Hayyam’dan ilhamla 400 sanatçı Arter’de

Arter'de yeni yılın sürprizi, koleksiyonerliği ile ünlü Ömer Koç'un, dünyanın dört bir yanından topladığı eserlerin Arter'de sergileneceği duyurusuydu. Yani bu, atölyeler ve diğer sergilerle birlikte, sanatseverler için harika bir gün ve zengin bir keşif demekti...

Arter’in katlarında olmak; sergilerini dolaşmak, kitapçısı, kütüphanesi ve de kafesinde zaman geçirmek nefes aldırıyor.

Yeni yılın ilk sürprizi, koleksiyonerliği ile ünlü Ömer Koç‘un, dünyanın dört bir yanından topladığı eserlerin Arter‘de sergileneceği duyurusuydu.

Yani bu, düzenlenen atölyeler ve diğer katlardaki sergilerle birlikte, sanatseverler için harika bir gün ve zengin bir keşif demekti.

Farz Et Ki Sen Yoksun

Küratör Selen Ansen, bu özel koleksiyonu Arter’in katlarına, Ömer Hayyam’ın Rubailer’inde yer alan bir dizeden esinlenerek yerleştirmiş:

Madem ki yokluktur işin akıbeti
Yoksun farz et de, var iken zevkine bak.

Ömer Hayyam

400 sanatçı bu dizelerden ilhamla sergide yola çıkıyor ve Hayyam’ın “herkesin yolu kendine varır, arama başka yerde” dizesinde olduğu gibi kendi yolunu buluyor.

Farklı dönemlerde üretilmiş 600’ün üzerinde eser, yapıt, mobilya ve kitaptan oluşan sergi, bir koleksiyonerin hayalleri ve hayata geçirdikleri neticesinde farklı nesneler arasında kurulan yakınlıkların ve oluşturulan gövdenin bir mekân olarak ev içinden müzeye taşınmasının imkânlarını araştırırken, ziyaretçiler de hiyerarşinin olmadığı bir kurguda yeni anlam arayışlarına kapı aralıyor.

Koleksiyonerin oyuncul yorumunu yansıtan bir birikim yoluyla insanî zevkleri, arzuları, geçmiş hayatların heveslerini ve düşlerini bize taşıyan kitapları, koltukları, resimleri, heykelleri ve fotoğrafları buluşturan Farz Et Ki Sen Yoksun, insan olmanın iyisiyle kötüsüyle aktarılabilir bütün hâllerini koruma altına alma fikrine tutkuyla yaklaşmak ve nihayet en yücesinden en gündelik olanına, en kalıcısından en geçici olanına jestler, imalar, hareketler, ölmeden bırakılmış ve sonra yaşayanlarca bulunmuş ve korunmuş izler gibi temaların peşinden gidiyor. Sergide bir araya gelen binbir yapıt ve nesne, mekânda kurdukları yakınlıklar yoluyla yeni çağrışımlar için yaşama tutunan bir görüş alanı açıyor.

Arter’de gerçekleştirilen ilk özel koleksiyon sergisi olan Farz Et Ki Sen Yoksun, Arter’in 3. ve 4. katlarında.

Kaos/düzen, ışık/gölge, boşluk/doluluk…
Arter’in katları da; Nuri Kuzucan’ın pasaj planı gibi; yüzey/derinlik gibi ikilikler etrafında, zihinsel ve algısal bir serüvene çıkarıyor.
Özetle, Arter yine dopdolu…
Arter İstanbul, Ocak 2024

ARTER’in diğer katlarında ne var?

Sarkis: SONSUZ

Küratör: Emre Baykal
Kat: 2

Bir mekânla birlikte var olmak, mekânsal referanslar veya çağrışımlar üstlenmek veya yeni bir mekân kurgulamak üzere tasarladığı yapıtlarını her sergilenişte değişime ve yorumlamaya açık tutan Sarkis, Arter’deki SONSUZ adlı sergisinde de kurumun koleksiyonunda yer alan yapıtlarından seçtiklerini birbirleriyle ilk kez buluştururken, onlara Arter’in 2. kat galerisinde yeni bir yaşam ve deneyim alanı açıyor.

1980’li yıllardan başlayıp sanatçının 2015 yılında Venedik Bienali Türkiye Pavyonu için gerçekleştirdiği Respiro isimli yerleştirmesinden çeşitli parçaları da içine alarak Sarkis’in üretiminde geniş bir zaman dilimini kapsayan SONSUZ, ısıtma, yakma, kamuflaj, bellek, iz bırakma, atölye, ev gibi sanatçının eserlerine sıklıkla eşlik eden kavram ve temaların yanı sıra ışık, renk ve müzik gibi farklı unsurların pratiğinde oynadığı başat rolü de vurguluyor. Sarkis, SONSUZ’da yeniden sahneye çıkardığı İstanbul İkonaları (1986–2023), Elle Danse (1990), Transflammation (1996–2001), Karışık Retrospektif (2001), (Arılara) Çağrı I (2013) adlı işlerini ve 2021 yılında Arter Koleksiyonu’na bağışladığı Respiro’nun ayna ve neonlarını farklı zaman ve mekânlara dair hafızalarıyla birlikte Arter’e yerleştirirken, mekânda meydana getirdikleri bütün içinde her birini yeniden yorumluyor. Sanatçının Arter Koleksiyonu’ndaki yapıtlarına yer veren serginin giriş bölümünde SONSUZ için özel olarak ürettiği iki yeni yapıt da ilk kez izleyiciyle buluşuyor. Sarkis’in sergi yapımında çalışan ekip üyelerinden duvara bırakmalarını istediği siyah parmak izlerinin politik çalkantılar, doğal afetler ve acı kayıplarla yüklü bir döneme ilişkin çağrışımları, onun hemen yanı başında her an hareket etmeye hazır gibi duran tekerlekli iskemlenin beyaz tüyleriyle hafifliyor, serginin devamında Respiro’dan yansıyan ışık ve renklerle birlikte umuda kapı aralanıyor.

Sarkis, kendinden önce gelen ve çağdaşı olan sanatçılarla kurduğu diyaloğu sergide yer alan yapıtlarında da sürdürüyor. Mekânın iki ucuna konumlandırdığı yerleştirmelere ses veren, Johann Sebastian Bach’ın 127 numaralı kantatı ve Dmitri Şostakoviç’in 15 numaralı kuarteti, Jacopo Baboni-Schilingi’nin Respiro için bestelediği müzikle birleşerek SONSUZ sergisini üç sesli bir sahnelemeye dönüştürüyor. Ali Kazma’nın ve Domenika Kaesdorf’un Sarkis’in davetiyle sergiye ödünç verdikleri yapıtlar da sanatçının SONSUZ’da kurduğu dünyanın zenginleşerek büyümesine katkıda bulunuyor.

SONSUZ, Sarkis’in farklı mecralar kullanarak ürettiği yapıtların kendine özgü belleklerini birbirleriyle kurdukları ilişkiler aracılığıyla genişletirken, onları içine yerleştikleri mekânda yeni bir yolculuğa çıkarıyor.

Nuri Kuzucan: Pasaj

Küratör: Nilüfer Şaşmazer
Kat: 1

Nuri Kuzucan’ın Pasaj başlıklı kişisel sergisi, sanatçının eski ve yeni üretimlerinden oluşturulan bir seçkiyi mekâna özgü bir mimari düzenlemeyle bir araya getiriyor. Kaos/düzen, ışık/gölge, boşluk/doluluk, yüzey/derinlik, iç/dış gibi ikilikler etrafında kurgulanan yapıtlardan oluşan sergi, hem zihinsel hem de algısal bir akışkanlığı ve geçişliliği merkezine alıyor. Arter’in 1. katında yer alan Pasaj, içine yerleştiği ve bir geçiş alanı olarak da yorumlanabilecek galeri mekânını ‘pasaj’ sözcüğünün mimari, yazınsal ve metaforik anlamları ekseninde resimsel uzamla ilişkilendiriyor.

Ziyaretçileri kendi birikimlerini ve hayal güçlerini devreye sokarak resimlere ve mekâna farklı konumlardan bakmaya davet eden Pasaj, sabit ve tekil bir tecrübeyi garantileyen imgelerden ziyade kendini her seferinde yeniden üreten imgeler sunuyor; resimlerin asıldıkları sabit noktalardan izlenmelerini değil, mekânla birlikte çalışmalarını ve birbirlerini öne çıkarmalarını amaçlıyor. Böylelikle tüm mekânı resimsel bir kompozisyon olarak kurgulayarak izleyicilerin içinde dolaşabilecekleri bir ‘resim-mekân’ ya da ‘mekân-resim’ deneyiminin önünü açıyor. İncelikle dokunan bu mekânsal kurgu ve ona göre akort edilen ışık düzenlemesi ise bakmanın ve görmenin yeni olasılıklarını ortaya koyuyor.

Kuzucan’ın her zaman mekânı odağında tutan yapıtları, sanatçının yirmi yılı aşkın bir zamana yayılan pratiği kapsamında önce çok renkli iç mekân resimlerinden sokak ve şehir manzaralarına, ardından kuşbakışı şehir tasvirlerine ve parçalanarak soyutlanan monokrom mimari yapılara evrildi. Sanatçının mimarinin asal unsurlarıyla temel geometrik formları bir araya getiren son dönem eserleri ise farklı zihinsel çağrışımlar sunan birer mekân etüdü ve açık yapıt.

Kendi Gölgesinde

Küratörler: Emre Baykal ve Gizem Uslu Tümer
Kat: 0 ve -1

Arter Koleksiyonu’ndan oluşturulan Kendi Gölgesinde başlıklı grup sergisi iç ve dış, kamusal ve mahrem, varlık ve yokluk, hafıza ve unutma, boşluk ve beden gibi tematik ikilikler etrafında kurgulanırken, bu kavramlar arasındaki ilişkilerden doğan ara bölgeleri araştırıyor. 25 sanatçının yapıtlarına yer veren sergi, Arter’in giriş ve -1. kat galerilerini kapsayacak şekilde birbirini tamamlayan iki bölümden oluşuyor.

Kendi Gölgesinde adlı sergide bir araya getirilen yapıtlar, serginin isminde de atıfta bulunulan görünmezlik, belirsizlik, gizlenmişlik, muğlaklık gibi nitelikleriyle, ziyaretçileri zihinlerinde uyanan izlerin peşinden gitmeye, gölgede kalanı aramaya, kendi düşünsel ve duygusal katılımlarıyla zenginleşecek bir sergi deneyimine ortak olmaya davet ediyor.

Çoğu kez sıradan veya gündelik malzemeler, nesneler ve durumlardan yola çıkıp bunları sıradışı ve beklenmedik müdahalelerle dönüştüren; karartma, eksiltme, tekrarlama, yer değiştirme gibi yöntemlerle işleyen; gölgeyi ışığa, meçhulü maluma, ayrıntıyı bütüne yeğleyen bu yapıtlar, mekânda kurdukları etkileşim ve yakınlıklar yoluyla yeni anlam arayışları için puslu bir görüş alanı açıyorlar.

Arter’e dair;

Pazartesi hariç her gün açık olan Arter, Salı-Pazar günleri 11:00-19:00, Perşembe günleri ise 11:00-20:00 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor. Kurumsal Sponsor Tüpraş’ın değerli desteğiyle, tüm sergilere giriş 24 yaş altı izleyiciler için her gün; Perşembe günleri ise her yaştan izleyici için ücretsiz.

Arter Beraber üyeleri ise sergileri yıl boyunca ücretsiz ziyaret etmenin yanı sıra farklı ayrıcalıklardan faydalanıyor. Arter binasının Kütüphane, Kitabevi, Bistro by Divan, arka bahc¸e alanlarına ve Galeri 0’da yer alan sergiye giriş için bilet gerekmiyor. Ulaşım Sponsorları Ford Otosan ve Otokar’ın desteği sayesinde Taksim’den ve Tepebaşı’ndan ücretsiz servis araçlarıyla Arter’e ulaşılabiliyor.

Düşünceni Paylaş

Your email address will not be published.

Önceki Hikaye

Cansu Sönmez ile mutluluk vadeden Enginar Adası’nda

Sonraki Hikaye

Enis Malik Duran’dan “Yerin Ekseni”

Sergi