Çukurova’ya tam da bugünlerde vardığınızda emekçinin, köylünün toprakla nasıl haşır neşir olduğunu, insan terinin ekmek için nasıl döküldüğünü gözlemleyebilirsiniz. Hasat yüklü römorklar, insan boyuna uzanan başaklar, mısırlar, bembeyaz tarlalar, yemyeşil portakallar, işçiler, kadınlar ve heyecanla bekleşen kıpır kıpır çocuklar… Hayat böyle bir şey olmalı…
Adana’yı ardınızda bırakıp Osmaniye’ye doğru yol alsanız da şalgam ve kebaptan kurtulamıyorsunuz. Misafir olduğunuz hissedildiği her molada, masa yeniden kuruluyor. Ayşe Nine arkasına aldığı baraj gölünün serinliğinden el sallayınca, iyi bir fotoğraf yakalayacağımı düşünmüştüm ama yakalanan ben olmuştum. Mahmut baba gizlendiği yerden çıkıp “gelin hele” diye seslenince, mecbur varıp oturduk. Fotoğraf çekmenin yükü ağır buralarda. Kaç bardak şalgam içtiğimi hatırlamıyorum!
Rüzgar ara sıra uğrayıp, Çukurova’nın bereketli topraklarının tozunu alıp uzaklaşıyor. Hava çok sıcak. Ve herkes bir an önce hasadını kaldırmanın peşinde.

Arazide yaşanan heyecan ve telaş, kent merkezinde bayram neşesine dönüşüyor. Fıstık Festivali’ne hazırlanıyor Osmaniyeliler. Haliyle sohbetler festivale dair…
“Fıstığın festivali mi olur” diyor biri, “niye olmasın ki, turpun bile var” diyor öteki… Cevaplayan bir fıstık üreticisi… Haklı olarak, yıllardır emek verdiği bu özel lezzetin değerlenmesini istiyor. Öyle ya; Osmaniye’nin kabuklu fıstığının, Antep fıstığından veya Ordu’nun fındığından neyi eksik!
Osmaniye Fıstığı
Fıstık, Türkiye genelinde Trakya’dan Güneydoğu’ya hemen hemen her yerde ekimi yapılan bir ürün. Yıllık rekoltesi 80 bin ton. Bunun yüzde 50’si bu topraklardan. Ticaretinin ise neredeyse tamamı Osmaniye merkezli. İşten bundan dolayı üretici, fıstığın adının “Osmaniye fıstığı” olmasını istiyor…
Konuya hakim değilim. Onun için bir bilene, ekonomist gazeteci Ali Erat’a soruyorum.
İşçiliği zor olan fıstık üretimi 60’lı yıllara kadar dar bir alanda sürmüş. Mahsulün bir kısmı kırılarak iç fıstık olarak satılıyor, hasat fazlası kabuklu fıstıklar ise Anamur ve Silifkeli fıstık tüccarlarına satılıyormuş. Silifkeli tüccarlar, Osmaniye fıstığını alıp kendi fıstıkları karıştırdıktan sonra piyasaya Silifke fıstığı olarak sürermiş. Osmaniyeli bunu hatırladıkça biraz öfkeleniyor.
Fıstığı kırmak, kabuğundan ayırmak zahmetli bir iş. Araç gereç henüz yok o yıllarda. Onlarca ailenin tek işi var, o da üreticinin çuval çuval taşıdığı kabuklu fıstıkları kırarak iç fıstığı ortaya çıkarmak. Düşünsenize, tonlarca fıstık tek tek elle kırılarak kabuğundan ayıklanıyor!
PTT’den emekli fıstık üreticisi Abdullah Yalçın daha da ileri gider, kabuğunu kırmayı dahi başaramadığımız fıstığın yağını çıkarmak ister. Fabrika kurulur, Yalçın Yağları tabelası asılır, hatta ilk yağlar piyasaya sürülür ama astarı yüzünden pahalıdır. Maliyetleri düşürmek isteyen Abdullah Yalçın, aylarca uğraşın sonunda Japonya’dan bir fıstık kırma makinesini getirmeyi başarır. Ancak kapasitesi çok küçüktür, o da bir süre sonra işlevini yitirir. İşte orada devreye yerel bir usta girer. Adı Hoca Tülücü’dür. Japonya’dan ithal edilen makineyi inceler günlerce. Sonunda sistemi çözer ve kapasitesi çok yüksek, az zayiat veren bir makine üretir.

Hoca Tülücü’nün ürettiği bu kırma makinesi, Osmaniye’de üreticiye derin bir nefes aldırır. Hatta nefesten daha ötesi… Bu büyük hamle işleri yoluna sokar. Fıstık kırma makinasının getirdiği kolaylık ile pazar büyür. Osmaniye birkaç yıl içinde Türkiye’ye ve dünyaya yağ oranı yüksek, fiyatı düşük fıstığını pazarlamaya başlar. Bütün iç ve dış talepler Osmaniye’de toplanır. Osmaniye fıstık üretim ve ticaret merkezi olur.
İşte o uğraşların bir sonucu fıstık festivali. Fıstık tüccarları burun kıvırsa da üretici hem önemsiyor hem de destekliyor festival fikrini…
En özel lezzet fıstık ezmesi…
Kırma zahmetine girmeden kabuklu ve tuzlanmış hali, benim en sevdiğim hali olsa da bu serüvene şapka çıkarıyorum.
Ve bugün raflarda fıstığın onlarca çeşidini bulmak mümkün. Sıvı yağı da var, ekmeği, bisküvisi ve kurabiyesi de. Festival boyunca şekerlemesini, çikolatasını, dondurmasını, hatta fıstık unu katkılı köftesini denedim. Lakin fıstık ezmesini tek geçiyorum.
Detaylarını sorunca, bir rapor ulaştırdı arkadaşlar. Çukurova Üniversitesi hazırlamış. Tahmin ettiğim gibi tam bir enerji deposu. 100 gramda 600 kalori ve %28 oranında protein. Raporda ilginç detaylarda var: Fıstığın içinde, fıstık faktörü olarak isimlendirilen bir madde var. O maddenin kanın pıhtılaşma süresini kısalttığı, kas yorgunluğunu giderdiği ve damar tıkanıklığını önlediği rapor edilmiş.
Osmaniye notlarını burada sonlandırmam gerekiyor. Çünkü gitmem gereken renkli bir festival ve tatmam gereken onlarca çeşit fıstıklı ürün var.
