Çiçek Abbas rolüyle milyonların hafızasına kazınmış İlyas Salman, Fransa’ya vize alamayınca konsolosluk önünde eylem yaptı. Ardından da bir sokakta yıpranmış halde görüntülenince, “Salman’ın hali perişan” diye yazıldı, sonrası flu kaldı.
“Nesi var” diye merak edip, çaldım kapısını.
Harika bir çay demledi.
Dünü konuştuk biraz.
Biraz bugünü.
Olan biteni.
– Nedir bu vize konusu?
– Paris’te, Avrupa’da yaşayan Türk işçileri konulu bir toplantıya davet aldım. Gariptir vize vermediler. İlyas Salman’a, bir sanatçıya vize verilmediğinden daha çok, bir Türk vatandaşına vize verilmemesi beni üzdü.
– Neden reddedildi?
– Yurt dışına çıktığımda tehlikeli laflar ediyorum herhalde. Anlamadım ki! Sanki o toplantıda söyleyeceklerimi, buradan söyleyemiyorum. Her hafta bir mahkemedeyim zaten. Sürekli savcının karşısındayım.
– Gidebilse neler söyleyecekti İlyas Salman?
– Yok öyle bir şey… Fransa’da ziyaret edeceğim arkadaşlarım vardı. Sonra Almanya’ya geçecektim. Orada da bir dayanışma gecesi vardı. Hiçbirine gidemedik iyi mi! Ayıp oldu tabi…
– İlk ne zaman “problem adam” olmaya başladın? Hatırlıyor musun?
– 90’lardı sanırım. Cem Özer’in Laf Lafı Açıyor programında “1960’tan bu yana bu ülke en çok okumuş adamları harcadı, hapishanelerde en çok okumuş insanlar yatıyor” dedim, o gün bugündür başım dertten kurtulmuyor! Ağzımı açsam savcının karşısındayım!
– O görüntüler, vize alamama hali derken… “Bir Yeşilçam yıldızı daha sürünüyor” rüzgarı esti… Ne kadarı doğru?
– Sürünmüyorum. Bir defa moral olarak meclisten daha iyi durumdayım. O görüntüleri iyi okumak lazım. Ben orada bir işçi direnişi yaptım. Fransa’ya gitmek için vize kuyruğunda bekleyen, bir insanın direnişiydi o, İlyas Salman’ın direnişi değil. Yoksa zavallı, gariban görünmek beni üzmez.
– Sinemacı arkadaşlarınızdan biri… “Biz 10 bin liraya çalışırken, İlyas 1,5 milyona film çekerdi, ne yaptı bu kadar parayı?” diye sordu…
– Konuşmuş işte! Maddi açıdan sefil bir halim yok. Perişan da değilim. Orta halli bir memur nasılsa bugün, ben de öyleyim. Orta halliler gibi onurlu yaşıyorum.

– Filmlerde de çoğu zaman “tutunamayan” rollerdeydiniz… İzdüşümü olabilir mi?
– Ben zaten hayatla sanat akrabadır diye düşünürüm. Yani hayatı bilmeden sanat yapamazsınız. Yaşadıklarımı aktardım hep sahneye. Onun için sanatımla yaşamım arasında bir paralellik vardır ama bu tam karşılığıdır diyemem. Filmlerimde okumamış, okutulmamış insanları oynadım hep. Ama gerçek hayatta okumuş bir insanım. Okuduğunu anlayan bir insan.
Türkiye’de şu kadar okuryazar var denilir ya… Mesela o oranın yüksek çıkmasının nedenlerinden biri de babamdı. Nüfus sayım memuru, okur yazar mısın? Diye sorardı. Babam da ‘hee’ derdi. Ama yok öyle bir şey. Türkiye’de gerçek anlamda okur yazar oranı % 5 olsaydı, devrim olurdu zaten.
– Oynadığınız hüzünlü roller… Var mı onlardan toplumun içinde… Karşılaştığınız oluyor mu?
– O karakterlerin gerçek hayatta yeri kalmadı. Yok yani. Az çalışıp, çok kazanmak. İşte yeni insan tipi bu.
İnsanımız sağ cebinden alıp sol cebine koyduğunda kazandım sanıyor. Kendi kültürümüzü, kendi insanımızı tüketiyoruz. Onun için bugünün sinemasına kızıyorum. Biz 65 milyon kişinin hikayesini yapıyorduk, şimdi ise 3 milyonun hikayesini yapıp para kazanıyorlar. Hâlâ aşkı kalp şeklinde çiziyorlar, beyin resmi çizmenin zamanı gelmedi mi? Oysa aşk da, hayat da orada başlıyor.

– Sitcom diziler revaçta… Hiç teklif gelmedi mi?
– Geldi. En son Erol Köse getirdi. Senaryoya bakayım dedim ama henüz hazır değilmiş. Oturuyoruz, televizyonda açık. O sitcom dizilerden biri var. Böyle bir şey dedi. Biri konuşuyor, alttan kahkaha sesi! Bana göre değil bu iş dedim. Yeni dizileri pek izleyemiyorum zaten. Doğrusu dayanamıyorum da!
– Beğendiğiniz iş yok mu ekranda?
– Öyle bir şey demem. İzleyemiyorum. Mesela en son İkinci Bahar dizisini izlemiştim. Bayıldım. Şener Şen dünya çapında bir aktör. Uğur Yücel de öyle.
– Aranız nasıldır? Görüşür müsünüz?
– Şener Şen sinemadan kalan ender dostlarımdan. Görüşürüz tabi… Bir araya gelemesek bile telefonlaşırız. Olan bitenle, kendimizle dalga geçeriz.
– Ankara’da sahne aldığınız, şarkı söylediğiniz söylendi, doğru mu?
– Bu kadar kibar demediler bir kere! Düzelteyim hemen, barda pavyonda şarkıcı olmuş dediler!
– Oldunuz mu?
– Oldum tabi! Kaçırır mıyım? Ankara’da Derviş Baba diye bir arkadaşım var. Benim de türkü söylediğimi biliyor. Dedi ki işler kötü, senin de benden farkın yok. Gel, bir iki türkü oku, belki düzeltiriz durumu. Gittim, bir hafta türkü söyledim sahnede. Hepsi bu kadar.
– Nasıldı ilgi? Derviş Baba düzeltti mi durumu?
– Eh, biraz hareketlendi işte!
– Size katkısı oldu mu?
– Yok canım… Para almadım ben. Nasıl alayım, adam hayatını kurtarmaya çalışıyor, borç içinde. Dedik Derviş Baba bir düzelsin, bize de sıra gelir herhalde!
