Cendere’de ‘Akışın Tanığı’ bir güzel

18. yüzyılda başlayan sanayileşmeydi onu da İstanbul’a kazandıran. 1902’de inşa edilmiş, yıllarca geniş su hazneleriyle şehrin su dağıtım ihtiyacını sağlamış, ardından da diğerleri gibi işlevini yitirince kaderine terkedilmişti…

Hani neredeyse, orada, yol kenarında sıkışıp kaldığı noktada kaybolup gidecek, farkına bile varmayacaktık! Neyse ki öyle olmadı.

O zaman kötü senaryoyu unutalım ve yeniden aramıza dönen bu güzele yoğunlaşalım…

Bu yapı sadece kültürel değil aynı zamanda Müze Gazhane’ye dönüşen Hasanpaşa Gazhanesi, Santralİstanbul’a dönüşen Silahtarağa Elektrik Santrali gibi endüstriyel bir miras.

Cendere Hamidiye Pompa İstasyonu

18. yüzyılda başlayan sanayileşmeydi onu da İstanbul’a kazandıran. 1902’de Fransa’dan getirilen mühendisler tarafından inşa edilmiş, yıllarca geniş su hazneleriyle şehrin su dağıtım ihtiyacını sağlamış, ardından da diğerleri gibi işlevini yitirince kaderine terkedilmişti.

Söz konusu dönemin mimari ve kültürel geleneği olmakla birlikte, dönemin bir kanıtı ve belleğiydi bir anlamda. Korunup gelecek nesillere aktarılması, dönemin hafızasına dair keyifli bir hatırlama olacaktı kuşkusuz.

2000’li yılların başında, İSKİ bu özel yapı ve çevresini “Su Medeniyetleri Müzesi” olarak düzenlemek için bir heyecan yaşamış, -tahminim- bir zaman sonra proje bürokratik süreçler arasında yitip gitmişti.

Yaptığım okumalardan edindiğim, endüstriyel mirasın hakkını veren Almanya, diğer ülkelere örnek teşkil edecek kadar bu konuda özenli. (1) Bize gelince… 19. Yüzyılda sadece İstanbul’da 256’yı bulan endüstriyel yapılardan, bugün sadece 43’ü aramızda. (2)

O 43’ten biri, Cendere Hamidiye Pompa İstasyonu…

Vadi boyunca, dev makineler çılgınca her metrekareyi çiğneyip yutarken, o da ışıltılı projelerin arasına sıkışıp kalmış, 33 metrelik tuğladan yapılmış bacası hariç bir şekilde ayakta kalmayı başarmıştı.

Makus talihi, 120 yaşında döndü.

Yenilendi.

Taşı, dokusu, bozulmamış peyzajı, kafesi, kitapçısı, bahçesi, dahası tarihi çınarıyla özel bir mekana dönüştü.

İki kanatlı demir kapısı, sanata, kültüre ve de keyifli ‘an’lara açılır oldu.

Düşünen, projelendiren, hayata geçiren her dokunuşa, akla, emeğe teşekkürler.

(1) Yaren Şekerci, İlknur Akıner
Endüstriyel-Kültürel Mirasın Değerlendirilmesi: Almanya Zollverein Maden Ocağı Kompleksi Örneği
TMMBO Şehir Plancıları Odası, Derleme, 2021
(2) T. Gül Köksal, Zeynep Ahunbay
İstanbul’daki Endüstri Mirası İçin Koruma ve Yeniden Kullanım Önerileri
İTÜ Dergisi, Eylül 2006

Nasıl gidilir?

Cendere Caddesi Ayazağa yönünde, Vadi İstanbul’u geçer geçmez Ayazağa Mahallesi girişinde, sağ tarafta. Ulaşım kolay gibi görünse de doğru yolu kaçırıp bölgede birkaç tur atmanız gerekebilir. Bölgeye yerleştirilecek birkaç yönlendirme tabelası ulaşımı daha da kolaylaştıracaktır.

Akışın Tanığı

Değişim ve restorasyon sonrası Cendere Sanat Müzesi’ne dönüşen yapı, yeni dönemde ziyaretçilerini çağdaş sanat eserleri ve geçici sergilerle karşılayacak.

Merkez, ilk sergisinde ise ruhuna, bir anlamda varoluşuna selam gönderiyor.

Günümüzde hayatın akışına tanıklık etmek, aynı anda hem çok fazla dikkat gerektiren hem de dikkat dağıtıcı bir eylem olarak karşımızda duruyor. Bilgi akışı, hatıraların akışı, zamanın akışı, trafik akışı, ticaret akışı, enerji akışı ve sorumluluklarımızın akışında bireyler kendilerini bu baloncuklar içinde ve sanki güçlü bir su akıntısından taşınıyormuş gibi yüzer gezerken bulabiliyor. Çoğu sanatçı, bir sanat eseri yaratma sürecinde bir fark yaratmak üzere enerji dolu bir odaklanma, kendini tam anlamıyla verme ve keyif duygusuna dalmış bir süreç içinde bir akış haline girer. Bu aynı zamanda “başka bir yerde oluş” olarak da bilinir. Acaba akışa tanıklık ederek neler keşfedebiliriz? Endişeler, kederli düşünceler ve üzgün hayal kırıklıkları olmadan zamanda akıyormuş gibi hissettiğimiz o değerli küçücük anlar nelerden oluşuyor? Farklı bakış açıları ve çeşitli yaşam akışlarına tanıklık etmenin yollarını öğrenebilir ve unutabilir miyiz? Aynı anda hem kök salmak hem suyun akışına kapılıp köksüzlüğe yol almak mümkün müdür? Merkezsiz, akışkan ve ortak bir dünya yaratabilir miyiz?

“Akışın Tanığı” başlığındaki sergi, sanatçıların fiziksel, bilişsel ya da düşsel mekanları kendilerine ait kılma girişimini, mesken olarak suya yerleşen imgeler aracılığıyla açığa çıkarmayı hedefliyor. “Akışın Tanığı” ifadesi hem güncel sanatın hem de günümüz yaşamının gözden geçirilmesinde bir referans işlevinde kullanılıyor.

Serginin sanatçıları, toplumumuzu şekillendiren akıntının gücünü eleştirel bir biçimde ortaya koyuyor. Bu güçlü akıntı, pervanelerden akıp giderken aynı zamanda yaşadığımız mega şehrin sokaklarına karışıyor.

“Akışın Tanığı” sergisi, birlikte var olabileceğimiz, deneyimleyebileceğimiz, öğrenebileceğimiz ve akış deneyimini hatırlayabileceğimiz bir davet.

İstanbul’daki kentsel değişimin, şiirsel, mimari, tekno bilimsel, mitolojik, politik ekolojik ve felsefe yönlerine odaklanan davetli sanatçılar ve araştırmacılar, yaşamı belki de daha mutlu, güçlü ve anlamlı kılmak için geçici bir özerk bölge yaratıyor.

Küratörler; Derya Yücel, Ebru Yetişkin, Marcus Graf.

Sanatçılar; Alper Aydın, Burçak Bingöl, Çağrı Saray, Dilara Akay, Ebru Döşekçi, Elçin Acun, Elmas Deniz, Fırat Bingöl, Genco Gülan, Gizem Renklidağ, Gökhan Avcıoğlu, Gözde Mimiko Türkkan, Gülçin Aksoy, Gülhatun Yıldırım, Hüsamettin Koçan, İrem Tok, Onur Mansız, Pınar Öğrenci, Silvia Bener, Uğur Cinel, Volkan Aslan, Yasemin Özcan.

Sergi 20 Nisan 2023 tarihine kadar gezilebilecek.

Kürşat Okutmuş

Journalist Author.
TV News Editor.

Düşünceni Paylaş

Your email address will not be published.

Önceki Hikaye

İstanbullu şair Chenier’in izinde

Sonraki Hikaye

Bir adanın hüznü, bir okula sığar mı?

Yazı

Yürüdü kaldı!

Gıcırtısı güzel günlerden kalma şarkıları mırıldanan ahşap bir merdivenle bir üst kata çıkarak; dinlenme ve yatak