Bu dar sokaklar ve konaklar bana çok başka bir kentte olduğum hissini yaşatır. Güne kalenin sokaklarında başlamak, olan biteni fotoğraflamak, en sonunda da kuytu bir konak bahçesine sokulup günü tamamlamaktan daha keyifli ne olabilir ki!
Doğa, keşif ve sadeliğin yanı sıra deneyime de önem verenlerin Karadeniz'de yeni rotası Loidevilla, bir yandan geleneğin koruyuculuğunu yaparken diğer yandan düzenlediği etkinlik ve atölyelerle de dikkat çekiyor…
Uçsuz bucaksız Asya bozkırında dikey yolculuk, batıdan doğuya uzanan ‘yol’ hikayesine benziyor. Güneye indikçe, kentler ve görüntü soluklaşıyor… Doğa ve kültürel doku ayakta belki ama ‘yoksulluk’ her kilometrede biraz daha belirginleşiyor...
Atlıyoruz emektar vosvosa, düşüyoruz yayla yollarına. Çıkmak değil bu, adeta bulutlara tırmanıyoruz! Artık zirvede sayılırız ve daha ötesi yok. Seyri doyumsuz bir mola bu. Bulutların üstünden dünyayı seyrediyoruz…
Rüzgar ara sıra uğrayıp, Çukurova’nın bereketli topraklarının tozunu alıp uzaklaşıyor. Hava çok sıcak. Ve herkes bir an önce hasadını kaldırmanın peşinde. Arazide yaşanan heyecan ve telaş, kent merkezinde bayram neşesine dönüşüyor... Çünkü Osmaniye, fıstık festivaline hazırlanıyor...
Sokakları ve evleriyle hep renkli kalabilen Kaleiçi için, bir derginin “eskimeyen gramafon” benzetmesini anımsıyorum : Yani ahir zamanların lirik baladları ile modern zamanların neşeli melodilerinin aynı anda çalınabildiği mekan...
Bir şeyin sonuna doğru gitmek nasıl bir duygu ise, Artvin’e yolculuk da öyle bir şey. Karadeniz’in haritadaki belirgin kıvrımlarını, aracınızın içinden dahi hissedebiliyorsunuz...