/

Kıraç’la tufan zamanı

Gün gelip evrenin bir yerinde saklı kalmış güzel şarkıları dinleyemeyeceği için üzülen biri o… Bu nedenle son albümünü henüz duymadığı şarkılara, bir deli rüzgâra; en çok da ikisini ve her şeyi yaradana adamış Kıraç…

Gün gelip evrenin bir yerinde saklı kalmış güzel şarkıları dinleyemeyeceği için üzülen biri o… Bu nedenle son albümünü henüz duymadığı şarkılara, bir deli rüzgâra; en çok da ikisini ve her şeyi yaradana adamış Kıraç…

Kıraç’ın öyküsü Kahramanmaraş’ın Kanlıkavak köyünde başlıyor. Köyünü; “Yörüktür bizim oralar, nasıl anlatılır ki; tam bir köy” diyerek anlatmaya çalışıyor. Yaşar Kemal’in anlatmaya doyamadığı, Dadaloğlu’nun doya doya yaşadığı köylerden birini ifade etmeye çalışıyor…

Köyünde sevilen bir gençmiş Kıraç… Gerçek adı Tufan ama o doğduğu köyde neredeyse herkesin soyadı olan Kıraç’ı kullanmayı tercih etmiş. Bu durum köy ahalisinin bir hayli hoşuna gitmiş. Anlayacağınız tüm köy Kıraç’mış zaten, toplanmışlar ve ortaya tek bir Kıraç çıkarmışlar… O da şarkılar besteleyip, köyünün ve Anadolu’nun türkülerini derleyip, başlamış seslenmeye…

İstanbul’da Hasköy’de büyüyen Kıraç için, doyumsuz Haliç manzarası ve içe uzanan vadi hala bir Sadabad. Sadabad, yani saraylar vadisi…

Kitap okumaya zaman ayıramamak en büyük ıstırabı. Gençlik yıllarında Müslüm Gürses ve Orhan Gencebay dinleyip, Ümit Tokcan, Zeki Müren ve Alpay’a özense de, içinden çıkan Cem Karaca olmuş.

Sanatla Van Gogh ve Pablo Picasso tablolarını birbirinden ayıracak kadar ilgili… Tiyatroya da gidemiyor. Gittiğinde ise acı tecrübeler ediniyor: “Birbirinin kopyası ve tekrarı olan televizyon- radyo programlarından sıkıldığım gibi, belki seçtiğim oyunlardan olsa gerek, her defasında salondan sıkılarak çıktım.”

Derdimi söylesem derin dereye, doldurur dereyi, yüz olur gider…

Söz döndü dolaştı, Aşık Veysel’e geldi.
Büyülenmiş gibiydi.
Mırıldandı, mırıldandı.
“Bu dizeler, insan eliyle yazılmış, söylenmiş türküler değil” dedi.

Pervane ateşten sakınmaz canı,
Uğruna koymuşum başı bedeni,
Doldur tüfeğini hedef et beni,
Yaram doksan dokuz,
Yüz olur gider….

Aşık Veysel
Kıraç

Kıraç’ın, her albüm sonrası sürekli daha iyisini yapmalıyım diye bir derdi yok. Henüz edindiği tanınırlığı sadece “güzel” diye yorumluyor. Kamuoyunun aksine Teoman’ı, Haluk Levent’i rakip olarak görmüyor. Aksine üreten, güzel söz söyleyen herkesin başarılı olmasını istiyor.

Uzun saçları, yakası kalkık parkası, gitarı ve şarkıları ile bir Kıraç’ımız vardı artık.
En sevdiğim sözlerini hatırlatıyorum ona…
Ve bazı şarkılarının hikayelerini soruyorum en son.
Hepsi aşağıda…

Gönül isterdi ki hep iyi olsun çok iyi olsun,
Bütün acılar bir tip her an hoş olsun,
Ama ne yaparsın insanoğlusun,
Acı olmayınca tatlı da olmuyor…

Kıraç

Düş Yakamızdan; Bu şarkı “başlar ayak, ayaklar baş oldu” sözünden yola çıkarak yazılmış. “O büyük adamlara” hitaben anlayacağınız: “Çek git artık hayatımızdan, yürünmüyor senin sokaklarında, söyle kimler var tuzaklarında…”

Endamın Yeter; Bir sabah uyanır uyanmaz gelen melodilerden biri… “Bir rüyanın devamı, bir günaydın sürpriziydi bu şarkı” diyor Kıraç… “Endamın yeter, gözlerin yeter, uğramasın sana, ne hüzün ne de keder”… Düşmüyor gün boyu dilinden, sonunda oturup besteliyor…

Eğer İstersen; Düşünsenize, insanlar sizi tanımadan, görmeden seviyorlar. Sadece şarkılar var aranızda. Mailler, mektuplar geliyor. Birden şunu düşünüp irkiliyorsunuz: Bu insanların belki de hiçbirini hiç bir zaman tanımayacaksınız. İşte o ürperten duygunun yazdırdığı bir şarkı bu: “Duy beni geçiyor sesim önünden, gör beni görürsün istersen, yalnızlık tatlı bir rüya sanki, gerçekler soğuktur buz gibi.”

Zaman; İlk söylemeye başladığında, annesini odasına kadar getirten, ağlatan bir şarkı bu. “Annem ağlayınca, en çok bunu sevdim” diyor Kıraç…

Bir kez olsun çevir yüzünü bak şu toprağa,
Ne sen kalırsın ne ben bu dünyada,
Umudunu kaybedip pes etmek olmaz…

Kürşat Okutmuş

Journalist Author.
TV News Editor.

Düşünceni Paylaş

Your email address will not be published.

Önceki Hikaye

Arman: Ben tetikçi değilim

Sonraki Hikaye

‘Bellek yitimi yaşıyoruz’

Müzik

‘O Karacaoğlan benim’

Yücel Arzen’le buluştuk Unkapanı’nın soğuk koridorlarında. “Zincirin son halkasıyım” diyen Arzen, “seni yaşlı cadaloz” dediği İstanbul’a

Ses mirasına saygı projesi

“Bayburt Halk Müziği” projesi şehrin arşivlerinde unutulan, ilgisizliğe terk edilen müzik varlığını anımsatmayı ve yeniden erişilebilir

Ortaya karışık Lazbesk

Arabesk, özgün müzik derken şimdi de zirveye Karadeniz müziği çıktı. Ama bu bildiğimiz Karadeniz müziği değil.