Kuzenlere yolculuk

Uçsuz bucaksız Asya bozkırında dikey yolculuk, batıdan doğuya uzanan ‘yol’ hikayesine benziyor. Güneye indikçe, kentler ve görüntü soluklaşıyor… Doğa ve kültürel doku ayakta belki ama ‘yoksulluk’ her kilometrede biraz daha belirginleşiyor...


Yazı, 2016 yılındaki gezi ve fotoğraflardan derlenmiştir…

Kazakistan’ın eski başkenti Almaata’ya İstanbul’dan yaklaşık 6 saatlik uçuşun ardından ulaşıyoruz. Çin’e yakınlığı nedeniyle Başkent apoletini yeniden inşa edilen Astana’ya kaptıran Almaata, “modern ve aynı zamanda kültürel bir kent nasıl olmalı?” sorusunun yanıtı gibi duruyor…

Yaklaşık 2 milyon insanın yaşadığı Almaata; kuralları olan ve işleyen, düzenli, renkli, dokusu ayakta ve yaşanılabilir bir kent…

Önceliğim Türkistan’a ulaşmak ve bu uçsuz bucaksız Asya bozkırında yorucu bir yolculuğa işaret ediyor…

Bir kaç Avrupa kıtası büyüklüğündeki Kazakistan’ın en güneyine inmek için, ülkenin bir diğer büyük eyaleti olan Çimkent (Symkent) ara istasyon. Havayolu ile 2 saatlik uzaklıkta… Ve ardından bir o kadar sürecek olan karayolu yolculuğu…

Almaata’dan Türkistan’a yolculuk, İstanbul’dan en doğuya uzanan ‘yol’ hikayesine benziyor. Güneye indikçe, kentler ve görüntü soluklaşıyor… Doğa ve kültür ayakta ama ‘yoksulluk’ her kilometrede biraz daha belirginleşmeye başlıyor.

Yol boyunca aralıklarla durmamıza neden olan hayvan sürüleri, develer ve özellikle at çiftlikleri bölge insanının en büyük gelir kaynağının hayvancılık olduğuna işaret ediyor.

300 bine yakın nüfusu ile kalabalık ve büyük bir kent beklentisi uyandıran Türkistan’a taklar ve heykeller arasından giriyoruz… Almaata’dan sonra, birkaç yüzyıl geriye gitme hissi uyandırsa da heyecanlıyım…

-Dönüş yolunda Türkistan için; “derinliği, kültürü, dokusu olan ve ‘bir daha gelmek isterim’ diyebileceğim çok büyük bir Türk köyü burası” diyecektim.-

Türkistan’ın Türk tarihindeki yeri, bu topraklardan yetişmiş büyükler, rivayetler ve kitaplardan aşina olduğumuz manevi iklim gibi ulaşılabilir bilgilere uzun uzun değinmeyeceğim. Ama birkaç ‘zirve’ var ki; kısaca da olsa o ‘noktalarda’ edindiğim izlenimleri paylaşmak istiyorum:

Bir rivayete göre Ahmet Yesevi, kendisini ziyarete gelenlerden önce hocası olan Arslan Baba’yı ziyaret etmelerini istermiş. Biz de bu geleneğe uygun hareket edip, Türkistan’a karayoluyla 45 dakika uzaklıkta bulunan Otrar bölgesine uzanıyoruz…

Arslan Baba Türbesi, Kazak bozkırının ortasında bir büyük “kale” konumunda… 12. Yüzyıldan kalma bu ihtişamlı yapı, 14. Yüzyılda Timur ve ardından 1907’de ünlü mimar Kalbirza Misafiroğlu’nun dokunuşları ile üç defa restore edilerek bugünlere ulaşmış. Yapının orjinal halinden kalan sütun ve oymalar bölge halkı tarafından büyük saygı görüyor ve kutsal sayılıyor…

Taşkent’li bir Türkmen olan Arslan Baba’nın serinliğinde, müslüman ve şaman kadınların mırıldanmaları bir anda Türk tarihini anlatan filmin başa sarmasına neden oluyor.

Çimkent Türkistan arası ömrümü tüketen ve yol boyunca Kazak polisleri ile didişen, sevimli serseri Hasanaga’dan sonra tanıştığım Arslan Baba Türbesi’nin bekçisi Aytugan “işte benim kuzenim bu” dedirtiyor! Yaşadığı topraklara ilgisi ve koruyuculuğunu yaptığı kültüre dair bilgisi bir ‘bekçiden’ daha fazla olan Aytugan, yolculuğun geri kalanında tanışacağım, saygı uyandıracak bilge ‘kuzenlerin’ müjdesini veriyor…

-Yesi yakınında bulunan ‪Otrar‬ bölgesi, aynı zamanda ‪Farabi‬’nin de köyü olarak biliniyor. Emir Timur da bu topraklarda vefat etmiş. Ki ne vefat! Siriderya nehrinin kıyılarına inince bu inatçı komutanı yeniden hatırlayacağız!-‬‬‬‬

Bozkırda mavi derinlik… Ahmet Yesevi Türbesi

Ve Türkistan’ın kalbi Hoca Ahmet Yesevi dergahı…

Birkaç paragraf, birkaç keyifli sözcük anlatmaya yeter mi bilemiyorum ama tek kelimeyle ‘muhteşem’ bir yapı…

Kaldığım otelin balkonundan gün doğarken seyrettiğim, saatlerce etrafında döndüğüm, gizemini çözmeye çalıştığım bu büyük derinlik; rivayetlere boğulan ikliminden ayıklanınca ve sadece olduğu haliyle hissetmeye çalışılınca “bu bölgeye ve bu yolculuğa yeniden çıkmak için en büyük sebebi buldum” dedirtiyor…

Bu ‘yapılar silsilesinin’ hiçbir yerinde tek bir cümle Türkçe olmaması, Türkiye hükümetlerinin bu bölgeye yaptığı yatırım ve destek düşünüldüğünde diplomatik bir eksiklik olsa gerek!

Kürşat Okutmuş

Journalist Author.
TV News Editor.

Düşünceni Paylaş

Your email address will not be published.

Önceki Hikaye

Bulutların üstünden dünyaya bakmak

Sonraki Hikaye

Zamansız bir Karadeniz anlatısı: Loidevilla

Gezi

Rehberimle Kaleiçi’nde

Sokakları ve evleriyle hep renkli kalabilen Kaleiçi için, bir derginin “eskimeyen gramafon” benzetmesini anımsıyorum : Yani