1987 yılında Turing’in İstanbul Sultanahmet’te gerçekleştirdiği, turizmin kısmen odağı olan meşhur Soğukçeşme sokağını bilirsiniz; sokağın konumu gereği dizi dizi otelle beraber en büyük parsel de bir kitaplığa ayrılmıştır.
Kitaplık fikri için; “Yıllardır turizm turizm, yetti dedim. Biraz da kültür yatırımı yapmak gerektiğine kanaat getirdim” demişti Çelik Gülersoy…
Öyle ya, tanıdığı bir çok araştırmacıya ait arşiv, vefatlarından sonra dağılmış, o da tüm bu yok oluşlara içi sızlayarak şahit olmuştu. İşte bu sonu yaşamasın diye de “İstanbul Kitaplığı”nı hayata geçirmeye karar vermişti.

1950’li yılların başında, Yıldız’ın ara sokakları, başka hangi dostlukların filizlenmesine vesile oldu bilinmez ama, genç yaşlarda olan Çelik (Gülersoy) işte o sokaklarda küçük bir evde alışıyordu hayata…
Koca bir konağa kapı komşuluğu yapan bu küçük evin küçük beyi, roman ve hikayelere olan düşkünlüğünden olsa gerek, konağın dev kütüphanesine aşık olmuş, boş her anında soluğu orada alır olmuştu…
Konağa her gün kelli felli adamlar girip çıkıyor, çevredeki evlere nazire yaparcasına bu konak ihtişamla konuklarını ağırlıyordu: Ahali konağın damadı Reşit Saffet (Atabinen) bey için büyük bir Türk aydını diyordu. Reşit Saffet bey yazar, tarihçi ve de zamanın başarılı diplomatlarındandı. Lozan Konferansı Genel Sekreteri Reşit Saffet bey, kitaplara olan ilgisini keşfettiği bu delikanlıya başka bir itinayla yaklaşıyor, özel ilgileniyor, bir nevi genç Çelik’i yetiştiriyordu.
Konağın yeni müdavimi Çelik, o koca kitaplığın kapılarının kendisine açılmasının şaşkınlığı bir yana, aslında farkında olmadan büyük bir tutkunun kapısını aralıyordu: İşte o günlerde, hayatı boyunca kitaplarla haşır neşir olacağını, parasız kalma pahasına bütün harçlıklarını kitaplara harcayacağını, daha da önemlisi dev bir İstanbul Kitaplığı’nın zamanı gelince ilk adımını atacağını henüz bilmiyordu!
Onunla sohbetlerimizden notlar alarak yukarıdaki satırları yazmaya başlamıştım ki; 2003 yılında Çelik Gülersoy’u kaybettik. (Nurlar içinde yatsın.)
İşte böyle başlamıştı O’nun ve hayalini kurduğu İstanbul Kitaplığı’nın hikayesi…
“Yanında yetiştiğim için mutluyum, iyi bir modeldi, hakkını yiyemem” dediği Reşit Saffet Atabinen’in vefatı sonrası, konak kitaplığı ikiye bölünmüş, büyük kısmı kurumlara, İstanbul içerikli eserler ise aile tarafından Çelik Gülersoy’a bağışlanmıştı.
O da bu değerli mirastan yola çıkarak, hayalini kurduğu “İstanbul Kitaplığı”na eklemek adına arşiv avcılığını hayatı boyunca sürdürmüştü:
“Tam 50 yıldır kitap toplarım. Bu benim ilk tutkum, çocukluğumdan beri en zevk aldığım uğraş” demişti en son, keyifle ve de hala heyecanla…

Yurt dışı gezilerine 1961’de başlamıştı. Ve gittiği her yerde ilk işi, -parasının yettiği kadar- o ülkedeki kitapçıları tek tek dolaşıp, İstanbul’dan bahseden kitap, broşür, gravür; artık ne varsa bulup almak olmuştu.
Böylelikle binlerce İstanbul bir aradaydı artık:

Seyahatnameler, anılar, monografik etüdler, gravürler, kartpostallar, rehber kitap, dergi ve gazeteler… Romanda, şiirde, fotoğraf ve de hikayede, hatta haberlerde yer alan İstanbul’da bu arşivdeydi.
Tüm mal varlığını; kitaplığın da ait olduğu vakfa bağışlamış olan Çelik Gülersoy’u, emaneti olan İstanbul Kitaplığı’nın kapısında yad ediyor, hatırası önünde saygıyla anıyorum.

İstanbul Kitaplığı’ndan notlar:
Zengin Koleksiyon
Kitaplık, 600’u nadir 14 bin cilde aşkın bir koleksiyona sahip. Gravürler, şehrin ilk fotoğrafları, renkli ve renksiz kartpostallar ve 1870’lerden sonraki fotoğraf malzemelerinden oluşan koleksiyon semtlere göre, yani topografik olarak düzenlenmiş.

Konferans Salonu
Üst katta yer alan kabul salonları, konferans ve konser mekânı olarak kullanıldığı gibi, kitaplığın diğer bölümleri de burada yer alıyor. Bu katta bulunan bölümler: Roma ve Bizans, Osmanlı tarihi, etütler, seyahatnameler, sefaretnameler, hatıratlar, güzel sanatlar, biyografiler, Türkiye hakkında genel kitaplar, İstanbul rehberleri, gravür ve fotoğraf albümleri, referans kitaplarıdır.
Okuyucu Salonu
Zemin katta yer alan Okuyucu Salonu’nda edebiyat, şehircilik ve süreli yayınlar bölümleri yer alıyor. Gelen araştırmacılar ve okuyucular, genelde bu odayı kullanıyor.
İstanbul’u Yazanlar
Zemin katta girişte yer alan bu bölümde ise İstanbul hakkında eserler kaleme almış Türk ve yabancı yazarların fotoğrafları yer alıyor.
Fotoğraf Arşivi
İstanbul semtlerindeki çarpıcı görünüm değişikliklerini sergileyen belgeler, kartpostallar, gravürler ve fotoğraflar bu bölümde yer alıyor. 1870 sonrası İstanbul fotoğraflarından oluşan koleksiyon, topografik olarak tasniflenmiştir.

