tarihi ve temas hâlindeki…

3 ay ago