Bulutların üstünden dünyaya bakmak

Atlıyoruz emektar vosvosa, düşüyoruz yayla yollarına. Çıkmak değil bu, adeta bulutlara tırmanıyoruz! Artık zirvede sayılırız ve daha ötesi yok. Seyri doyumsuz bir mola bu. Bulutların üstünden dünyayı seyrediyoruz…

Yolculuk her adımda görüş açısının değiştiği uzun bir serüven. O serüvenlerden birini daha yaşamak için Karadeniz’e açılıyorum. İstikamet Ordu… Bu bakir coğrafya, özel zevk sahiplerini ve yayla sakinlerini saymazsak henüz keşfedilmedi.

Sahil boyunca dikkatlice bakınca yer yer kaçak sığınakları seçebiliyorsunuz. Bunlar mavi ve yeşilin tam arasına özenle kamufle edilmiş, her biri sahibinin zevklerini yansıtan küçük yaşam alanları. Bu iç limanlara İstanbul’dan, İzmir’den yola çıkan tekneler yanaşıyor yaz boyunca. Gelenlerin amacı sığınmak, saklanmak ve bir nebze olsun nefes almak.

Bu küçük kalelerden birkaçına, Ordulu dostlarım aracılığı ile denizden çıkartma yapıyorum. Sohbetlerden edindiğim izlenim şu: Ege’yi, Akdeniz’i yaşamış bu insanlar, küçük cennetlerini paylaşmak istemiyor. Ve her biri sonunu tahmin ettiğinden olsa gerek, Karadeniz’in olabildiğince turizme gecikmesini arzuluyor.

Tabi bu beklenti ve arzunun yatırımcı tarafından olumlu karşılanması beklenemez. Öyle de oluyor. Sohbetin içinde olan bir otel sahibi, “bunları söyleyenler Karadenizli olamaz” diyerek tepkisini gösteriyor.

Onları cennetleri ile baş başa bırakıp, Ordu merkezde hizmet veren Belde Otel’e dönüyorum. Sahibi Ünal Yıldız, bu köklü otelin yanı sıra gözünü yayla turizmini de dikmiş bir isim. Sözleştiğimiz üzere, biraz dinlendikten sonra yaylaya yola çıkıyoruz.

Ya 2 bin 600 metrelik rakım ya da gördüğüm bungalov evler çarpmış olacak ki, çakır keyif oluyorum. Her biri doğayı bozmadan özenle yerleştirilmiş. Kaldığım bungalov evin bir dağ kayasından oluşmuş küçük bir yemek masası var. Ahşap yapılar yaylaya çıkarılıp yerleştirilirken, çok mecbur kalmadıkça, arazinin doğal dokusu korunsun istenmiş. Bu hassasiyeti, kayadan masama kurulup küçük bir kutlama ile taçlandırıyorum. O anlarda, bir vinç asılıp tepemdeki bungalovu çekip alsa, cılız görüntümün garip kaçmayacağını bilmek beni daha da keyiflendiriyor. Yüklendikçe yükleniyorum…

Ertesi sabah güne, kaldığım bu şirin yapıyı doğaya sabitleyecek şekilde, -çivi gibi derler ya- işte öyle uyanıyorum. Bu bir yayla mucizesi olmalı.

Ünal Yıldız, yaylada kurduğu bu hayatı genişletmek niyetinde. Elindeki projelere bakılırsa, misafirlerini birkaç sezon içinde, bungalov evlerin hemen yanı başında bir Husky ve at çiftliği ile karşılayacak.

Yaklaşık 48 saatlik yayla molasının ardından yeniden Ordu’ya dönüyorum. Çünkü bir randevum var. Gelenekselleşen Vosvos buluşmalarının öncülerinden Enis Ayar ile sahildeki dev kayalara sırtını dayamış kafesinde buluşuyoruz. Akşamında, ben yakamozu izlerken, o sevenlerine klarnet ve ud resitali sunuyor.

Sabahında, atlıyoruz emektar vosvosuna, düşüyoruz yayla yollarına. Çıkmak değil bu, adeta bulutlara tırmanıyoruz! Sonunda Kabadüz Tunalık’tan geçerek Taşbaşı Obası’na ulaşıyoruz. Her yıl vosvosçuların buluşma yeri, işte burası.

Enis Ayar yol boyunca Geçilmez Kanyonu’ndan bahsettiğinden, merak ediyoruz haliyle. Kampa katılmadan önce planladığımız gibi, önce geçilmez vadiyi geçiyor, ardından da rotayı Galaboyu’na (Kale boyu) ve Ablak Taşı’na çeviriyoruz. Ve en son Ordu, Giresun ve Sivas’ı buluşturan 3 bin 107 metredeki Karagöl yaylasına ve Aygır gölüne ulaşıyoruz. Artık zirvede sayılırız ve daha ötesi yok. Seyri doyumsuz bir mola bu. Bulutların üstünden dünyayı seyrediyoruz…

Kürşat Okutmuş

Journalist Author.
TV News Editor.

Düşünceni Paylaş

Your email address will not be published.

Önceki Hikaye

Bir sığınak: Ankara Kalesi

Sonraki Hikaye

Kuzenlere yolculuk

Gezi

Rehberimle Kaleiçi’nde

Sokakları ve evleriyle hep renkli kalabilen Kaleiçi için, bir derginin “eskimeyen gramafon” benzetmesini anımsıyorum : Yani