/

Diksiyonsuz Medya

Karar vericiler “ne dediği anlaşılmıyor ama anlaşıldığı kadar artık” dedikçe, fonetik zehirlenme sokaktan ekrana taşınır oldu. Sizce de iki kelimeyi bir araya getiremeyenlerin hemen hemen her yerde kulak tırmalaması, sinir bozucu değil mi?

Karar vericiler “ne dediği anlaşılmıyor ama anlaşıldığı kadar artık” dedikçe, fonetik zehirlenme sokaktan ekrana taşınır oldu. Sizce de iki kelimeyi bir araya getiremeyenlerin hemen hemen her yerde kulak tırmalaması, büyük bir sorun değil mi?

Meslektaş büyüğümüz Tuna Huş, kişilere yüklenmeyi tercih etmiyor bu konuda. Özetle “kişilerin hiçbir kabahati yok” diyerek, seçicileri işaret ediyor:

“Televizyon kanalları, güzel, eli ayağı düzgün, ne bileyim sesi güzel hoş kızları ve yakışıklı delikanlıları ekranı çıkarmak istiyor. Sokakta karşılaştığınız herhangi birine, güzel olana, cazip, sempatik veya medyatik birine diyorsunuz ki gel ekrana çık… Hayır ben çıkmam demez o kişi. Niye demiyor diye de yüklenmeyin sakın. Haksızlık etmiş olursunuz!

“Peki ya insanın kendisini bilmesi” diyerek giriyorum araya.
Devam ediyor:

“Gazeteciler gazetecilik, televizyoncular ise televizyonculuk yapsın isterim. Çünkü ikisi de çok ayrı meslekler. Olabilir, patronlar diyebilir ki; ‘bunlar beceremiyor, gel sen yap’, gazeteci ‘tamam’ diyor. Dur hele, biraz da biz popüler olalım isteği ağır basıyor tabii. İsteğe karşılık vermek başka, insanın kendisini bilmesi başka. Kendini bilmek kadar büyük bir erdem yoktur. Ama demek ki kendini bilmeyen insanlar var ki, onlarda zaten bu işi yapıyorlar. İşin tuhaf tarafı reytingde yapıyorlar. Bu da artık belli bir sürecin ayıbı olsa gerek.”

Sözü eğitim verdiği gençlere getiriyorum:

“Evet, yıllardır bu konuda eğitim veriyoruz ama hepsini ekranı taşıyamıyorsunuz. Bu zaten mümkün değil. Ayrıca Türkçeyi çok kısa bir süre içerisinde layıkıyla ezberletebilmek-öğretebilmek mümkün değil. Kişi ancak kendi çalışmalarıyla olumlu sonuca ulaşabilir. Kurslar temel kuralları öğretir, gerisi eğitim alan kişinin azmine kalıyor.”

İsteğe karşılık vermek başka, insanın kendisini bilmesi başka. Kendini bilmek kadar büyük bir erdem yoktur.

Tuna Huş

Kuşdili, bu alanda eğitim veren merkezlerden sadece biri.
Sahibi Hakan Öztürk’e sektörde yaşananları soruyorum. Ekran garantisi veren kurslara karşı bir hayli öfkeli:

“Mantar gibi türedi dil kursları. Bu kötü bir şey değil ama reklam veriyorlar gazetelere, iş garantisi var diye! Lütfen kimse inanmasın ve de kanmasın! Binlerce insan eğitim aldı okulumuzdan. Hepsinin medyada görev almasını beklemek imkansız. Mesela bazı kanallar, kendilerini tebrik ediyorum, bizlerden de destek alarak tüm çalışanlarına diksiyon eğitimi aldırdılar. Eğitim merkezimize sadece medya kuruluşlarından veya medyada yer almak isteyenler değil, farklı iş kollarından da talep var. Bu bizi mutlu eden bir durum. Diğerlerine göre daha çok tercih edilişimizi ise hocalarımıza bağlıyorum.”

Ekranda yaşanan kirliliği ise yakın ilişkilere bağlıyor: “Onun tanıdığı, bunun yakını noktasına geldi maalesef iş. Ekranda tek geçer akçe güzellik. Bu durumun değişmesini umut etmekten başka elimizden gelen bir şey yok.”

Not: 2018 yılında aramızdan ayrılan değerli hocam Tuna Huş’a saygı ve özlemle… 2000’li yılların başıydı sanırım. Kendisi ile yaptığımız ‘medya ve diksiyon’ başlıklı görüşmemizin bir bölümünün, burada bir anı olarak kalmasını istedim.

Kürşat Okutmuş

Journalist Author.
TV News Editor.

Düşünceni Paylaş

Your email address will not be published.

Önceki Hikaye

İkinci Yıldız yağması

Sonraki Hikaye

Ahşap mı, beton mu?

Dosya

Altın çöplük!

Kapalıçarşı’nın tüm renklerini bilseniz de; her defasında yine yeniden bir renge vurulur, sanki hayatınız boyunca bu

Hür tefekkürün kaleleri

Kaybedilen ilk savaş Mecmua-i Fünun’dur. Ahmet Hamdi Tanpınar; 48 sayı çıkabilen ilk Türkçe bilim dergisi için